Dünya üzerindeki İstihbarat kurumları; değişen politik atmosferin en sık sirayet ettiği birimlerdir. Bu birimlerin nitelikleri ve amaçları sabit olmasına karşın, işlevi ve personel sistemi sık sık revize edilmektedir. Bu durumun en geçerli nedeni ise; gelişen politik sürecin getirdiği "değişim hevesidir."
Bu değişim hevesine; istihbaratı egemenliğine dahil etmek isteyen otoriteler arasındaki yarış da dahil edildiğinde ortaya çıkan sonuç düşündürücüdür.
İstihbarat yönetiminde söz sahibi olmak isteyen kesimlerin yöntemleri ile, istihbarat kurumunun merkezi yapısındaki uyumsuzluklar ve koordinasyon eksiklikleri, uygulanmak istenen "değişimi" bir çok defa etksiz kılmıştır. Çünkü istihbarat, her ne kadar gelişen çağın mübadele ve teknolojisinden faydalanmakta ise de, geleneksel bir yapıya sahiptir.
Ülkemizde, resmî istihbarat olarak kabul edilen kurum; M.İ.T.'tir. Ancak bu kurumun haricindeki diğer kurumlarında istihbarat birimleri bulunmaktadır. Emniyet Teşkilâtı'ından tutun da; Silahlı Kuvvetlerin genel birimlerine kadar istihbarat üniteleri bulunmaktadır. Bu üniteler, bağlı bulundukları merciiye hizmet vermektedirler ve çoğu zaman bir birileri ile koordinasyon kurmayı tercih etmemektedirler.
Bugün M.İ.T., sivil personeli, askeri personelinden daha yoğun olan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu süreç, kolay gelişmemiştir ve değişim beraberinde bazı sıkıntılar da getirmiştir.
T.S.K. (Türk Silahlı Kuvvetleri), M.İ.T'ten gönüllü olarak çekilmiyor ise de, gelişen "evrensel siyasi sürecin" ve yerel yapının bunu gerekli kıldığına inanmış ve bu bilinçten hareketle, M.İ.T.'in sivilleşmesini sağlamak maksadıyla, bu kurumdaki personel sayısını azaltmıştır.
M.İ.T.'te sivil personel olarak çalışanlar, kurumdan ilişkileri kesilinceye kadar M.İ.T. mensubu olarak kalmaktadırlar. Ancak bu kurumda görevli askeri personel, tayin durumlarına göre, istihbarat kurumunda görevli iken, bir askeri birliğe atanabilmektedir.
Bu askeri ve sivil yapı, kamuoyunun bazı kesimlerinin itirazlarına neden olmaktadır.
Ne var ki, burada önemli bir noktaya işaret etmek gerekmektedir.
Güçlü istihbarat kurumlarının hiç biri, tam olarak sivil değildir. Çünkü istihbarat kurumları, yerel olduğu kadar bölgesel ve ulusal mahiyettedirler. Bu durum, askeri bilgi ve tecrübenin kurum içinde fiziki olarak yer almasını gerekli kılmaktadır.
Bana sorarsanız; M.İ.T'in içerisindeki askeri personelin varlığına itiraz eden bazı kesimler, "asker kışlasında kalsın" diyerek itirazlarını dile getirirken, yukarıda bahsettiğim gerçeğin üzerinde fazla durmamaktadırlar. Bu itirazların asıl nedeni; kapalı bir kurum olan M.İ.T'in içindeki askeri personelin, işlevsel niteliğinin ve görevinin kamuoyu tarafından net olarak bilinmiyor olmasıdır.
Bu durumda bu itirazların sahiplerine şu soru sorulmalıdır; "M.İ.T. içerisindeki askeri personele itiraz ediyorsunuz da, niye ediyorsunuz? askeri personelin yetki yada görev açısından sivil personelden daha etkili olduğunu mu düşünüyorsunuz? Eğer buna inanıyorsanız, elinizde bu durumu ıspatlayacak ne var?"
M.İ.T.'in, bölgesel, ulusal ve evrensel anlamda güçlü bir istihbarat kurumu olmasını beklerken, diğer güçlü istihbarat kurumlarının niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.
Bugün; dünya üzerindeki en etkili istihbarat örgütü olan C.I.A'nin teşkilat yapısına göz attığımızda bu kurumda bulunan askeri personelin sivillere oranla daha yoğun olduğunu görmekteyiz. C.I.A ile M.İ.T. arasında bir kıyas yada benzetme yapmak istemiyorum ama, itirazlara verilecek genel cevabın bu tartıdan geçeceğine inanıyorum.
Diğer ülkelerin istihbarat kurumlarına olduğu gibi, M.İ.T.'i de elinde bulundurmak isteyen otoritelerin varlıklarını ret etmiyorum. Ancak; bu kurumların evrensel değişimlere parelel olarak, yeni istihbarat düzenini benimsediğine inanıyorum.
M.İ.T. kurumsal niteliği gereği İç politikadan uzak durmak istese de, dönem dönem; politik rüzgarların sürekli estiği "iktidar" fırtınasından nasibini almaktadır. Örneğin; 1990'lı yıllara göz attığımızda, Emniyet İstihbaratı'nın, M.İ.T.'e tercih edilmek istendiğini ve bu kurumun ara sıra olduğu gibi "el altında" tutulmak istendiğini görmekteyiz.
M.İ.T. Başbakanlığa bağlı bir kurumdur ve başbakan bir siyasi partinin lideri veya efradıdır. Hâl böyle olunca, hükümetin zirvesi siyasetle ilişkili olmaktadır. Siyasi partilerin rejimsel misyonu dışında, partisel bir misyonu bulunmaktadır. Bunun sonucunda değişen iktidarların, devlet kurumlarına yönelik tutumu, dönem dönem farklılık gösterebilmektedir.
Sürekli değişen yönetim kadrosu, beraberinde sistem sıkıntısı getirmektedir. Tüm bu sıkıntılara, siyasi erezyonları da ekleyince bu kurumun zorluklarını görmekteyiz.
Latif Türkdoğan
30 Aralık 2007 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
Her istihbarat ünitesinin genel bir çalışma alanı bulunmaktadır. İstihbarat teşkilatları uygulamalarını dünya üzerine yaymak istemişler ise de, bu konuda yalnızca dış siyaseti ve politik stratejisi güçlü devletler başarılı olmuştur. Bu nedenle; "istihbarat teşkilatları" denildiğinde akla yalnızca bir kaç istihbarat örgütünün adı gelmektedir. Bu örgütler, işlevsel stratejisinde ve haber alma hususunda profesyonel çizgileri yakalamış, dahası, rejimsel sistemlerini dünya üzerinde etkili kılmak konusunda kısmen başarılı olmuşlardır. Bu anlamda güçlü olan istihbarat devleri arasında, ülkemizin resmi istihbarat teşkilatı M.İ.T te bulunmaktadır. Bir çoğu skandallarla çalkalanan dış istihbarat teşkilatlarının edindiği istihbari bilgiler hatasız olmamaktadır. İstihbarat uygulamaları geniş bir alana sirayet etmektedir ve bu geniş alan içerisinde edinilen verilerin bir çoğu duyumdan öteye gitmemektedir. Bu duyumların bir çoğu yanıltma taktiğine dayalı yada hedef şaşırtma amaçlı olsa da, görevlerinin ifası hususunda en küçük duyumu bile değerlendirmek zorunda olan istihbarat teşkilatları çoğu zaman duyumların sağlamlığını irdeleyerek vakit kaybet istememektedir.
İstihbarat teşkilatlarının belirli noktalarda konuşlandırdığı ajanlar bulunmaktadır. Ajan; çoğu zaman devlet memuru niteliğinde olup, bağlı bulunduğu kurumda istihbarat mensubu olarak hizmet veren kişi olarak tanımlansa da, bazen de resmi bir istihbarat mensubu olmayıp, istihbarat kurumlarının haber alma hususunda görevlendirdiği yerel halka mensup kimselerdir. İstihbarat devlerinin kullandığı ajanlar, genellikle stratejik noktalarda görevlendirilmişlerdir. Halk kesiminden olan bu kimseler, yerel siyasi gelişmelerle birlikte, halkın rejime yönelik tutumları hakkında bu kurumlara bilgiler aktarmaktadır.
İstihbarat devlerinden biri sayılan C.I.A (Central İntelligence Agency), savaş öncesinde, Irak üzerinde yüzlerce ajan konuşlandırmıştır. Bu ajanlar, istihbari bilgiler edinmek için yerel halk içinden seçtikleri bazı kimseleri dış ajan olarak tayin etmişler, böylece Irak'ın savaşı öncesi ve savaş sonrası siyasal gelişmelerini yakından takip etmişlerdir. C.I.A, Irak konusunda başarılı bir istihbarat yapmış mıdır veya C.I.A, varlığının etkisini yabancı bölgelerde göstermek konusunda zayıf mıdır? Bunlar kesin olmamakla birlikte, C.I.A'nin Irak'ta bir bölgesel zafer elde edemediği açıktır. C.I.A ile Washington çoğu zaman çelişik bilgiler sonucu birbirilerine ters düşmekte ve dış istihbarat konusunda hatalı tahliller yapmaktadırlar.
Bu hatalı tahlil ve tahminler, bir çok defa Amerika'nın yanlış hedefleri vurmasına neden olmakta, bunun sonucunda ise bir çok masum insan yaşamını yitirmektedir. Kendilerini; Company (şirket) olarak tanımlayan Amerikan İstihbarat Teşkilatı C.I.A, Ortadoğu üzerindeki istihbari ve operasyonel faaliyetler için Türkiye'nin açık desteğine ihtiyaç duymaktadır. Çünkü; Türkiye, gerek siyasi gerek ise istihbari stratejisini Ortadoğu üzerinde kabul ettirmiş bir ülke olup, tüm Orta Doğunun egemen devlet olarak kabul ettiği bir ülkedir. Bunun yanı sıra Türkiye, rejimsel terör ve dinsel terör konusunda etkili bir strateji uygulamış ve bu başarılı uygulama bir çok devletin istihbarat teşkilatları tarafından örnek alınmıştır. Bunun bir örneği, dinsel terörün tehditi altında olan Amerika'nın geçtiğimiz aylarda Türkiye'den uzman ekip talep etmesi şeklinde yaşanmıştır.
ABD’nin dinci terörle mücadele yardım talebi üzerine Hizbullah konusunda uzman olan Diyarbakır Emniyet Müdürü Atilla Çınar başkanlığında yedi kişilik bir ekip, 12 günlük çalışma programı için Washington’a gitmiştir.
ABD yönetimi, New York ve Washington’daki saldırıların ardından dünya üzerindeki radikal dinci terör hareketlerini yakın izlemeye aldı. Özellikle Ortadoğu kökenli terör grupları ve kişilerle ilgili çalışma başlatan ABD güvenlik birimleri, bu kapsamda Türkiye’den de yardım istemiştir.
Türkiye’nin son yıllarda radikal dinci Hizbullah örgütüne yönelik operasyonlarındaki başarısını değerlendiren ABD güvenlik birimleri, bu konuda bilgi verecek bir ekibin gönderilmesini İçişleri Bakanlığı’ndan talep etmiştir.
MİT ve FBI ile radikal dinci örgütler ve Usame Bin Ladin konusunda ortak çalışmalar yapan Emniyet Genel Müdürlüğü, Hizbullah konusunda uzman bir ekip oluştumuştur. Son iki yılda Türkiye’deki Hizbullah operasyonlarını gerçekleştiren önde gelen isimlerden Diyarbakır Emniyet Müdürü Atilla Çınar, altı kişilik bir ekiple ABD’ye gönderilmiştir. Hizbullah’ın tarihindeki en önemli eylem olan Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ve beş polis memurunun şehit edilmesi eyleminin aydınlatılmasının yanı sıra örgütün lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü İstanbul Beykoz’daki ilk operasyonu yöneten Çınar’ın ekibinde Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Zeki Gürkan da yer almıştır.
Bir çok araştırmacı, yazar ve bilim adamı, M.İ.T'in A.B.D.'ye olan yardım ve desteği hususunda gerektiği kadar dikkatli davranmadığını ileri sürse de, Türkiye'nin, yaşanan siyasal ve bölgesel gelişmeler sonucunda artan itibarı ve önemi, bu kimselerin savını haksız çıkarmaktadır. C.I.A, dış istihbarat ve dış operasyon konusunda profesyonel bir tutum sergilemeye çalışsa da, istihbarat olgusunun içeriksel çeşitliliği ve istihbarat incelemesi yapılan ülkedeki siyasi karşıklıklar bunun böyle olmadığını dünyaya göstermiştir. Evrensel istihbarat ciddi bir tarihsel bilincin yanı sıra, evrensel değişiklik ve gelişmelerin de yakın takibini gerekli kılmaktadır. Dış istihbarat konusunun temeli olan bu kural, istihbarat kurumlarınca esas alınmadığı müddetçe, evrensel istihbaratın başarısından söz etmek mümkün olmamaktadır.
Yorum Gönder