25 Aralık 2007 Salı

Terör Örgütlerinin Militan Temininde İzledikleri Psikolojik Strateji

Terör, varlığını muhafaza etmek için, düşmanı olduğu otoriteye karsı güçlü olmak zorunda olduğunu hissetmektedir. Bununla birlikte amacını kısa vadede gerçekleştiremese dahi, uzun vadede sonuçlandırmak için personel ve yandaş desteğine ihtiyaç duymaktadır. Örgüt için eleman ve yandaş edinmek ise, sistemli bir psikolojik propagandayla mümkün olmaktadır. Terör örgütlerinin, mensup edinmek ve sempatizan kazanmak için görevlendirdikleri militanlar bulunmaktadır. Örgütçe seçilmiş bu militanlar, telkin kabiliyeti yüksek, başkalarının siyasal düşüncesini ve bakış açısını yanıltarak, örgüt lehine dönüştürmek hususunda uzman sayılabilecek kimselerdir.


Terör örgütlerinin propaganda, ikna/telkin ve adam kazanma hususunda özel olarak eğittikleri bu militanlar, amaçları konusunda seçtikleri fertlere yönelik, özel psikolojik temas taktikleri uygulamaktadırlar.

Bu taktikler, ikna halkalarından oluşan bir zincire benzemektedir. Bu zincirin halkaları şunlardır:

1- GÖZLEM

Propaganda sorumlusu militan önce, örgüte kazandırmak için markaj altına aldığı kişinin, sosyal durumunu, psikolojik yapısını, siyasal olaylara yönelik tavrını, davranışsal tutumunu gözlemlemektedir. Böylece, takip ettiği kişinin, örgütsel anlamda bir potansiyel oluşturup oluşturmadığını tetkik etmektedir. Terör örgütüne kazandırılması planlanan kişiliğin, örgütün ideolojisini ve eylemlerini benimsemeye müsait bir yapıya sahip olup olmadığı araştırılmaktadır. Bunun için ise izlenen yol şudur;

Paylaşmak uğruna bu stratejiyi benimsemiştir. Bunun sonucu ise ailesel bir yıkım olmuştur.

Büyük bir yaşamsal hata sonucu, terör örgütü mensubu olan kimseler, örgütte fiili olarak çalışmaya başladıkları andan itibaren, ailesinden kopmaktadırlar. Bu kimse, militan olduğu andan itibaren, ailesini kolay kolay göremeyecek, artık sevdikleri ile her zaman birlikte olamayacaktır. Terör örgütü, bu militanı dilediği yerde dilediği gibi kullanacak, militanın sosyal ilişkilerini elinden aldığı gibi, aile ilişkilerini de yok edecektir…


Terörün ne hakkı vardır nede halkı…


Terör kan ve göz yaşı ile beslenir, öfke ile büyür. Bunu iyi bilen terör odakları, güçlerini arttırmak ve otoriteye karşı düşmanlık hissi besleyen teşekkülleri çoğaltmak için durmaksızın çalışmaktadır.

Burada işaretlemek istediğimiz konu şudur; Terörizmin oyunu sonucu, militan kimliğine sahip olan bir insan, yalnızca kendisini değil, ailesini ve ülkesini de derin acıların ortasına koymaktadır.

M.Kemal ATATÜRK’ün de söylediği gibi, gençler bu ülkenin geleceğidir. Bu gelecek dış mihraklarca ve terör örgütlerinin sinsi oyunlarıyla karartılmaya çalışılmaktadır.

Bu odaklar, amaçlarını uygulamak için hiçbir anti-etik yöntemden sakınmamaktadırlar. Gençlerin saf duygularını ve masum kişiliklerini istismar ederek, yalnızca bu gençleri değil, ailelerini ve sevenlerini de yok etmekten çekinmemektedirler. Çünkü terör; öldürülen insanlar ve bu insanların ardındaki göz yaşıyla ilgilenmemektedir. Terör ve terörizm, bir rejimi yada bir sistemi çökertmek için her yolu mubah saymaktadır. İste bu kirli, sinsi ve kanlı amacın sonucunda genç fidanlar bir bir kırılmaktadır.

Aileler!

Anneler! Babalar! Kardeşler! Hepiniz…

Gençler hepimizindir... Gençler bu ülkenin varlık sermayesi ve geleceğin teminatıdır. Gençlerimize sahip çıkın! Onlarla konuşun… sıkıntılı, hüzünlü, kederli ve öfkeli zamanlarda onlardan kaçmayın. Yalnız bırakılan her genç, terör için bir fırsattır. Terörizme bu şansı tanımayın!

Unutmayın, dünyanın her hangi bir coğrafyasında bir Türk genci acı çekiyorsa bunun sorumluluğu hepimize aittir!



a- Ekonomik Durum Gözlemi

Örgüte kazandırılmak istenen kişinin, sos yo-ekonomik durumu ve sosyal sınıf statüsü, terör örgütü için önemlidir.

Ekonomik anlamda güçsüz, geçimini zor sağlayan, zor koşullar altında ve özellikle beden gücüyle çalışan kimseler, bu anlamda genel hedef teşkil etmektedir.

Çünkü bu kimselerin bazıları; ekonomik anlamda bir alt sınıf oluşturdukları ve diğer üst sınıfların egemen statüsü altında ezildikleri propagandası sonucunda kolay ikna olabilecek kimselerdir. Terör odakları bu konudaki gözlemlerle, kişilerin, tutumunu, örgüt lehine dönüştürmeyi başarmak için zemin arayışı içine girmektedir.

Propagandadan sorumlu militanlar, bu husustaki gözlemlerini oldukça gizli bir şekilde yapmaktadırlar. Yapılan gözlemler sonucunda elde edilen veriler, örgüt içindeki üst birimlere aktarılmaktadır. Daha sonra örgüte kazandırılması uygun görünen bu kişiler hakkında görüş birliğine varılmaktadır

b- Sosyal Durum Gözlemi

Terör unsuru, örgütüne kazandırmak istediği kimsenin sosyal yapısıyla yakından ilgilenmektedir. Sosyal durum; bireyin yaşam içerisindeki yeri şeklinde açıklanabilir.


Kişinin ekonomik durumundan kaynaklanan statüsü, bireysel ilişkilerindeki itibar, sosyal durumun temelleridir.
Terör örgütleri; sosyal statüsünü geliştirmek konusunda zaafı olan ve bireysel mübadele anlamında becerisini yeterince geliştirememiş fertlerle ilgilenmektedir. Çünkü bu kimselerin genel kısmı, içinde bulundukları sosyal sıkıntıların nedeninin kendileri olmadığına itibar etmektedirler.

Terörizmin propaganda politikası, bu kimselerin edindiği fikrin haklı olduğunu, böylesi kişilerin salt ekonomik yada etnik nedenlerden dolayı egemen toplum tarafından itildiğini ileri sürmektedir. Terörün buradaki amacı, halk arasında sosyal sınıflar oluşturmak ve sınıflar arasındaki farkı sivriltmektir. Böylece, hem örgüte militan kazandırılması, hem de sosyal sınıflar arasındaki boşluk çoğaltılarak, zümre çatışması ortamı yaratılması hedeflenmektedir.


c- Kişilik Durumu Gözlemi

Bir kimsenin, ekonomik, sosyal veya siyasi açıdan militan olmaya uygun olması, Terör örgütüne yetmemektedir.

Örgüte kazandırılmak istenen kişi, dışsal açıdan terör örgütünün istediği bir vizyona sahip olsa dahi, derhal örgüt mensubu yapılmamaktadır. Terör örgütleri bu noktada, bu kimselerin kişiliklerini incelemektedir.

Ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan, örgüte kazandırılmasında sakınca görülmeyen kimselerin, hiyerarşi düzenine uygunluğu tespit edilmektedir.

Terör örgütlerinin kendi içlerinde bir hiyerarşi sistemi bulunmaktadır. Örgütün varlığı ise, bu hiyerarşinin varlığıyla özdeştir. Dolayısıyla örgüte katılacak olan militanın, örgüt içinde dik başlılık, tutarsızlık, umursamazlık veya benzeri muhalif tutumlar göstermemesi beklenmektedir.

Terör örgütleri, kendi teşekküllerini bir iç dünya olarak görmektedirler. Bu dünyada alışkanlıklar ve ilişkiler farklıdır. Buradaki hiyerarşi sistemi, otoritenin askeri sistemine benzetilmeye çalışılmıştır. Rütbeler, yetkilere göredir ve her yönetici, militanlarına egemen olmak için saygı tutumunu görmek istemektedir.

Örgüt içindeki küçük grupların liderleri, elamanlarına kusursuz nüfuz edebilmesi için, emir-komuta benzeri hiyerarşik bir yol izlerler. Bu yolda sınırsız gidip-gelmek için ise, emirlere koşulsuz itaat eden militanlar barındırırlar.

Örgüte dahil edilecek kimsenin, bu hiyerarşi sistemine tam uyum göstermesi ise, terör örgütünün varlığı ve devamlılığı için gereklidir. Bu nedenle, örgüte kazandırılması amaçlanan potansiyel militanların, bu yönü incelenir.

2- İKNA / TELKİN / PROPAGANDA

Terör örgütüne kazandırılması konusunda hakkında gözlem yapılan potansiyel militanların, örgütün varlığını ve stratejisini benimsemesi gerekmektedir. Bu amaçla terör grupları, örgüte dahil etmek istedikleri kimseler üzerinde “telkin ve ikna” taktiğini uygulamaktadırlar. Bu psikolojik stratejinin amacı; genel anlamda örgüte meyilli görünen kişileri, örgütsel birlik konusunda aktive etmektir.

Terör örgütünün ideolojik fikirlerini benimseyen ancak henüz örgüt adına bir eylem yapmayan kişiler, örgütçe “sempatizan” sınıfında değerlendirilirler.

Sempatizan saflarına dahil olmuş kimseler aslında militan olmaya açık kişiliklerdir. Dolayısıyla örgütün psikolojik stratejisindeki ilk basamak ta, kazanmak istediği kimseyi önce “sempatizan” sınıfına yerleştirmektir.

Sosyal statü edinme konusunda gevşek olan ve siyasal bilinci yanıltılmış olan kimselere örgüt ideolojisini yüklemek, sempatizan kadrosu oluşturma amacına yönelik bir girişimdir. Bu noktada, terör örgütü, bu kimselere örgütün amaçlarını meşru göstermeye çalışmaktadır.

Örgütün propaganda sorumluları bu kimselere; örgüt ideolojisinin devlet baskısının bir sonucunu olduğunu ve örgüt amaçlarının haklı nedenlere dayandığını kabul ettirmeye çalışır.

Terör örgütü mensupları, sempatizan kadrosuna dahil etmek istediği kimselere; aynı ideolojideki diğer örgütlerin, amaçlarının haklı ama yöntemlerinin hatalı olduğu benimsetmeye çalışır. Burada, örgüte kazanılması planlanan kişinin, başka örgütlere kaymasının önlenmesi amaçlanmaktadır.

Terör örgütleri, kendi saflarına katmak istedikleri kimselerin zaaflarını, sosyal ve ekonomik sıkıntılarını istismar etmektedir. Daha sonra bu sıkıntıların ancak örgütün ideolojisinin sonuçlanmasıyla aşılacağını ileri sürmekte ve kişiler üzerinde telkin uygulamaktadır.

Örgütün psikolojik telkin stratejisinin tesir ettiği kişiler, sisteme muhalif fikirlerini sivriltmekte ve örgütsel eylemlerin haklılığına kanaat getirmektedir.

Terör örgütü bu noktada, sempatizan saflarına dahil ettiği kimselere, örgütle ilgili geniş bilgiler içeren dokümanlar vermektedir. Örgütünün burada amacı; sempatizan saflarına dahil ettiği kimseleri, örgütsel bilinç sahibi yapmak ve ileriki dönemlerde militan olarak kullanmaktır.

Sonraki aşamada; örgüt bünyesinde arkadaşlıklar kurularak, samimi bir atmosfer oluşturulmaktadır. Bu atmosfer içinde örgütün ideolojik kuramları tartışılır, konuşulur. Böylece, sempatizanın sosyal yaşamdaki yalnızlık sıkıntısı köreltilir ve bu kimsenin örgüt bünyesindeki ilişkilerden hoşnut olması sağlanarak, sosyal yaşamdan koparılması amaçlanır.

Telkin ve ikna stratejisi sonucunda sempatizan kadrosuna katılan kişilerin örgütlerine olan bağlılığı, yapılan toplantılarla ve örgütsel bilinç alması amacıyla verilen dokümanlarla pekiştirilmektedir.

Bir çok terör uzmanı, “sempatizan” kadrosunu silahsız militan olarak yorumlamaktadır. Kanaatimizce bu çok ta yanlış bir kuram değildir.

İkna ve telkin yöntemiyle, sempatizan kadrosuna dahil edilen kimseler, aslında terör örgütlerince “yedek militan” olarak tutulmaktadırlar. Çatışmalarda ölen, eylemlerinden ötürü ceza evine giren veya kaçan militanların örgüt içinde yarattığı boşluk, yedek militanların asli eylemlerde rol almasıyla kapanmaya çalışılmaktadır.

3- ARKADAŞLIK veya AKRABALIK İLİŞKİLERİNİ KULLANMA

Terör örgütlerinin elaman temini yönünde uyguladıkları psikolojik stratejilerden biri de, arkadaşlık yada akrabalık rabıtasını kullanmaktır. Bu anlamda, örgüt mensubu olanların yakınları, örgütün propaganda sorumluları tarafından izlenmekte, bu kimselerin örgüte yakınlığı konusunda aktif militanlardan bilgi alınmaktadır.

Psikolojik telkin ve ikna stratejisinin en çabuk sonuç verdiği kimseler, örgüt militanlarına yakınlığı olan kimselerdir. Arkadaş, eş, kardeş v.s. gibi yakınlık illiyetleri, terör örgütü tarafından kullanılmakta ve bu kimselerin örgüte dahil edilmesi konusunda aralıksız çalışılmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Harekat Daire Başkanlığı, ve diğer İstihbarat kurumları, bu konuda etkili çalışmalar yapmış ve terör örgütü efradına yakınlığı olan kimseleri büyüteç altına alarak, potansiyel militan unsurunu en aza indirgemiştir.

İlişkisel yakınlık, duygusal bağlılığı kuvvetlendiren bir etkendir. Terör örgütü tarafından aldatılarak, militan yapılan kimselerin çoğu, örgüt içinde yalnız kalmamak ve sevdikleri insanlarla aynı ideolojiyi paylaşmak uğruna bu stratejiyi benimsemiştir. Bunun sonucu ise ailesel bir yıkım olmuştur.

Büyük bir yaşamsal hata sonucu, terör örgütü mensubu olan kimseler, örgütte fiili olarak çalışmaya başladıkları andan itibaren, ailesinden kopmaktadırlar. Bu kimse, militan olduğu andan itibaren, ailesini kolay kolay göremeyecek, artık sevdikleri ile her zaman birlikte olamayacaktır. Terör örgütü, bu militanı dilediği yerde dilediği gibi kullanacak, militanın sosyal ilişkilerini elinden aldığı gibi, aile ilişkilerini de yok edecektir…

Binlerce, on binlerce genç ömür bu uğurda tükenmiş, bir çok masum insan, terör namluları ucunda hayata gözlerini yummuştur.



Doğan Erbaş

0 yorum: