18 Ocak 2008 Cuma

En Vahimi, Türban, Siyasal İslam, Laiklik




EN VAHİMİ

Bunlar arasında yine de, en vahimi, eğer o anket sonuçları doğru ise, üniversite gençliği ile cuma namazları arasındaki bağlantı.

Eğer o anket doğru ise, gençlerin yüzde 63'ünün cuma namazına gitmekte oluşu, Türkiye'deki sosyolojik ve siyasal değişimin inanılmaz bir göstergesi. Bu dönemde atılan tohumların nasıl tuttuğunun vahim bir sonucu.

Üniversitede bir genç normal olarak ne yapar? Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. Yıllar ve yıllardır bu böyle.

Cuma namazı belki de hiç akla bile gelmeyen alışkanlıklardan biri. Bundan üç, beş yıl öncesine kadar, bırakın böyle bir sonucu, anketlerde böyle bir konunun geçmesi bile söz konusu değil.

AKP'yi herhalde en fazla sevindiren anket sonuçlarından biri bu olsa gerek.

Eğer o yüzde 63 doğru ise, Türkiye'nin geleceği karanlık. Cuma namazları, cuma namazı olarak kalmıyor. Türkiye bir başka yere kayıyor. O yer, içinde doğup büyüdüğümüz, değerlerini taşıdığımız çağdaş hayat tarzı değil.



Yalçın Doğan






Latif Türkdoğan'ın Yalçın Doğan'a cevabıdır ;



Tehlikeli olan neymiş?

Cuma namazını kılanların sayısının artmasını Türkiye için tehlikeli buluyorlar.

Türkiye'yi tehlikeye atan çok gelişmeler var dahilde ve hariçte.

Üniversiteliler iyi bilir ki dört senelik zaman biter ve sonra hayat geceye dönmüş, gladyatör gibi mücadele etsen dahi kıvılcımlar dışında gündüzü görmek imkansız. "Üniversiteye kapağı atın sonra sizi mutlu ve umutlu günler bekliyor" diyen rehberlerin kulağı çınlasın. Sanki üniversite sonsuz mutluluğun kapısıydı da hayatın gerçeklerinden habersiz 18 yaş gençliğinin tamamı kurtuluşa erecekti.

Bir gerçek var ki üniversite ortamı zamanın gereksiz yere harcandığı bir eğlence mekanından öteye geçemedi istisnalar hariç. Kalabalık yığınların hocalarıyla birlikte bilimi ayakları altına aldıkları boşa zaman harcama yeri oldu.

Oraya bilinçli gitmenin yolu 18 yaş öncesi bir iş deneyimi yaşamak olmalı ki derslerin kıymeti daha iyi bilinsin ve kitabı okuyarak ders anlatan çaylak hocalar 200 kişilik koca amfide başından iş deneyimi ve haliyle hayat tecrübesi edinmiş, geleceğin kaygısı içinde kendine bir çıkış yolu arayan gençlerin önünde madara olabilsin. Bir dersin bitiminde uyanıklar, hocanın ardından şöyle diyecekler: "Hayat senin bir türlü anlatmayı beceremediğin kitap bilgilerinden çok daha farklı. Masal anlatmayı bırak."

Öğrenci profili böyle olsa üniversitelerin ortamı daha değişik olur muhakkak ve nereye gideceğini bilmeyen yığınların işgali ortadan kalkar ve her öğrencinin dersler dışında yapmaya muhtaç olduğunu bildiği bir meşgalesi olacağından derslere inek gibi çalışma, dersi bırakıp kafelerde duman altı toplantılarına katılma faaliyetleri de ortadan kalkar.

Cuma namazına gidenleri tehlikeli bulanlar, esas tehlikenin bu olduğunu söyleyebilirler mi?

Türkiye'nin geleceğinin karanlıklara bürünmesi, yolunu şaşırmış kalabalık ve işini tamamen şansa bırakmış üniversitelilerin işsiz kalmalarında. Cuma'ya gitmeyle Türkiye'nin karanlığı arasındaki ilişkiyi izah etsinler önce.

Onun gibi kendi köşesinde atıp tutan gazeteci bozuntular gençliğin işsiz kalmasının Türkiye'ye olan maliyetini çıkarsınlar hadi. Yaşları 50'ye ulaşmışlar, bozuntu şeklinde İslam'a karşı şekilsel bir karşı koyuş içinde vakitlerini boşa harcıyorlar. Ne kötü yoldalar!

Bazıları babalarından kalan sermayeyi zahmetsizce ceplerine indirdiler ve çocukken ve yetişkinken İstanbul Türkçesi ile atıp tutma sanatının inceliklerine hakim olup ihtiyarlıklarında da köşelerinde sallayarak kendilerini küçük düşürüyorlar farkında olmadan. 50'ye ulaşmış birinin daha farklı konularla uğraşması beklenir, kendini salmadan. Üniversitedeyken de sermayeleri cepteydi ve son model arabalarla karşı cinsi tavlamada da bir yetenek geliştirmiş olmalıydılar. Çingen köklü bir sosyete parçası olup kendi siyasi görüşüne uymayan kişileri böyle insafsızca ve mantıksızca Türkiye'nin karanlık sebebi göstermeye ne hakları var ki? Elbette böylesi insanlar için cuma namazı ve barda dans ettiği Aylin ve Aylin'li enstentane büyük bir çelişki doğurur. Aylin ise zengin erkek arkadaşının kollarında 360 derece dönüyor ve namusunu ayakları altında çiğniyor bile bile.

Ayrıca Yalçın Doğan tarzı kişiler için yığınların işsiz kalması memnuniyet verici bir tablo. Yalçın'ın korkusu sokakta yürürken İslam'ı gözünün önüne getirecek simgeler. Camiden çıkan kişilere suratını asarak bakması bu yüzden. O caddelerde gezerken daha Avrupai simgelerin parlamasından yana. O zaman Avrupa'ya taşın Yalçın. Ama büyük olasılıkla orada kendini en zayıf halka gibi hissedeceksin.

Kitleler işsiz ve yeteneksiz olsun ki Yalçın köşesinde istediği gibi at oynatsın. Onun gibi sosyetik takılanlar da onu alkışlasın.

Onun artık meydanlarda birbirleriyle yavaş yavaş çiftleşen kişilere rastlama hayalini durdurması gerekir, işte üniversiteli bilinçsiz olsa da ruhunda azap uyandıran fitnenin bilincinde Cuma'ya gideyim diyor. Yalçın ise daha çok müzik dinlemekten, kızlarla gezmekten yana. Ders çalışmaktan da yana ama kuru kuruya ders çalışmak sıkıcı olmalı ki çoğunluk müzik ve arkadaşla yetiniyor! Ayrıca kendisine katkısı olmayan bilgileri akılda tutmak enayilik olur. İş hayatı daha farklı ve bunlara şahit bir ruh, tatmin olmak için ağlıyor ve namaza yöneliyor. Yalçın'lar bunun ne demek olduğunu bilmez belki.

Halktan kopuk birinin karanlıklar ve tehlikeler konusunda yorum yapması sakıncalıdır. Çünkü o görmedi, yaşamadı ve anlamadı zamanında. Sıkıntı çekenlerden olmadı. Sadece kitap okudu ve İstanbul türkçesiyle konuşmayı öğrendi. Kitaptaki tehlikeler komploya sevk ederken, görerek ve şahit olarak hayatla yüzleşmek gerçek tehlikenin nerde olduğunu bildiriyor.

Entel takılan aydın bozuntusu kişilerin yazdıklarına değil, kendi yaşadıklarınıza güvenin.

Çağdaş yaşamak simgelerin gölgesi altında kaldı. Yaşamak adı üzerinde. Yaşamak ise bedensel ve zihinsel bütünlükte bir devinimi anlatır. Böyle bir devinim altında alnından akan terlere engel olamadan üniversiteye yetişen bir kitlenin doğacağı günler için ümitli olmalıyız ki sorunlar çözülsün. Böylece kitaptan ders anlatan hocaların yerini yaşayarak anlatanlar, sadece kitap okuyarak ve test çözerek üniversiteye giren öğrencilerin yerini mesleki teknik bilgilere sahip bunu bizzat uygulama fırsatı bulmuş pratik ve deneyimli öğrenciler alacak ve kimse simgelerin büyüsü altına sığınarak ruhunu yitirmeyecek. Bunların içinde Türk-İslam değerleriyle bütünleşme de unutulmamalı. Sonrasında yoğun meşgale içinde Yalçın'ın Aylin için boşa zaman harcama alışkanlığı bitecek ama Cuma'ya bilinçli gidişlerde artış olacak, o yoğunluk ve telaşe içinde Cuma'ya Allah için gidişte büyük patlama olacak inşallah.

İyi bir Türkiye için bunlar olmak zorunda. Sonsuzluk yurdunda ateş halkından olmamak için de bunların olması gerekmekte.

Her birey mesleki vizyonunu da dışta potansiyel düşmanlara karşı bir güç olarak kullanmayı bilse, içerde siyasal islam- laiklik, sağ-sol gibi faydasız savaşlarla geçirmekten çok dışta savaşmak için güç birliği yapmayı alışkanlık haline getirebiliriz galiba.

İyi şeyler düşün ki iyi bir hayat yaşayabilesin.

Kötü şeyler düşünen karanlığa mahkum yaşar.

Sosyete ise nereye gitse iflah etmez.


Latif Türkdoğan




TÜRBAN TARTIŞMASI


KAPANMA HAKKINDA



img141/6759/hocaefendiee1.jpg




FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ , SİZE SESLENİYORUM !






1 yorum:

Adsız dedi ki...

Sanal savaş

Günlerden beri kafam bozuk. Fişlerini çekebilsem işi bitireceğim ama o kadar çoklar ki tek başıma mücadele etmem imkânsız. Seviyeli siteler olsalar, savundukları “davanın” hakkını verseler başım üstüne.

Çağdaş ve laik Türkiye taraftarlarına sesleniyorum

Belki şimdiye kadar anlamışsınızdır, ben eğitim zamanını saymasak bu yıl 25. senemi bilgi işlem hizmetlerinde dolduruyorum.

İnterneti din simsarlarına, birlik ve bütünlüğümüze göz dikenlere bırakmamamız lazım.

İnternetin sanal ortamında kendilerini çok rahat ve güvende his ediyorlar. Benimle bu simsarlara karşı mücadele etmek isteyenleri, birlikte çalışmaya davet ediyorum. Ama bir uyarıda bulunmam lazım. Bu site de Atatürk ilke ve inkılâplarını savunmaya başladığımda sanal saldırılara uğradım. Amatörce saldırılar, bir kaç tıklama ile beni rahatsız bile edemediler. Ama bu benim ilgi ve bilgi alanım. Sizin olmayabilir ve gerçekten sorun yaşayabilirsiniz.

Yirmi beş sene kendinizi saklayamazsınız, kaldı ki benim hiç bir zaman öyle bir niyetim olmadı. Bilgisayar alanında birçok makale ve elektronik kitaplarım var. Anlayacağınız, isteyen beni istediği anda bulur.

Her şeye rağmen mücadele azminiz varsa ya da en azından fikir edinmek istiyorsanız, elinize bir kaç araç vermek istiyorum:

Site sahipleri hakkında bilgi edinmek için:

Türkiye:
http://www.whois.gen.tr/

Avrupa:
http://www2.whois.eu/whois/GetDomainStatus.htm

Uluslararası:
http://www.nic.com/nic/whois/
http://www.internic.net/whois.html

Almanya:
http://www.denic.de/de/
Benim amacım herhangi bir siteyi çökertmek değil. Simsarlar dört tarafa yayılmışlar hangi birini çökerteceksiniz. Bence onlarla mücadele etmenin en güzel yolu onların yalan ve dolanlarını Türk kamuoyunun sağduyusuna ve takdirlerine sunmak olacak. Bunun için size bir kaç araç daha sunmak istiyorum. Örnek olarak bir siteyi ele alalım:

http://www.basortu.net/

Bu siteye girdiğiniz an şu içerikle karşılaşıyorsunuz.



Sitenin devamında istediğiniz takdirde şu link’i buluyorsunuz:

http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/nsections/index.php?op=viewarticle&artid=45


Şimdi yalan dolan kısmına gelelim:

Bu sitede Ahzab Suresi’nin 59. ayeti şu şekilde vermişler:

“Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkıca örtünsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.”

Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin Diyanet Başkanlığında ayni sure şu şekilde verilmektedir:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

T.C Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-i Kerim ve Türkçe Meali

Desinformasyonun (yanlış bilgilendirme) böylesine ancak pes denir. Diğer sureleri sizler denetleyin ki ağzınız açık kalsın.

www.gurbuz.net