Ülkemizin G.doğusunda kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı yörelerde terör saldırılarıyla Devletin güvenlik güçlerini ve asker,sivil,kürt,türk ayırdetmeksizin her vatandaşımızı hedef alan vahşice katleden, karanlık ellerde karanlık emeller için yaratılan bir örgüt ve bunun yarattığı sorunlar önceleri Bölücü terör,G.Doğu sorunu,ayrılıkçı kürtçülük gibi adlarla tanımlandı,derken bir sonraki aşamaya geçildi batılı ülkelerdeki örgüt temsilcileri ve batılı insan hakları kurumları,sivil toplum örgütleriyle el ele kampanyalarla Kürt sorunu olarak işlendi,propagandası yapıldı. bu önce AB,ABD yönetimlerince kabul gördü sonrada ülkemizdeki benzer yandaş kuruluşların sözcülerince bizede dayatıldı.bu dayatma ülkemizdeki küreselci,ABci,dönek,liboş,medyamızın palazlatıp zenginleştirdiği uzmancık,aydıncık,entel vs. ne varsa hepsince kabul görüp dillendirilmeye başlandı,sonrasındada bunlara bütün bu çevrelere şirin gözükmeye çalışan islamcılarda eklendi.
Günümüzde artık bu soruna kürt sorunu demek bir maharet,demokrasi insan hakları konusunda bir aydın açılımı,fikri bir sıçrama ve gelişim,evrensel ölçekte düşünebilme gibi görülmeye,gösterilmeye başlandı.kürt sorunu diye söze başlıyanlar efendim artık bu realiteyi kabullenelim,siz kabul etsenizde etmesenizde böyle bir sorun var, sorunu kürt sorunu olarak ifade etmekten korkmıyalım,sorunun çözümü aşamasında bu önemli bir adımdır yok sayarak bir yere varamayız vb. 5.kol stratejisine uygun psikolojik savaş söylemiyle demokrasi ve özgürlük havarisi kesiliyorlar.
yani sadece kişisel bir fikri tercihle kalınmıyor herkese dayatılıyor,bilen bilmiyen bazı safdillerde bunu bilinsizce kabullenip söylemlerine katmaktalar.böylece karanlık ellerce asıl amaçlanan yavaş yavaş sinsice uygulamaya geçiriliyor.topluma,medyaya,meclise hükümete kadar kabul görüncede mademki kürt sorunu var çözelim,kimle çözelim pkk,dtp,AB,ABD kim muhatap alınıcak sorunun tarafları olarak, öyle ya etnik bir sorun varsa bir ülkede sorunun ülke içinden ve dışından muhatapları masaya oturucak,uluslararası sözleşmeler devreye giricek,iş bu noktaya getirilmeye çalışılıyor kısmende getirildi.
kürt s(z)oruncularına peki bu kürt sorunu nedir anlatın açın dendiğinde genellikle kem kümle başlayan sonrada bu sorunun ta osmanlıdan cumhuriyete uzanan bir gangren olduğu işte kürt isyanlarından başlayıp devletin kürtlere sözde vaatlerine,kürtçe yasağına,kürt varlığını inkar ve asimilasyon politikalarına,devletin doğuya yatırım yapmadığı iş,eğitim,hastane vs.konularda geri bırakıldığı gibi mühpem bir tablo ortaya konuyor.bütün bunlara şöyle bir bakıcak olursak..öncelikle osmanlıdan cumhuriyete kürt isyanları, aşiret reislerinin bir takım çıkar ve ayrıcalıkları elde etmek yada kaybetmemek için çıkardıkları isyanlardır, sonrasındada batılı emperyalistlerin kışkırtmalarıyla çıkarıldı.Devletin cumhuriyetin kuruluşunda kurucu unsur olarak kürtlere vaatlerde bulunulduğuysa bir rivayetten ibarettir kaldıki böyle bir kurucu unsurdan sözedilemez çünkü sadece kürtler değil laz,çerkez vs.tüm kesimleriyle kurtuluş mücadelesi verilmiş ve cumhuriyet kurulmuştur tümünede etnisite anlamında değil vatandaşlık anlamında türk denerek, parça parça edilmiş bir devletten üniter bir ulus devlet doğmuştur.
Devletin kürt varlığını inkar ve asimilasyon politikalarıyla ilgili iddialara gelince bilindiği üzere cumhuriyetle amaçlanan bir ulus devlet yaratmaktı bu amaç doğrultusunda o bölgenin suistimallere,kışkırtmalara açık yapısı nedeniyle birtakım raporlar,planlar hazırlanmış bazılarıda uygulanmış olabilir ama bunlar üniter ulus devlet yapısını yerleştirme ve koruma amaçlıdır, çünkü bu topraklar sevr den kurtulmuştur ,ayrıca bu tür uygulamalar cumhuriyetin kurulduğu çağın ulus devletler modelinin gereği olarak o çok demokratik insan haklarına saygılı batılı devletlercede başvurulan yöntemlerdir.
Bölgenin geri kalmışlığı devletin ihmali yatırım yapılmadığı konusunda ise,bir kere türkiyenin 3-5 ili dışında ihmal edilmiyen,geri kalmıyan yatırım getirilen yeri varmıdır, bunca başka başka illerden bölgelerden insanlar neden bu 3-5 ile toplanmış bunun açıklaması varmı,haa doğu ve g.doğu coğrafyasının koşulları nedeniyle biraz daha geri kalmış olabilir ama bu coğrafyayı da devlet yapmadı ya.ayrıca bilindiği üzere devletin götürdüğü yatırım ve hizmet terör örgütünce sayısız kereler kundaklanıp sabote edilmedimi,devletin görevlendirdiği öğretmen,doktor,mühendis kaçırılıp öldürülmedimi.demek ki sorun buda değil yatırım hizmet kimsenin umurunda değil aksine bunlar hiç götürülmesin ki suistimal potansiyeli devam etsin.yine bu kürtçülerin savunmasına göre Deniyorki siz türkler bir başka ülkede yaşasanız sizin tarihiniz,diliniz,kültürünüz,coğrafyanız inkar edilse,asimile edilmeye çalışılsanız ne yapardınız.çok güzel tamda bahsedilen konuda bir çok türk toplumu çevre ülkelerde aynen bunları yaşadılar hala yaşıyanlarda var.
AB üyesi yunanistanda yaşıyan hakları uluslararası sözleşmelerle sözde garantiye alınmış azınlık statüsündeki türklerin yaşadıkları,siz türk değilsiniz müslüman rumlarsınınız denerek inkar edilmeleri ve halihazırda Türk olmanın Türk adıyla bir araya gelip örgütlenmenin suç olması;yine yakın geçmişte sosyalist sözde eşitlikçi bulgar rejiminin aynı şekilde türklere siz türk değilsiniz müslüman bulgarlarsınız diyerek nufüs kayıtlarından türkçe adlarını bulgar adlarıyla değiştirilerek devlet eliyle açıkça asimilasyona tabi tutulmaları,göçe zorlanmaları;kıbrıs türklerinin dramı adanın yunanistana ilhakı girişimleri rum çetelerinin soykırıma katliamlara girişmeleri,eğer türkiyenin garantörlüğü olmasaydı bugün kıbrısta türk kalmazdı ada yunanistana bağlanmıştı bugünse sözde etnik ayrımcılığa karşı mücadele eden AB tarafından dışlanmaları ve izolasyona tabi tutulmaları;bir başka örnek kırım türkleri yurtlarından sibiryaya sürüldüler darmadağınık edildiler bugün yurtlarına geri dönmeye gayret ediyorlar ama yerlerine yerleştirilen ruslardan atalarının babalarının arazilerini mülklerini geri alamıyor yokluklar içinde arazi satın alıp gecekondularda yaşıyorlar;bu örnekleri çoğaltabiliriz,kazan tatarları,azerbaycan karabağ gibi.. peki ne yaptı tüm bu türk toplulukları terör örgütleri kurup dağa çıkıp katliamlarmı yaptılar hayır asla sadece kanunlar imkanlar çerçevesinde haklarını aradılar ama haklar türk olunca elde edilemiyor,ne hikmetse batılı insan hakları kuruluşları AB yetkilileri buralarda yoktu bunlar dünya kamuoyunun gündemindede olmadı,olamazdıda nasıl olsunki günümüzde almanya ve fransada Türk işçilerin çocuklarına Türkçe yasaklanıyor asimilasyonları gündemde , onlara mübah bize gelince aman ha kürt,kürtçe dokunulmaz ayrıcalıklardır...ayrılıkçı kürtçülerin dikkatine sunulur..
Şu kürt dili,tarihi ve coğrafyası konusuna gelince.kürtçe dedikleri arapça farsça türkçe bilmem kaç dil alaşımı ve bir çok lehçe..hadi onu kabul edelim.kürt tarihi nedir bilen varmı..eski mezopotamya uygarlıklarına zorlama uyduruk bağlantılar dışında ne var,coğrafyaya gelince ne hikmetse bu coğrafyada yapılan arkeolojik kazılarda her millete uygarlığa ait buluntular çıkıyor ama kürtlere ait özgün hiçbir arkeolojik bulgu yok.bu nasıl bir tarih kültür ve kürt coğrafyası anlayan beri gelsin..yani kürt sorunu diye dayatılanın tarihsel arkeolojik etnolojik bir kökenide yok.ama iddialara bakarsanız sanırsınız ki; Kürdistan diye bir devlet kürt uygarlığı diye bir uygarlık varmış Türkler gelmiş orayı işgal etmiş kendi topraklarına katmış kürtleri esir almış köleleştirmiş, kürtleri sömürmüş verimli topraklarını kültürel miraslarını talan etmiş,uygalıklarını yok etmiş; kızılderililere,zencilere, yahudilere yapılan ırk ayrımı ve soykırımını yapmışta onun üzerine kürt halkı isyan ederek örgütlenmiş dağlara çıkıp özgürlük mücadahalesi vermeye başlamış...durum bumu yani..
Türkler olmasaydı kürtlerin yaşadığı doğu,g.doğu Anadolu ermenistan olurdu ve işte o zaman orda kürt kalırmıydı bir de onun muhasebesini yapsınlar bakalım.Çözüme,sadete ne istiyorsunuza gelince kürtçülere göre çözüm siyasi idari hukuki ve kültürel yani anayasadan başlayıp kanunlara,bölgenin idari yapısına,anaokulundan üniversiteye kürtçe eğitime kadar sözüm ona demokratik çözüm adı altında kürt ayrıcalıkları.sonra sonrası malum ayrılık,peşinden diğer unsurların kışkırtılmaları ve tabi ermeni pontus projeleri gelicek yani anadoluyu etnik bir cehenneme dönüştürecek sevr projeleri..
kimse Türkiye Cumhuriyeti Devletinden,hükümetlerinden bu devletin parçalanmasına,yıkımına götürücek yolu kendi elleriyle döşemesini beklemesin.bu ülkede türk kürt vd. aynı mahallede yaşar komşuluk arkadaşlık dostluk eder aynı okulda okur aynı işte çalışır aynı hastanede yan yana yatıp tedavi olur birbiriyle evlenir akraba olur kimse kimseye karışmaz dışlamaz,kürtlere karşı bir ayrımcılık,dışlamamı varda bizim haberimiz yok;devlet kademelerine,TBMM ne girememe,devlentin imkanlarından yararlandırmama vs. Türk vadandaşı olmanın hangi haklarından yoksunlar,Türk,Laz,çerkez vd. neyse onlarda o.peki sizin bu derdiniz ne,açıkça deyin bizim geçinmeye gönlümüz yok hedefimiz kürdistan bu devletten doğu ve g.doğuyu alarak ayrılıp barzaniye bağlanmak istiyoruz,bizde o zaman derizki ya kardeşce tek devlet tek millet tek bayrak altında yaşıcaz yada hodri meydan,arkanıza AB yi yanınızada barzaniyi alın elinizden geleni ardınıza koymayın yeter artık .sinsi planlarını gizleyip kardeşliğe kurşun sıkanlar türktende kürttende karşılığını görüceklerdir.
Sorunun aslında ne olduğuna ve çözümüne gelirsek;Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletinin kürt sorunu diye bir sorunu yoktur.Türkiye Cumhuriyetinde sadece kürtlerde yoktur,sorun varsa her sorun hepimizin sorunudur,hiç bir etnik,dini,siyasi vb. kesim toplumun diğer kesimlerinden ayrıcalıklı haklar talep edemez.Birkaç sözde cumhuriyetimize otoriter deyip demokratik cumhuriyet isteyenlere, demokrasi düşmanı vahşet saçan bir terör örgütüne,diktatör elebaşılarına,cani militanlarına açıkça tavır alamama aczinde olanlar utanmadan nasıl demokrasiden bahsedebilir ve demokrasi talep edebilirler,Türkiye cumhuriyetine demokrasi kabadayılığı yapanlar terör örgütüne gelince pısarlar bu nasıl bir iki yüzlü demokrasi ve özgürlük anlayışıdır,a zavallılar siz önce pkk ya karşı özgürlük kazanın sonra feodaliteye en sonra cumhuriyeti demokratikleştirin. birde utanmadan çetelerle mücadeleden sözediyor bu eşkiya sözcüleri.
SORUN:
1-Terör-pkk denen suç örgütünün uluslararası suç örgütlerinin bölgemizdeki ayağı olarak uyşturucu,silah,insan,akaryakıt,sigara kaçakçılığıyla devasa ranta kürt maskesi takarak hizmet eden bundan geçinen bazı kürt ailelerinin,aşiretlerinin her ne pahasına olsun ayakta tutmaya çalıştıkları mafia şebekesiyle alakalı kriminal bir sorundur.ortada yeni bir gayrımeşru istihdam alanı oluşturuldu narkoterör..diyarbakır şebekenin üssü konumuna getirilmiş, bir yığın uyuşturucu baronu ortaya çıkmış, ortada çok büyük bir rant dönmekte kapıların önünde son model jipler uluorta uyuşturucu kullanan çocuklar ve bu çarkın devamı için kürt türk hiç farketmez her cana kıyacak kadar gözü dönmüş kü(u)rt baronlar,güvenlik güçlerini başka tarafa çekip oyalayan teröristler, öbür taraftan geçirilen uyuşturucu konvoyları.
2-Bölücülük[kürdistan,ermenistan,pontus]-kürt sorunu olarak telaffuz edilen dava batının şark meselesi çerçevesindeki projelerden birinin bir ayağıdır yani sevrin.bugün ermenistan lozanı kars gümrüyü tanımıyor sevr i tanıyor.ırağa demokraside özgürlükte bu çerçevede ırak üçe bölünerek getirildi, bu çerçevede bir demokrasi,özgürlük anlayışı bizede dayatılıyor.sevr,AB uyum yasaları,medeniyetler çatışması yada ittifakı,BOP derken hep bu çerçevede değerlendirilmesi gereken batılı emperyalistlerin şark emelleridir. Böl,parçala,yönet ve tabi sömür,Türkiye gibi dünyanın stratejik bölgelerinde asla büyük bağımsız güçlü devletler oluşmasın ki onlar dünyayı rahat idare etsin sömürsünler strateji bu yoksa Kürtte,Türkte kimsenin umurunda değil.
3-aşiret-tarikat düzeni-Doğu ve g.doğu bölgemizdeki feodal düzen.işte asıl kürt sorunu kürtlerin sorunu,bir taraftan aşiret reisleri ağalar öbür taraftan yozlaşmış tarikatların şeyhleri şıhlar..ağaların ve şıhların iki dudağı arasındaki çağdışı baskı ve sömürü düzeni.kürt sorunu diye yaygara yapanlar kürtleri çok düşünenler kürtlere demokrasi özgürlük diyenler başta AB si pkk sı dtp si kadep i nedense bu konuya hiç yanaşmazlaroysa sorunun temeli bu, kürtlere demokrasi ve özgürlük o feodal düzen kalkmadıkça nasıl gelecek ama hiç kimse ne hikmetse bu konunun üzerine gidemiyor gitmiyor çünkü bu feodal düzen herkesin işine geliyor herkes bu antidemokratik çağdışı düzenden nemalanıyor,bölgenin yumuşak karnı bu konu.terörde,batılıların sevr projeleride bu aşiret ve tarikat temelli feodal düzenden besleniyor.aynı ortam iktidarı muhalefetiyle siyasetçilerimizinde işine geliyor. İşin esası bir tarafta pkk denen terörist mafia şebekesi öbür tarafta kürtçülük yapan bölücü sevr şebekesi her ikiside sözde kürtlerin haklarını savunuyorlar görüntüsüyle kendi amaçları doğrultusunda kürtleri sömüren,kendi çıkarları için kullanan ihanet dayanışması.ama en önemlisi bunlara çanak tutan bu insanları kendileri sömürdükleri gibi başkalarınada yem eden feodal düzen..
Çözüme gelince:
1-Askeri-Güvenlik güçlerimiz gereken mücadeleyi en etkin şekilde veriyor ama klasik metodlar yeterli olmuyor, hava operasyonları klasik yöntemlerin dışında önemli bir adımdı,devamında etkin bir kara harekatıda şarttı ama pkk yı bitirmek en azından dağıtmak istiyorsak mutlaka pkk üst yönetimini askeri ve siyasi planlayıcıları,karar vericilerini özel kuvvetlerimizin operasyonuyla bitirmeliyiz bu adamların hükümranlığı sonlandırılmalı ancak o zaman dağdaki gençler evlerine dönebilir yoksa dağdaki 16-20 yaşlarındaki militanları bombalamakla bu iş olmaz,ayrıca bu operasyona pkk nın yurt içi yurt dışı kaçakçılık baronlarını ve devlete sızan görevi vatanı savunmak,devlete hizmet olan hainleride eklememiz şart..
2-Karşı Propaganda-başta AB ve NATO ya bağlı ülkeler ABD,Rusya,İran,Suriye,Irak olmak üzere Meclis,G.Kurmay,Üniversiteler,İşadamları,ünlü medya mensuplarımızdan oluşturulucak özel heyetler o ülkelerdeki muhataplarıyla görüşmeler,brifingler düzenleyip pkk nın uyuşturucucu ve kaçak mülteciler arkasındaki şebeke olduğu,kürt gençlerini uyuşturucuya alıştırıp avrupada sokak satıcısı haline getirdiğini ,pkk nın diğer uluslararası suç bağlantıları vb. konularda istihbarat raporları, emniyet ve adli verilerle ortaya konularak yoğun,ısrarlı yabancı kamuoylarını bilgilendirme ve karşı propaganda faaliyetine derhal başlanmalı ve bu çalışmalarla ilgili faaliyet raporları meclise,milli güvenlik kuruluna rapor edilmeli..
3-Diplomatik -pkk ya bölücü kürtçülüğe açık ve gizli destekle,o ülkelerdeki faaliyetlerine izin veren ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ciddi bir hesaplaşmaya gitmeli,bu sorunun bir kürt sorunu olmadığı ayrılıkçı kürtçülük olduğu ve arka planı özellikle sevr,ermeni ve pontus davaları topluma ve dünyaya anlatılmalı,batılılarla ciddi bir hesaplaşmaya gidilerek,kurtuluş savaşında olduğu gibi hodri meydan denerek,istihbarat raporları dünya kamuoyuna açıklanmalı,nota vermekten diplomatik ilişkilerin,ticaretin durdurulmasına,ürünlerine ulusal ambargo,ihalelere almama vb. ciddi cesur net karşı duruş ortaya konmalı sesimiz yükselmeli.batılılar ancak bu dilden anlar,çıkarları mevzubahis oluncada hemen harekete geçer,arkasını dödüğüne yüzünü yüzünü döndüğünede arkasını dönerler.ama tabi bu en zor olanı çünkü ekonominiz bu kadar dışa bağımlı AB kapısında beklerken bu imkansız gibi..işte ATATÜRK ün emperyalist batı karşısındaki TAM BAĞIMSIZLIK Poltikasının bu coğrafyada ne kadar hayati olduğunun kanıtı..
4-Bölgesel-bataklığın temeli olan feodal düzenin kırılması,çözülmesi için devlet,millet,hükümet,muhalefet elele bu bölgenin fakirlik ve cehaletten kurtulmasını sağlamak adına başta toprak reformu,tüsiad müsiad ticaret ve sanayi odaları bölgedeki işadamlarının katılımıyla geniş ortaklı sanayi ve ticari yatırımlar işsizliğe çare olucak dolayısıyla bu işsiz güçsüz insanların örgüte yem olmasını engellicek yeni istihdam alanları,eğitim kurumları hızla devreye girmeli,bölge canlanmalı cazibe merkezleri meydana getirilmeli.bölgenin azgelişmişliği geri kalmışlığına çareler üretilsin ki kaçakçılık,terör,bölücücülük yanında o bölgenin yarası kandavaları,töre cinayetleri,çok eşlilik,berdel ve genç kız intiharlarının önüne geçilebilsin çünkü hepsi bu feodal ortamın ürünü..ayrıca dağdaki teröristlerin aileleriyle birebir temasa geçilmeli onlara sahip çıkılmalı imkanlar sağlanmalı, o ailelere yönelik sosyal programlar uygulanmalı, bölge insanı pkk ve bölücülerin kucağından ,aşiret reislerinin ve şıhların hegomonyasından kurtarılmalı işte kürtlerin asıl sorunu bu, bir çözüm lazımsa bölgedeki bu düzen değişmeli..
Hakan Ataman
08 Ekim 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
görüş olarak birbibirimize taban tabana zıt olsakta,bulunduğun görüş bana göre bu ülkenin en zararlı ideolojisi olsa da bu konuda aynı düşüncelerdeyim seninle.UYUTULUYORUZ!amacı farketmeden herkes bişeyleri kabulleniyor bu ülkede.Kimse peşinden gittiği yolun öncesini amacını bilmiyor,tazecik beyinler bu yollarda sömürülüyor.söylediklerinin en büyük uygulayıcısı da R.T.E. dir bi yaptıklarına bir de söylediklerine bu bak bu herifin.atma recep at din kardeşiyiz,adı recep; saysana biz kaç kişiyiz.yürek yetmez bu ülkeye saldırmaya,bölmeye.Karanlığın üstüne güneş gibi doğduk her zaman.Herkesin bir gün uyanması,artık güneşin hiç batmaması dileğiyle..
İŞTE O RAPOR
"Bugün ‘Doğu' veya ‘Güneydoğu Sorunu' olarak adlandırılan sorun, aslında bir ‘Kürt Sorunu'dur... Sorun gerçekte ulusal bir sorundur, yani bir Kürt sorunudur...
Bugün Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerinde ‘Kürdistan' olarak adlandırılan coğrafyanın içinde yer alan bölgelerdir...
Kürtlerin konuştuğu dil olan Kürtçe, Türkçeyle ilgisi olmayan müstakil bir dildir... Bugünkü Güneydoğu'ya Kısa Bir Bakış Türkiye'nin Güneydoğu'su bugün hâlâ geri kalmışlık sorunuyla yüzyüzedir. Bölgede "Kürt Sorunu" dolayısıyla olağanüstü yasalar uygulanmakta ve bölge geniş yetkilere sahip olan genel bir vali tarafından idare edilmektedir.
1985'ten itibaren başlayan PKK saldırıları dolayısıyla bölge bir yanda devlet terörü, öbür yanda da PKK terörü arasında sıkışıp kalmaktadır. Bölge halkı PKK'ye bir biçimde arka çıktığı gerekçesiyle sürekli baskı ve işkence altında tutulmaktadır. Özel Tim'in bölgedeki uygulamaları adeta hesap dışıdır. Bölgede yaşayan insanların ne mal ve ne de can güvenlikleri sözkonusudur. İnsanlara bölgede gerektiğinde "bok" bile yedirilmektedir.
Demokratikleşme ve insan hakları noktasında Güneydoğu son derece geridir. Yakın bir zamana kadar anlamsız ve çağdışı Kürtçe yasağı dolayısıyla bölge insanları hayli baskılarla yüzyüze gelmiştir. Güneydoğu ve Doğu'da aşiretler halen gücünü korumaktadırlar. Özellikle kırsal alanda aşiretlerin gücü ile devletin gücü neredeyse özdeş kabul edilmektedir.
PKK'ya karşı devlet-aşiret işbirliği sözkonusudur. Aşiretlerin gücü haliyle siyasal hayata da yansımaktadır. Sadece aşiret reislerinin değil şeyhlerin gücü de inkâr edilemez derecede fazladır. Nitekim Doğu ve Güneydoğu'daki şeyhlik ve ağalık sistemi dolayısıyla siyasal tercihler son derece kaypaktır. Aşiret reisinin veya şeyhin desteğini türlü vesilelerle alan partiler kazanabilmektedirler. Şehirlerde insanlar bağımsız oldukları için siyasal tercihler daha bir bilinçle yapılmaktadır. Şehir insanı bireysel olarak etkilenmeye ve etkilemeye açık bir karakter arzetmektedir.
Son zamanlarda bölgenin siyasal tercihinde PKK da belirleyici olmaya başlamıştır. Özellikle kırsal kesimde PKK'nın belirleyiciliği giderek artmaktadır. PKK'nın güç ve nüfuz kazanması, haliyle Doğu ve Günaydoğu'daki feodal ilişkilerin kırılmasına yol açmaktadır.
Şehirlerde de PKK'ın etkisi giderek artmaktadır. Diyarbakır, Batman, Muş vb. illerde Kürt sorunu konusunda oldukça duyarlı aydın ve entellektüel bir kesim oluşmuştur. Bu kesim, Güneydoğu halkının her türlü problemleriyle yakından ilgilenmeyi zorunlu bir eylem olarak kabul etmektedir.
Kürt sorununa sahip çıkan ve Kürt halkına yönelik her türlü şiddet, baskı ve zulme karşı çıkan HEP'in kazandığı güç, bu açıdan değerlendirilmelidir. HEP hem PKK'nın desteğini almakta, hem de bölgede bulunan aydın/entellektüel Kürtlerin ilgi odağı haline gelmektedir. HEP'in bölge halkının acil ve somut problemleriyle yakından ilgilenmesi ona hayli puan toplamaktadır. Güneydoğu iktisadi bakımdan geri bırakılmıştır. Bölgede doğru dürüst sanayi tesisleri bulunmamaktadır. İşsizlik ve yoksulluk dizboyudur. Bölge insanları bulundukları yerlerden, özellikle kırsal kesimlerden şehirlere doğru akın etmektedirler. Şehirlere doğru başlayan bu göçün iki nedeni vardır: En temeldeki neden siyasidir.
Devlet-PKK çatışmasında iki arada bir derede kalan yoksul Kürt halkı köyünü terketmek zorunda kalmaktadır. Bazen de Devlet PKK'nin uzakta kalan köylere gidip yiyecek-giyecek türü şeyler edinmesini engellemek için köyleri boşaltmaktadır. Güneydoğu'da bu yüzden boşaltılan çok sayıda köy olmuştur. Göçün diğer bir sebebi de hiç kuşkusuz iktisadidir. Yani yoksunluk ve yoksulluktan dolayıdır. Bugün Güneydoğu'da PKK eliyle sürdürülen Kürt silahlı mücadelesi şehre inmiştir.
Devlet, kontrgerillasıyla, özel timiyle, harcadığı trilyonlarca lirasıyla, köy korucularıyla vs. bu sorunun üstesinden gelinemeyeceğini artık anlamış bulunmaktadır. Kemalist Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi artık iflas etmiştir. Kürtler ne mi istemektedirler? Çoklarının zannettiği gibi Kürtler, Türkiye'den kopmak istememektedirler. En azından Kürtlerin büyük çoğunluğu Türklerle birlikte eşit ve gönüllü bir birliktelik oluşturmak istiyorlar. TC devletinden kopup bir Kürt devletini kurma düşüncesini marjinal Kürt unsurlar savunmaktadırlar. Gerçi bunlar da yakın vadede değil ancak uzun vadede bunun mümkün olabileceğini söylemektedirler.
Kürt halkının büyük bir çoğunluğu Kürt ulusal kimliğinin tanınmasını ve Kürt kültürünün geliştirilmesini istemektedirler. Dahası ve en önemlisi, kaç zamandan beridir kendilerine yönelik baskıların son bulmasını dilemektedirler. Yaşadıkları bölgenin iktisadi ve sınai açıdan kalkındırılmasını beklemektedirler. İnsan hakları temelinde özgürlükler istemektedirler. Resmî ideoloji bütün bu noktalarda artık iflas etmiştir. Kürt gerçekliği 1980 askerî darbesiyle birlikte yeniden inkâr edilmiş, Kürtçe 2932 sayılı yasa ile yasaklanmıştır. Ancak dış dünyada meydana gelen değişmelerin içerde yol açtığı zorunlu zihinsel değişimler ve en önemlisi de PKK ile sürdürülen geleneksel zora dayalı yöntemin başarısızlığa mahkûm olduğunun anlaşılması, Kürt sorununa "tam demokrasi" ve "kültürel çoğulculuk" temelinde yaklaşmayı beraberinde getirmiştir.
Cumhurbaşkanı Özal'ın ilk defa Kürt varlığını tanıdıklarını ilan etmesi ve sonraki günlerde "Federasyon da dahil her konu tartışılmalıdır." türünden demeçler vermesi, Körfez Krizi esnasında Celal Talabani ve Mesut Barzani'nin temsilcisiyle en üst düzeyde görüşmeler yapması, Kürt sorununun yeni bir bakış açısı temelinde konuşulmasına rahat bir imkan sağlamıştır. AGİK hükümeti olduklarını söyleyen DYP-SHP Hükümeti ise Kürt gerçekliğini tanıdıklarını ilan ettiler.
Başbakan Demirel ve Başbakan Yardımcısı İnönü'nün kuvvet komutanları ve çok sayıda bakanla birlikte Güneydoğu'ya düzenledikleri "şefkat" gezisinde, resmî ideolojinin 70 yıldır sürdürdüğü inkârcı, asimilasyoncu ve baskıcı yaklaşımların/politikaların artık terk edildiği, ülkede tam demokrasi ve çoğulculuk temelinde Kürt kültürünü geliştirme imkanı sağlanacağı, Kürt Enstitüsü'nün kurulabileceği resmen ilan edilmiştir. Kürtçe gazete, dergi, kitap, tiyatro vb. etkinliklerin artık serbest olduğunun ilan edilmesi, Kürtçenin özgürce kullanılabileceğinin ve bir lisan olarak öğretilebileceğinin ilan edilmesi, Kürt sorununda yeni bir dönemin başladığına işaret etmektedir. Mevcut hükümetin tam demokrasi ve çoğulculuk temelinde yerinde yönetimlere ağırlık vereceğini de açıklaması ayrıca yeni bir dönüşümün yaşanacağına işarettir.
Yerel parlamentoların oluşturulması ve merkezî devletin küçülmesi Türkiye'de tam demokrasinin yerleşmesi için atılacak önemli adımlardır.
Bizim Görüşümüz ve Tavrımız Ne Olmalı?
1. Yeni dönemde RP olarak gelişmelerin gerisinde kalmak istemiyorsak artık Kürt sözcüğünü rahatlıkla telaffuz edebilmeli, Türkiye'de Kürt halkının çektiği onca acıya ve sıkıntıya tercüman olabilmeliyiz.
2. Türkiye'de 75 yıldan beridir resmî ideolojinin Kürt meselesinde inkârcı, asimilasyoncu, baskıcı davrandığını açık seçik söylemeli ve resmî ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz.
3. Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması gerektiğini, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin öğrenilmesi ve öğretilmesi için yasal imkanların hazırlanması gerektiğini, bütün bu hakların Türkiye'de yaşayan diğer halklara da -Laz, Çerkez, Gürcü, Arap vs.- tanınması gerektiğini bu çerçevede Türkiye'nin kültürel bir çoğulculuğa sahip olması gerektiğini savunmak.
4. Türkiye'de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesini savunmak, kitle iletişim araçlarından yararlanmasını savunmak.
5. Türkiye'de resmî ideolojisi ırkçı, asimilasyoncu ve baskıcı olmayan, Türkiye'de yaşayan herkesin eşit siyasal, sosyal ve kültürel haklar temelinde gönüllü bir birlikteliğini esas alan yeni bir hukuk devleti anlayışını ön plana çıkartmak. Ülke bütünlüğünü bu gönüllü kardeşlik temelinde savunmak.
6. İnsan hakları konusunda herkesten çok duyarlı politikalar geliştirmek. Bu politikaları somut bir biçimde davranışlara dönüştürmek. Ne yazık ki partimiz bu konuda henüz istenen bir seviyede değildir. Konumuz Güneydoğu olduğu için örnekliği oradan vereyim: Güneydoğu'da kan gövdeyi götürse bile, orada yaşayan halk türlü baskılarla yüzyüze kalsa bile partimizin bu konuda somut adımlar atmadığını görüyoruz. Kınama düzeyinde bile partimiz diğer partilerden geri kalmaktadır. Oysa Güneydoğu'da yaşanan her türlü haksızlıkların karşısında dikilen parti RP olmalıdır. Önerim şu: bundan sonra bölgede ortaya çıkacak her türlü gelişmeyi yerinde ve zamanında en üst düzeyde heyetler göndererek değerlendirmek, insan haklar ihlalleri karşısnıda herkesten önce ve herkesten çok tepki göstermek. Bu tavrı bütün bir Türkiye'de göstermek gerekir ayrıca.
7. PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınamak. Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek, devletin eleştiri üslubunu benimsememek; "Bölücü", "Terörist", "Ayrılıkçı" vs...
8. Her türlü ırkçılığa karşı çıktığımızı, Türk ırkçılığına da Kürt ırkçılığına da eşit ölçeklerde karşı çıktığımızı açık bir biçimde ilan etmek ve bunu davranışlarımızla göstermek.
9. Güneydoğu'da RP'nin diğer partilerden şanslı bir yanı var. O da inanç partisi olmasıdır. Müslüman Kürt halkının problemleriyle yukarıda belirttiğimiz yaklaşımlar çerçevesinde ilgilenildiği zaman RP büyük bir başarı kazanacaktır.
10. Güneydoğu'da İttifak dolayısıyla RY'ye küsen veya küstürülen insanlarımızın geri kazanılmasını sağlamak. İttifak'ın getirip götürdüklerini parti içinde bir özeleştiriden geçirilmesi ve bunun münasip bir dille kamuoyuna anlatılması gerekmektedir. RP, Türk ırkçısı MÇP ile işbirliği yapan milliyetçi-muhafazakâr-sağcı bir parti şeklindeki eleştirilerden yakasını ancak böylelikle kurtarabilir. Bu özeleştiri veya değerlendirme süreci, İttifak'tan dolayı RP'den kopan arkadaşları tekrar kazanmaya, hem de bölgeye dönük yeni taktik ve stratejilerin daha aklıbaşında bir biçimde belirlenmesine imkan sağlayacaktır.
11. Artık RP'nin de bir Kürt politikası olmalıdır. Bu konuda düzenlenecek parti içi tartışmalarla, yazarlarımız ve araştırmacılarımızla yapacağımız müzakerelerle ve düzenleyeceğimiz ilmi sempozyumlarla RP'nin Kürt sorununa nasıl baktığı ve sorunun çözümü için neler önerdiği açıklıkla ortaya konulmalıdır. Bu çerçevede bir programa sahip olmalıyız diyorum.
12. Güneydoğu'daki teşkilatlarımız daha disiplinli ve düzenli örgütlere dönüştürülmeli. RP'nin yeni dönemde bölgede yeniden güç kazanması için İttifak dolayısıyla ayrılan arkadaşlarımızın bölgede önemli görevlere getirilmesi gerekir. Bölgede çalışma yapacak görevlilerin veya yetkililerin bölge sorunlarını çok iyi bilmeleri, kültürlü ve ağzı laf yapan insanlar olmaları ve teşkilatçılığı da artık modern bir biçimde götürebilecek evsafta olmaları gerekir.
1991 RP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI
Yorum Gönder