Şimdi anlatacağımız hikayeye göre, geçmişte Osmanlı Padişahları, tebdili kıyafet ile, yani kılık değiştirerek halkın arasına karışır ve toplumun nabzını tutarlarmış. Yine böyle bir günde Padişah çarşıyı gezmeye koyulmuş. Çarşıdaki envai çeşitleri ve tebaasının mutluluğunu görmek onunda yüzünü güldürmüş. Derken keklik satan bir kuşçunun tezgahı dikkatini çekmiş…
Kuşçuya kekliklerin fiyatını sormuş;
Kuşçu: Kekliklerin tanesi 10 akçedir. Yalnız şurada kafes içinde duran kekliğin fiyatı 300 akçedir.
Padişah: Neden oradaki daha pahalıdır?
Kuşçu: Oradaki çığırtkan kekliktir. O kadar güzel öter ve ağlar ki diğer keklikleri etrafına toplar ve diğerlerinin yakalanmasına yardımcı olur.
Padişah: Al şu 300 akçeyi, ver o kekliği bana.
Padişah kekliği alır almaz tebdili kıyafetinden çıkar ve hemen oracıkta kekliğin kafasını koparıp öldürür ve kuşçuya dönüp şöyle söyler :
Padişah: Bu hain bir kekliktir. Kendi cinsine ihanet eden bu kekliklerden daha bulursan bana getir tanesini 500 akçeden alacağım.
Kuşçu: baş üstüne Padişahım…
Neticede bir rivayet, bir hikaye olmasına rağmen, insanımızın hainlere karşı hissettikleri ve görmek istedikleri adaletin bu olduğunu düşünüyorum. Kendi milletine gaflet ve dalalet içinde hıyanet edenlerin sonu böyle olmalıdır. Birilerinin yaptıkları masumane gözüken çığırtkanlıkları, kendi hayatları garanti altındayken onun çığırtkanlığına gelenlerin hayatını tehlike altına sokmaktadır.
Nurettin VEREN
30 Aralık 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder