Merdan YANARDAĞ: Peki sonra neyi fark ettiniz? Bir örgüt var ortada...
Nurettin VEREN: Bunu 70'li yıllarda bir vakıf, bir dernek olarak düşünerek, bir hizmet çizelgesi meydana getirdik. Ben bunu bazı dergilerde beyan ettim. Onlar da yayınladılar. Yani hizmetin önce kurucu personeli bizlerdik. Fakat farkında olmadan örgütsel bir oluşumun içine girmiş bulunduk. Tabii ilerleyen zaman içinde bir görev taksimi icap etti. Bu da yazılı bir şekle getirildi. Ve en enteresanı, bu örgütün halktan gizli kalması için Kur'an'a el basılarak yemin edildi.
O yemin metnini de yayınladım ben internet sayfamda.
MERDAN YANARDAĞ: Sizin yayın yaptığınız bir internet siteniz de var.
NURETTIN VEREN: Evet... Şimdi biz burada neden bahsediyoruz? Biz bir örgüt çatısı altında kullanıldık. Ama yıllar sonra bizim milletten vekâlet alarak yaptığımız okulların, fakir öğrenci yurtlarının, efendim üniversite hazırlık kurslarının, daha sonra bir ihanet şebekesi haline geleceğini, bu mekânların en yetkili şahsının gidip Amerika'ya yerleşeceğini ve bunun ABD'ye ve Batılı insanlara, istihbarat servislerine ciro edileceğini düşünemezdik.
Çünkü bakın, bugün oy veren insanlar dahi, yan yolda oy verdikleri partilere isyan edebiliyorlar. Peki siz onlara şöyle diyebilir misiniz: "Niye böyle insanları, beğenmediğiniz insanları 3 sene önce, 4 sene önce oylarınızla desteklediniz!" Çünkü vaad edilen şeylerle uygulanan şeyler farklı çıktı. Benim durumum da budur. Ben samimi olarak başlangıç amaçlanna bağlı kalmaya çalıştım.
MERDAN YANARDAĞ: Peki sonuçta ortaya güçlü, geniş, yaygın, bürokrasi içinde, finans sektöründe, eğitim alanında, polis içinde, orduda, sağlık sektöründe, medyada örgütlenmiş kocaman bir imparatorluk çıkıyor. Nedir bu örgütsel yapı, bunun derinliği nedir, amaçlanan nelerdir? Siyasal bir amacın güdüldüğü ortada.
NURETTIN VEREN: Şöyle izah edersek halkımız daha rahat anlar. Biz bir çatal kaşık üretme fabrikası için ortaklık yaparken, yarı yolda bizim çatal bıçak fabrikası bir silah fabrikasına dönüştürülürse, bu, insanlarla yapılan anlaşmaya bir ihanettir.
Önce yola çıkılırken alınan sözler, açık ve net olarak değerlendirilmeli bu hizmet prensipleri içerisinde. Bakıldığında halka ne kadar faydalı şeyler var o hizmet çizelgesinde, ne kadar güzel yaklaşımlar var. Fakat aradan geçen zaman içerisinde bu çatal kaşık üretmek için kurulan fabrikanın, nasıl bir silah fabrikasına dönüştüğünü, ortaklık şartlarının tek taraflı değiştirildiğini milletimize anlatmak için ben bugün burada bulunuyorum. Bizim bu fakir insanlarımız, aldıkları bu burslarla zamanla yükselip çeşitli mevkilere geldiler. Kimisi polis teşkilatında, kimisi askeriye içersinde, kimisi mülkiye içerisinde.
MERDAN YANARDAĞ: Bunu planladınız mı?
NURETTIN VEREN: Biz bunu öyle değerlendirmedik. Bizim okuttuğumuz öğrenciler yann bir gün doktor olacak, mühendis olacak, asker olacak, bununla iftihar ettik biz. Çünkü daha önceki "inançlı" dindar insan profili cahil ve fakir idi. Halktan sıradan insanlar içindi sanki. Bir mühendis, bir doktor camiye gittiğinde bazı yaşlılar elleriyle onları okşardı. Biz bu profili değiştirmek istedik.
Ama bunu, devleti ele geçirmeyi, Fethullah Gülen'in planladığının başlangıçta farkında değildik, daha sonra ortaya çıktı. İşin mahsurlu tarafı şu noktada başladı; bu çocuklar belirli mevkilere ulaşınca, Fethullah Gülen bunlarla bir şeyler yapmayı planlamaya başladı. Çünkü mevki sahibi olmaya başlamalarından sonra, talebeliklerinde olanlardan daha farklı yöntemlerle, haberleşmelerle bilgi almak, onlann o mevkilerini nasıl kullanacaklarına dair talimatlar vermek ve onları belli hedeflere yönelik olarak organize etmek şeklinde gizli toplantılar olmaya başladı.
Nurettin VEREN: Ben bu gelişmeyi gördüğüm andan itibaren, bunun hem ülkeye zarar vereceğini ve bir tehlike oluşturacağını hem bizim yola çıkış hedefimizden bir sapma olduğunu hem de bu üst düzey görevlere gelmiş insanların kendi bağlı bulundukları bakanlara, birimlere ve kuruluşlara karşı Fethullah Gülen'in fikirleriyle amel etmelerinin iki başlılık yaratacağını, dolayısıyla ülkenin ve devletin bunu ihanet olarak göreceğini ve bu tip bir örgütlenmenin illegal olduğunu düşündüm. Hem o insanlann uğrayacakları zararları hem de bizim kurmuş olduğumuz bu masum hizmetin, yani bir cami derneği, bir eğitim kuruluşu, bir sağlık kuruluşu gibi olan bir yapılanmanın gizli/illegal, devleti içten ele geçirecek ve Fethullah Gülen tarafından yönetilecek bir örgüt haline gelmekte olduğunun farkına vardık.
Bizim 14-15 yaşlannda veya daha önceki yaşlarda elinden tuttuğumuz çocuklann ileride kaymakam, vali, emniyet müdürü veya askeriyede bir göreve geldikten sonra Fethullah Gülen'in bunlan yöneterek ülkeyi içten ele geçireceğini düşünememiştik. İşte bu noktada tepkimizi ortaya koyduk. Bizim bu tepki ve tenkitlerimizden sonra Fethullah Gülen'in el yazısıyla gönderdiği mektup, beni bu itiraz ve ikazlanmamdan dolayı devre dışı bırakmak üzere dış görevlere, benim ülkedeki hadiselere vakıf ve müdahil olamayacağım görevlere gönderilmemi sağladı.
Merdan YANARDAĞ: İşin bu yanını epeyce konuşmuş olduk. Şimdi örgüt nasıl bir yapıya sahip, onu konuşalım. Nasıl bir örgütlenme bu? Bunun siyasal amaçları, hedefleri neler? Siz neyi tespit ettiniz, neleri gördünüz? Türkiye'de derinliği, gücü nedir bunları teker teker ele alalım. Çünkü adeta imparatorluk örgütlenmesiyle karşı karşıyayız. Sadece Türkiye'de değil, Türk Cumhuriyetlerinde, diğer İslam ülkelerinde, dünyanın her yerinde...
NURETTIN VEREN: 94 ülkede şu anda.
Merdan YANARDAĞ: 94 ülkede örgütlenen bir güçten söz ediyoruz demek ki biz. Bu çok büyük bir mali kaynak demektir. Bu örgütün mali kaynakları nedir? Yani nasıl oluşmaktadır bu? Kim denetlemektedir? Hedefleri ne? Siz bunlan gördünüz... Buyurun...
Nurettin VEREN: Şimdi ilk etapta küçük yardımlar, küçük himmetler, samimi duygularla eğitim için verilen katkılar vardı. Daha sonra kurban derisi ve canlı kurban toplama gibi işler başladı. Bunlar büyük finansman sağladı. Belki insanlar tahmin edemiyor. Küçük bir yardımdan bir şey olmaz diyorlar ama kayıt dışı olan her türlü yardımın bir olumsuz etkisi mutlaka karşımıza çıkacak. Çünkü eğer bu bir hayır ise, bunun da mutlaka korunup kollanması lazım. Yani milletin iyi niyetle verdiği en küçük bir şeyin bile değişik amaçlara kullanılmaması lazım. Öncelikle bunlarla başlanıldı.
Daha sonra Ramazan ayında talebeye gizli burs toplantıları yapıldı. Şimdi bizim insanımızın en zayıf noktası, Allah rızası için Şefaat ya Resulallah düşüncesi ile, gözyaşıyla suistimal edilmeye açık bir yapıda olması. Yani verdiği iyiliğin Allah'a ulaşacağını ve karşılığında Allah'tan hoşnutluk alacağı düşüncesi her zaman halkımızın en açık kapısıdır. İşte vurulduğumuz ve takipçisi olmadığımız bu iyilikler, bu gizli ve kayıtsız kampanyalar ile büyük finanslar elde edildi. Ön plana ise hep fakir çocuklara yardım edileceği düşüncesi kondu. Tabii ki herkes bu niyetle verdi. Milletimiz her zaman bu tip hamiyetli davranışlarda bulunmuştur. Ama bu işin suistimaline de çok açıktır. Çünkü; yaptığı işin kayıt içi veya başka maksatlı olup olmadığını takip etmez. "Ben Allah nzası için verdim. Ötesi beni ilgilendirmez" der. Ve farkında olmadan kontrol dışında büyük finanslar yaratıp, büyük gizli gayelere alet olabilirler. İşte bizde de öyle oldu.
Biz de samimiyetle bu işin takipçisi olamadık. Milletimizin bize verdiği bu vekâletle, bu itibar ve kredi ile ortaya çıkan bu müesseselerin ülkemize faydalı olduğunu düşünerekten, köy köy, kasaba kasaba toplanan, gizli himmetler, açık himmetler, elden verilen ve hiçbir kaydı makbuzu olmayan yardımlar, toplantılarda doğrudan Fethullah Gülen'in eline teslim edildi. Yani şöyle düşünün ki; bir anda 10 tane okulu yaptıracak yardımı bir kişi veriyor ve bunun da hiçbir kaydı yok. Küçük yardımlarda zaten hiçbir belge yok. ileride ödenmeye yönelik senetler, çekler verildi. Belliki buradan bana ilgili savcılar müracaat ederse; toplanan bu çeklerin, senetlerin, yardımlann, paraya tahvil edilen şeylerin nasıl kullanıldığını söyleyebilirim? Belli para kasaları var. Bunları aklayanlar var. Bunları örgütleyenler, organize edenler var. Doğrudan bu işin içindeydik, bütün ayrıntıları biliyorum.
Merdan YANARDAĞ: Sistem böyle işledi yani. Bu paralar belli bir merkezde toplandı ve daha sonra iş kuruldu bunlarla.
Nurettin VEREN: Tabii. Bakın şimdi. Yurtlardan okullara, okullardan üniversite hazırlıklara daha sonra üniversitelere, hastanelere... Daha sonra da bir Zaman Gazetesi'nin satın alınması var ki bunların hepsi milletin katkısıyla, imece usulü ile yapılmıştır. Samanyolu Televizyonu aynen bir cami gibi milletin malıdır aslında. Samanyolu Televizyonu imece usulü ile göstermelik olarak boş kağıda imza atan insanlar ortak gösterilerek kuruldu. Aynen bir camiye yardım düşüncesi ile imece usulü ile yapılmıştır. Belki siz camiye yardım yaparken makbuz alırsınız. Burada o da yok.
Yani biz dinimizi anlatmak, ülkemizi anlatmak, ilmi ve bilimsel yayınlar yapmak üzere, özellikle Fethullah Gülen'in vaaz kasetlerinin yayınlanması için böyle bir televizyon düşüncesi var deyince; insanlar coştu ve bu paralar verildi. Zaman Gazetesi de aynen öyle.Yani insanlara alternatif bir gazete sunmak, iyi yayın yapmak, haklının yanında olmak amacıyla kurulduğu söylendi. Prensipleri de vardı. Hatta bunlardan bir tanesi; gazeteye, televizyona kesinlikle banka reklamı almamaktı.
MERDAN YANARDAĞ: Sonra bunlardan vazgeçtiler herhalde. Çünkü banka reklamı var.
NURETTIN VEREN: 20 sene banka reklamı almadı bu gazete. Bankadan alınan faiz haram kabul edildi, bankacılar ve bankada çalışanlar da aynlmaya teşvik edildi ve bu gazete de reklam almadı. Zaman Gazetesi'nin 20 senelik arşivlerine bakarsanız görürsünüz. Ama bakın; yine aynı düşünce, aynı otorite bir gün geldi ve gazetenin banka reklamı almasına da evet dedi. O günkü mantalite buydu. Siz bazı finans kurumlan helaldir dediğiniz zaman, öbürlerinin hepsi haram'dır gibi bir durum ortaya çıkar.
Toplum başörtülü başörtüsüz, helalciler haramcılar, faize evet diyenler-hayır diyenler olarak bölündü. Hatta bize kola içmek bile Fethuliah Gülen tarafından haram diye öğretildi. Şimdi insanların beynini, kalbini bu kadar kurcalarsanız, inançlarıyla bu kadar oynarsanız insanlar hipnozlanmış gibi olur yahut da çip takılmış mahluklara döner. Artık hiçbir şekilde irade sergileyemezler. Hiçbir tenkitte bulunamazlar. Hiçbir itirazda bulunamazlar. Sadece kayıtsız ' şartsız emirleri uygulayan robotlar haline gelirler. Ben böyle bir toplu hipnozdan uyandım işte.
Bakın ben belge ve delil olarak söylüyorum. Asya Finans bir anda Bank Asya oldu. Kimin emri ile oldu? Bank Asya'yı kuran veya Asya Finans'ı kuran Fethullah Gülen. Şimdi tabii kağıt üzerinde diyecek ki; bunun belgesi mi var. Bütün okulların, gazetenin, Samanyolu'nun ve bütün şirketlerin ismini dahi koyan Fethullah Gülen'dir.
Bir liraya kadar paranın muhasebesinin bile kendi talimatıyla tutulduğu bir örgüt lideri ve örgütle karşı karşıyayız. Ama siz bunun belgesini bulamazsınız. Çünkü hiçbir illegal örgütün kayıtlı belgesi bulunmaz. Hiçbir mafya ve hiçbir kayıt dışı sistem kayıtlarını kendi liderinin üstüne zaten yapmaz. Ama talimatlar onun eliyle yapılır. İşte bakın nasıl itaate alıştırılmış ve bağımlı hale gelmiş bir kitle var. Rakamsal boyutunu söyleyeceğim şimdi; 20 yıl faiz haram deyip Asya Finans'ı bir anda banka yapmasına toplumdan hiçbir tenkit yok. O gün Fethullah Gülen o insanlara takiye yapıyordu. Bugün de Müslümanlara takiye yapıyor. Yani o gün o insanları idare ederken; hain, kafir, dinsiz ve haram yiyenler diye ayırdığı kitleden uzaklaşıp bugün bunda bir mahsur yoktur, diyerek Müslümanlara yöneldi. Olabilir demeye başladı.
Takiyesinin her branşta ve her alanda olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ve cemaatin itaatini ve parasal gücünü şöyle ifade edeyim. Asya Finans Bank Asya olduktan hemen 15-20 gün sonra borsaya kota edildi. Ben gazetede bulunduğum zaman, borsa verilerini dahi gazeteye koymak, futbol verilerini dahi yayımlamak haram düşüncesi ile yasaktı. Şimdi birden bire bu kadar kapalı bir toplum, açıldı. Buradaki anlayış şu: Kafir insanları aldatmakta hiç mahsur yoktur. Bu bir taktiktir. Burası bir "Darül Harp"tir.
Bu bir harp stratejisidir. Böyle deyip kendi insanlarının ünitelerini ve kendi milletini idare edilecek ahmaklar olarak veya karşı cephe olarak takdim etti.
Merdan YANARDAĞ: Dar-ûl Harp, İslam'ın egemen olmadığı ve İslam için savaşılan yer demek, öyle değil mi?
Nurettin VEREN: Yani İslam için yapılabilecek mücadele, harp alanı... Ve harpte hile mubahtır. Hile yapmak, aldatmak yasak ve günah değildir. Hiçbir kayıt tanınmaz. Her türlü hile yapılır. Kendi insanını aldatılacak bir kitle haline koymak, kendi devletini ele geçirilmesi gereken karşı cephe kalesi olarak görmek fikrinin nasıl aşılandığını ve uygulandığını söylüyorum.
Rakam olarak da diyorum ki; Coca Cola ile aynı gün borsaya kota edilmiştir Asya Finans. Asya Bank olduktan 15-20 gün sonra işlem görmeye başlamıştır. İlk piyasaya arz edildiğinde hisselerin %23'üne 7.5 milyar dolar talep gelmiştir ve bu rakam nakden bankalara yatmıştır.
MERDAN YANARDAĞ: Bugün hiçbir bankanın değeri bu düzeyde değil. En köklü bankalann değil yüzde 23'ü tamamı bile 3 ila 5 milyar dolar düzeylerinde.
NURETTIN VEREN: Şimdi bakın... Şekerbank Kazakistan'a satıldı 255 milyon dolara.Yani siz bunu mukayese edin. Aynı gün Coca Cola da borsaya kota edilmişti ve yanılmıyorsam ona 3 milyar dolarlık talep geldi. İşte size cemaatin parasal gücünü ortaya koyan net bir örnek.
Merdan YANARDAĞ: Yani talimatlar aracılığıyla oluyor bu iş.
Nurettin VEREN: Gördüğünüz gibi Fethullah Gülen'in bir talimatıyla neler olabiliyor. Bu işi hafife almayın. Yani bu işin sadece din, iman, işte yabancı ülkelerdeki okullarda küçük çocuklara Türkçe öğretme gibi şeyler olmadığını, bunların perde arkasında Vatikan, FBI ve CIA ilişkileri ile korkunç bir parasal gücün olduğunu bilin.
MERDAN YANARDAĞ: Zannediyorum Amerika'da tanık olduğunuz ilişkiler var. Doğrudan CİA ilişkileri ve diğer istihbarat örgütleri ile ilişkileri var.
Sayın Veren Fethullah Gülen örgütünün derinliğinden bahseder misiniz bize, bu örgütün içinden gelen birisi olarak bu yapılanmanın gücünü, ilişkilerini ve ulaştığı yaygınlığı anlatabilir misiniz?
NURETTIN VEREN: Merdan Bey, bugüne kadar benim gittiğim toplantılarda, konferanslarda bana yöneltilen sorular hep işin duygusal, hamasi yönüyle ilgiliydi. Burada bir örgütten bahsediyoruz. Mesele Fethullah Gülen'in hayatı, benim hayatım, buluşmamız, ayrılmamız değil. Burada mevzu bahis olan Türkiye. Burada ben bu işe ılımlı bakan, olumlu bakan insanlara seslenmek istiyorum. Olaya bir de realiteler yönünden baksınlar. Bu oluşum, yani Fethullah Gülen'in ütopyası, Türkiye'yi işgal edeceği marketlerden, pazarlardan bir tanesi olarak görüyor. Yani yetiştiğimiz örgüt içerisindeki hedefimiz şu; bütün dünyayı ele geçirip yönetmek. Fethullah Gülen 98 yılında hastalığını bahane ederek Amerika'ya gitmesi sırasında, "Artık Türkiye'deki işimiz bitmiştir. Sahip olduğumuz kurumları elimizden alsalar dahi, buradaki örgüt oluşumunu tamamlamıştır, kendini amorti etmiştir, durdurulma imkanı yoktur" dedi. Bunu 2001 yılında da tekrarladı, işte böyle bir tehlikeli eşikteyiz.
Merdan YANARDAĞ: Yönetim nasıl oluştu peki? Bir merasimi, bir yemini var mıydı?
Nurettin VEREN: Evet. Bunu 14 arkadaşımızla beraber, ilk Fethullah Gülen, İlhan İşbilen ve Nurettin Veren bir araya gelerek oluşturduk. Başlangıçta bir demek, bir kuruluş şeklinde ve talebelere yardım niyetiyle kurmayı düşündük. Sonra başlangıçta yola çıkan bu 14 arkadaşımızla 70 yılında yazılı bir metin oluşturuldu. Bunun hizmet hedefleri nedir, görev taksimi nedir, kim ne iş yapacak, parasal kaynaklar, insan kaynaklan, organizasyonları, kim kim ile meşgul olacak, vesaire. Daha da önemlisi, bu oluşum halktan ve devletten gizli tutulacak. Metinde var bu. Ayrıca geriye dönüşü olmayan bir yeminle Kur'an'ın üzerine "Vallah billah" kasemleri ile Kur'an'a el basarak bu oluşum halktan saklanacak diye karar alındı. Ve bu yeminden de çıkma şansını kimse kullanmayacak. Layenkati kefaretle, oruçla, sadakayla bozulamayan bir yemindir. Yani bu yemini ettikten sonra, "yemininizden hiçbir şekilde kefaretle kurtulamazsınız" şeklinde bir ibare de eklenildi.
Bu, örgütün yönetim kurulu idi. Bu örgütün iyi bir örgüt olduğunu düşündük kendi hedeflerimiz açısından ama, ileriki senelerde, bizim 1995 yılında elinden tutup burs verdiğimiz bu talebeler, yüksek mevkilere gelip, kaymakamlar, amirler, valiler oldukları zaman, Fethullah Gülen'in talimatıyla hareket etmesinden, Gülen'in kendi ülkesindeki Atatürkçü laik kesimleri din karşıtı olarak niteleyip devleti içten ele geçirme ve onlara karşı cephe gibi göstermesinden sonra, ben bunun bir ihanet şekline dönüştüğüne inandım. Ve tepkilerimi koydum.
Yani haklısınız, aslında biz uykudan uyandık. Toplu bir hipnozdan, Fethullah Gülen'in ütopyasından, sürekli vermiş olduğu narkozdan ben ve benim gibi insanlar çok geç uyandı. Çünkü bakın siyah ile beyaz karıştığında ayırt etmek kolaydır. Ama şeker ile tuz birbirine karıştığında ayırt etmek hiç de kolay değildir.
MERDAN YANARDAĞ: Peki bu örgüt nasıl işliyor?
NURETTIN VEREN: Şu anda bu örgüt her kurum ve kuruluşta barındırdığı üyeleri vasıtasıyla, yani doktor doktorla, mühendis mühendisle, avukat avukatla, emniyetçiler ile yine emniyetçiler iletişim kurarak örgütlenmektedir. Fethullah Gülen'in ilişkisi kesinlikle tespit edilemez. Ancak bu fikirleri vilayet imamları, şehir imamları, bölge imamları, semt imamları taşır ve örgütü yönetir. Hatta kıtaların imamları vardır, yani Asya imamı, Amerika imamı gibi... Ulaklar ve kuryeler vasıtasıyla, Fethullah Gülen'den almış oldukları talimatlar ile örgütü yayıyor ve yönetiyorlar. Bunlar piramidin tepesinde Fethullah Gülen'e bağlıdır. Yani tıpkı tapınak şövalyeleri ile masonik teşkilatların yaptığı gibi kendi rimelleri içerisinde özel sistemleri ile hareket ediyorlar.
Da Vinci şifresinde olduğu gibi karmaşık ve gizli bir şekilde, çok esrarengiz bir şekilde, çok kutsal imamlar vasıtasıyla hareket ediliyor. Cemaate, örgüte mensup belli seviyeye gelmiş kişilerin evlenmesi, çocuk yapması, mesleğini seçmesi, üniversitelerden sonra ne yapacağı tamamen Fethullah Gülen tarafından söyleniyor. Gülen'in iradesine teslim olmuş bir yapılanma var.
Bakın ben şunu da iddia ediyorum, ilgili birimlerin de arayarak beni sorgulamalarını istiyorum. Şu anda on binlerce şirketin ismini dahi Fethullah Gülen vermiştir. Birkaç yüz bin ile ifade edilen, hatta milyonla ifade edilen çocukların ismini dahi Fethullah Gülen vermiştir.
Şimdi şu Danıştay baskınında, suçlunun devlet içerisinde aranmasına yönelik komplo var. Bir fotoğraf ilişkisi dahi çete oluşumuna delil olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bu suçu işleyen insan telefonla birisiyle ilişki kurmuş. O insanın da birisi ile fotoğrafı varmış. Bu kadar vahi ve sathi olan bilgileri bile delil gibi sunarak kendi ordusunu, kendi devletini bir suç örgütü kurmakla itham eden insanlar, Cumhuriyet'i koruyup kollamakla görevli olan Cumhuriyet savcıları benim verdiğim bilgilerle harekete geçmesi lazım.
Siyasetin içinden, anayasal kurumların içinden ve bütün ticari kesimlerden hatta medyadan benimle ilişkisi olan binlerce insanın fotoğrafı vardır. Ve bu ilişkiler delillendirilmiştir, bu yazışmaların hepsi bende mevcuttur. O zaman bunlann da çete oluşumu hususunda araştırılması ve benim de sorgulanmam lazım. Yani küçücük bir telefon bağlantısı, askeri bir komutanının elini sıkması suça delil olarak gösteriliyorsa, bu derece hassas cumhuriyet savcılarımız varsa, ben de diyorum ki, ondan bin kat fazla deliller benim elimde var. Devletin gerçekten her kesimini ele geçirmiş böyle bir örgüt var. Bütün anayasal kurumlar onun emrinde. Bir işaretiyle 7.5 milyar dolar para yatıran itaatkâr bir bağımlı insanlar topluluğu var.
Ve ben bu Danıştay olayını bir başlangıç olarak değil bir sonuç olarak görüyorum. Yıllarca itaatkârlıga alıştırılmış, başörtüsünden dolayı bir insanı öldürecek noktaya getirilmiş, bağımlı insanlar; boynu kravatlı, etiketli insanlar...
MERDAN YANARDAĞ: Siz bunlan doğrudan tanıdınız ama, siz de birçok öğrenci yetiştirdiniz, değil mi?
NURETTIN VEREN: Bunlann hepsi benim talebem durumundadır. Şu anda onların arasında valiler, kaymakamlar, hakimler, subaylar olduğunu iddia ediyorum. Bu açıklamalar dahi bir suç delili olarak alınmıyorsa; o zaman Fethullah Gülen, bütün siyasilerden daha büyük bir dokunulmazlık zırhı içerisinde korunuyor. Ve dokunulmaz bir halde yarı Tann halinde korunuyor demektir.
Merdan YANARDAĞ: Yani doğrudan sizin yetiştirdiğiniz talebeler bugün kaymakam, vali, emniyet müdürü, subay, komutan oldular, öyle mi?
Nurettin VEREN: Şimdi ben bu ifadelerde bulunduğum halde bunlar bir örgütün oluşumuna delil kabul edilmiyorsa, Fethullah Gülen buna rağmen bir dokunulmazlık zırhı içerisinde tutuluyorsa; o zaman ben de artık yapılabilecek pek bir şey kalmadığını düşünerek feryat ediyorum. Bu büyük bir örgüttür.
Ben 4 ay evvel Belçika devlet televizyonu ile 3.5 saat süren bir röportaj yaptım. Benden iki ay boyunca ısrarla randevu aldılar ve 2 ay sonra dediğimiz gün geldiler. Pera Palas'ta bir çekim yaptık. Niçin benimle röportaj yapmak istediklerini sordum. Dedikler ki; "Belçika hükümeti ve devleti Fethullah Gülen'in buradaki faaliyetlerinden dolayı endişe içerisinde. Bu kadar büyük bir oluşum, bizim ülkemizdeki yatırımları ve örgütlenmesi ile nedir ne değildir öğrenmek istiyoruz. Sizi internetten bulduk. Bu husus hakkında yetkin bir kişi olarak bilgilerinize müracaat ettik. Ülkemiz bu oluşumdan endişeli."
Bugün internet sayfamda Azerbaycan'dan fevkalade mailler aldım. Diyor ki; biz Türk kardeşlerimizin burada okul açmasından, Haydar Aliyev döneminde açılan üniversitelerden ve okullardan çok memnun olduk ve buradaki okullara göre üstün gördüğümüz bu okullara çocuklarımızı verdik. Ama şimdi bizim çocuklarımız bizi terk etti. Fethullah Gülen'in örgütü tarafından devletin üst düzeylerindeki mevkilerde Azerbaycan'ı ele geçirmek ve kontrol etmek için bir yapılanma içerisinde. Biz kendi ülkemizin bağrını açtık. Ama bizim ülkemizi işgal etsinler diye evlatlanmızı size vermedik. Bu anne babaların maillerini sizlere verebilirim. İsimlerini, adreslerini verebilirim. Aynı şeyler Türkmenistan'da, Kazakistan'da, Kırgızistan'da, Yakutistan'da, bütün Avrasya coğrafyasında oluyor.
MERDAN YANARDAĞ: Fotoğraflarda gördüğümüz kadanyla buralardaki temasları siz yürütmüşsünüz. Devlet başkanlan ile sürekli yan yanaşınız. Buradaki okulları siz mi kurdunuz?
NURETTIN VEREN: Evet, bu okulları ben kurdum. Bunlar milletin bize verdiği destekle, devletimizin de samimi destekleriyle oldu. Bize destek veren bu liderlerin bu okulların ileride devlete zarar vereceğini bilerek bu yardımı yaptıklannı açıkçası ben tahmin etmiyorum.
MERDAN YANARDAĞ: Ama Fethullah Gülen'e bir destek bu...
NURETTIN VEREN: Tabii. Fethullah Gülen, 35 sene, bizim gibi yüz binleri, yapmış olduğu çıkışlarla, takiyelerle, gözyaşlanyla, camiyi ve cemaati kullanarak aldatabildiyse; onun sadece açtığı okulları gören aydınların, devlet adamları da çok rahat bir şekilde yanıltmış olabileceğini söylüyorum.
Merdan YANARDAĞ: Bir şeriat devleti mi kurmayı hedefliyorlar? Türkiye'yi sizin deyişinizle, ele geçirilecek bir market (pazar) olarak mı görüyorlar?
Nurettin VEREN: Evet. Türkiye'nin 2001 yılında kendisini amorti ettiğini söyledi. Yani buradaki yapılanmanın bizim ilişkimize gerek kalmadan kendi kendine devir daimini sağlayacak merhaleye geldiğini ifade etti bir nevi. Yönetici imamlar var. Dolayısıyla bizim dışarıdan müdahale ederek bunları organize etmemize ihtiyaçları yok. Onlar ne yapacağını çok iyi bilir. 98'de kendi ifadeleriyle meydana getirdiği kaset tekrar bulunup gözden geçirilirse görülecektir, ülkenin bütün ünitelerini tek tek sayıyor. Mülkiye, adliye, askeriye ve emniyet teşkilatını kan damarlarının içerisine girip işgal edeceksiniz. Hissedildiğiniz anda geriye çekilir gibi yapıp yerinizde zıplayacaksınız. Boşluk bulduğunuz, kuvvet dengesi oluştuğu zaman yürüyeceksiniz. Kuvvet dengesini kaybettiğiniz zaman hissedilmeden geri çekileceksiniz. Yani benim açıklamalarımdan çok daha çarpıcıdır Fethullah Gülen'in kaseti.
MERDAN YANARDAĞ: Bir gizli şifreleri var o halde. Yani bir jargon oluşmuş. Yani özel bir dil var burada ve bu dille mi sesleniyor cemaate?
NURETTIN VEREN: Tabii, yani açıktan bir yönlendirme yok. Hep fısıltı, ulak, kurye aracılığı ile verilen talimatlar var. Burada ütopyanın en büyük ve riskli tarafı bakın şudur; Fethullah Gülen kendi ütopyası için dinin sulandırılmasına, ülkenin içeriden fethedilmesine, yabancılarla işbirliği yaparak laik ve Atatürkçü kesimi şer olarak nitelenmesine sebep oldu. Yani Ankara'nın şerrinden Brüksel'in ve New York'un şefaatine sığınmak gerektiğini düşündü.
Nurettin VEREN
21 Nisan 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder