Merdan YANARDAĞ: Peki bunu nasıl açıklıyor? Yani Amerika'da olmasını. Dünya denilen geminin kaptan köşkü müdür orası?
Nurettin VEREN: Şimdi Nevval Sevindi ile yapmış olduğu röportajlarda bu niyetini, bu düşüncesini açıkça görebilirsiniz. Yeryüzü gemisinin kaptanının ABD olduğunu bugün kabul etmek lazım diyor. Tabii ABD'nin o Beyaz Sarayı'nı kutsal bir mekân gibi gösterip cemaati Amerikan yandaşı ve sempatizanı haline getirmek, Yahudilere ve Hristiyanlara hoşgörü ve diyalog adı altında İslam'a eşit konumda bir formasyon sağlayarak ılımlı yaklaşmak, onlarla işbirliği yapmak mahsursuz oluyor.
Tabii bu arada kendini de aklamış oluyor. Yani niçin bir din adamı Korucuk'tan (F. Gülen'in köyü) tahta bir çanta ile çıkmış, ilkokulu dışandan bitirmiş ama New York'ta Pentagon ve CIA ile iç içe Vatikan ile iç içe uluslararası bir ilişkide ve yönlendirmede. Nasıl oluyor bu? Bunu izah edip masum göstermek için de Yahudiliği ve Hristiyanlığı da masum gösteriyor. Diyor ki; "Onlar da aynı peygamberlere peygamber diyor."
İbrahimi dinleri kullanıyor. Üç dini semavi dinler olarak ifade ediyor. Halbuki bunların dinen kesinlikle tedavülden kaldırıldığı Kur'an tarafından açık bir şekilde beyan edildi. Onların dini fonksiyonlarını yitirdiği, bunun için islamiyet'in insanlara gönderildiği anlayışına tamamen ters bir anlayış içinde. Benim ülkem ve coğrafyam kan gölüne çevrilmiş. Irak'taki şu 4 senelik hadise içerisinde 437 bin insanın öldürüldüğü söyleniyor. Bunun 137 bininin sivil, kadın ve çocuk olduğu tahmin ediliyor. Şimdi bunları masum göstererek işbirliği için Hıristiyanlığı, Yahudiliği, Müslümanlıkla aynı konuma getirip Semavi dinler olarak niteliyor. Semavi dinler diye bir şey yok. Niçin üç tane dini Fethullah Gülen sürekli olarak işbirliğine yöneltiyor?
Merdan YANARDAĞ: Şimdi sanıyorum kendisi kelime-i şahadeti de değiştirdi; "La ilahe illallah" yeterlidir diyor. Bu gücü nereden alıyor, kendisini nereye koyuyor? Kutbul Aktab diye bir makamdan söz ediliyor. Nedir bu?
Nurettin VEREN: Bu makam çok enteresan ve bilinmeyen bir ifade. Süleyman Ateş bunu Hürriyet gazetesinde kendi köşesinde anlattı. Kalbinden geçen şey Allah tarafından yaratılan insan, anlamına geliyor. Yani ne düşünüyor, ne hissediyorsa, Allah olayları onun istediği istikamette yaratıyor. Bu şu demek Allah'a bile etkisi olan bir konuma sahip insan...
MERDAN YANARDAĞ: Ne demek bu yani? Peygamberlikten daha etkili bir makamdan mı söz ediyoruz?
NURETTIN VEREN: Daha o ilk tanıştığımız günlerden itibaren ilk talimatı şudur; bu arkadaşlarımız İseviliği ve Muhammediligi, Mehdiliği temsil edecek. Biz bunu şöyle algılıyorduk: Yani biz iyi Müslümanlar olarak, Hıristiyanları dahi etkileyecek kadar güzel insanlar olacağız. Bunu temsil ederken Hıristiyanlar dahi Müslümanlığa yaklaşacak. Bunda bir mahsur göremedik. "Arkadaşların bir kısmı elli yaşına kadar evlenmesin" dedi. Biz bunu da çok hizmet edebilmek için zaman ayırabilmek olarak algıladık.
MERDAN YANARDAĞ: Talimata bağlı kalanlar oldu mu?
NURETTIN VEREN: Tabii çok arkadaşım bağlı kaldı. Ben kalmadım, 22 yaşımda evlendim. Ama elli yaşından sonra evlenen çok arkadaşımı söyleyebilirim bu çekirdek kadro içerisinde. Sadece iki dinin temsilcisi olacak bir formatta olmak için böyle yapıldı. Şimdi bakın; biz Müslüman olduğumuz halde, Müslümanlığın yanı sıra niçin iseviliği de temsil edelim? İsevi Müslümanlar, Müslüman İseviler; bazı Müslümanlar şu anda Hz. İsa'nın inişini bekliyor.
MERDAN YANARDAĞ: Amerikan'da Evangelistler, yani Hıristiyan köktendincileri, bugün ABD'yi yöneten neocon'larla, yani yeni muhafazakarlarla bir ittifak halinde. Neoconsarvative hareketten söz ederken Amerika'yı yöneten fikirden söz ediyoruz aslında. Bunu söylerken aynı zamanda bugün dünyayı savaş ateşine atan, Afganistan ve Irak'ı işgal eden, iran'a saldırmaya hazırlanan, Suriye'ye müdahaleyi tasarlayan bir fikirden ve bir siyasal oluşumdan söz ediyoruz. Bunlarla olan ilişkiyi meşrulaştırmak gibi bir amaç mı güdülüyor? Aynı taktik mi uygulanıyor?
NURETTIN VEREN: Şimdi bu düşüncelere bir bakın, Amerika'dan önce Vatikan'a gitti.
Bakın burada bile takiyenin çok açığını göreceksiniz. Eğer masum bir talebeye eğitim hizmeti veriliyorsa, burası bir üniversite hazırlık kursu ise, burası bir okul ise bunların beşinci katları örgütün gizli toplantı yerleri olarak niçin kullanıldı? Bizim ilk karargâhımız Bozyaka'daki Yamanlar Koleji'nin beşinci katı. Şimdi vitrinde olayları kamufle edecek bir okul görüntüsü var. Masum bir okul. Yoksa başka bir yer tutulabilir. Fethullah Gülen herhangi bir villada kalabilirdi. Bununla hem talebeleri kendi hipnozu altında tutuyor hem de gizli toplantılara bir masumiyet ve kamuflaj sağlıyordu. Okul giriş çıkışlanndaki o kargaşalardan faydalanıp gizli toplantıların, para toplamaların olanaklı olmasını sağlıyordu. Bu "dine siyaset alet edilir mi"nin ötesinde, dine masum okullar bile alet edildi. Yani "devlet idaresi dinden bağımsızdır" derken en masum çocukların okulları dahi örgütün kamuflajı için kullanıldı.
Merdan YANARDAĞ: Peki Fethullah Gülen'in yönetimindeki dershanelerde ne kadar öğrenci var? Türkiye'de üniversite hazırlık kurslarına giden yaklaşık iki milyon öğrenci olduğu söyleniyor. Bunların ne kadarı Gülen'in dershanelerine gidiyor?
Nurettin VEREN: Her sene 1.5 milyon çocuk yani her 4 çocuktan 3'ü Fethullah Gülen'in okullarında eğitim almaktadır. Bu dershanelerdeki basanlardan dolayı anneler, babalar buraları tercih etmiştir. Terör olayları da biraz insanları cemaatlere itmiştir. Okullardaki bu çete olayları, işte bu uyuşturucu tarzı adli olaylar ve asayiş olayları da bir can simidi olarak Fethullah Gülen'e insanlara itmiştir. Hem evlatlarını verip hem de üste para vererek cemaate kayıtsız şartsız itaat eden bağımlı olmuştur anneler babalar.
MERDAN YANARDAĞ: Bir soru var bu arada. "Nurettin Bey kendisini koruyabilecek mi? Siz onu koruyabilecek misiniz?" diye soruyor izleyicilerimiz. Bir izleyicimiz de şöyle demiş: "Yapılan açıklamalar kanımı dondurdu. Bu anlatılanlar gerçek olamaz, inanmak gerçekten çok güç." Kısa mesaj şeklinde gelen başka bir soru da şöyle: "İktidar dönemindeki bütün ihaleler araştırılsın. Nurettin Bey'in haberi var mı? Bugün AKP Hükümeti ile Gülen cemaati arasında hangi ilişkiler var? Ekonomik bir ilişki var mı, birbirini destekliyorlar mı?"
Ayrıca bir izleyicimiz "Nurettin Bey neden savcılığa yazılı olarak müracaat etmedi?" demiş. Demirel, Ecevit, Özal ve Çiller ile Haydar Aliyev, Askar Akayev, Nur Sultan Nazarbayev ve Türkmenbaşı gibi devlet başkanlanyla yan yana çekilmiş fotoğraflarınız var. Bir özel mektup götürüyorsunuz. Gizli anlaşmalar imzalıyorsunuz. Hangi vasıfla yapıyorsunuz bunu? İzleyicilerimiz bunu da merak ediyor.
"Hıristiyan olan ülkelerde kurulan okullar nasıl faaliyet gösterebiliyorlar?" diye bir soru da var. Bir izleyicimiz de tüylerinin diken diken olduğunu belirtiyor ve "Arkasında hangi güç var da böyle bir operasyonu gerçekleştirebiliyor Fethullah Gülen?" diyor. Bir başka seyircimiz: "Biz bir örgüt olmadığını düşünüyoruz" ve devam etmiş, "Yanınızdaki konuğunuza sorar mısınız neden böyle yıllardır içinde bulunmasına rağmen bu örgütsel yapıdan birden uzaklaştı?".
Merdan YANARDAĞ: İsterseniz seyirci sorularıyla devam edelim Sayın Veren.
Nurettin VEREN: Şimdi sorulardan bir tanesi aklımda kaldı, ondan başlayalım. Fethullah Gülen hacca gitmiş mi? Evet Fethullah Gülen hacca gitti. Hem de birkaç defa gitti. Üstelik bu gidişlerinden bir seferinde Türkiye'de yakalanacağı ihbarını alması üzerine başka yollardan Türkiye'ye girmeyerek Suriye'de kaçakçılarla olan bir macerasını anlatır. Ve Türkiye'ye geldiği zaman Türkiye'nin topraklarını öpüp: "Artık burada yakalansam da, bir mayına bassam da çok mühim değil. Ben ülkeme döndüm. Eğer Mekke'de bile doğsaydım, Türkiye'de ölmeyi isterdim" diye bize vatan sevgisini ifade eden sözlerini sıkça söyleyen Fethullah Gülen'e ben bugün soruyorum. Vatanını bu kadar seven Fethullah Gülen'i hangi büyük güç Amerika'ya sevk etti? Ben milletin bunu sormasını istiyorum.
MERDAN YANARDAĞ: O halde bir daha tekrarlayalım. Amerika Birleşik Devletleri'ni dünya denilen geminin kaptanı olarak görüyor Fethullah Gülen. Ona itaat etmenin gerektiğini söylüyor. Onun plan ve projelerinin yanında olunması, karşısında olunmaması gerektiğini söylüyor. Peki, bunun bir tanrısal düzen olduğunu mu ima ediyor?
NURETTIN VEREN: Fethullah Gülen kendisinin yaptığı işlerde haklarının, kararlarının en isabetli olduğunu, bunlann stratejik bir manevra olduğunu, ülkeler arasında bile takiye yapmanın ustalık olduğunu ve bunda da başanlı olduğunu açıkça söylüyor.
Bakın, şimdi bizim bu projelerimizi, bütün bu insanları töhmet altında bırakmak için söylemedim. Birçok devlet bakanı, başbakanlar aldatıldı. Özbekistan'da Kırgızistan'da dahi bir teveccüh vardı. Davranışlarla onlar dahi aldatıldı ve yanıltıldılar. Biz oraya Türk Müslümanlığını götürüyorduk. Onlar da Türk kardeşlerimiz geldi diye karşıladılar. Her zaman muvazaalan şöyle kullandı: Eğer biz Orta Asya'ya, kardeş cumhuriyetlere bugün gitmezsek, Vahabi anlayışı, Suud anlayışı oraya gider. İran Müslümanlık modeli gider. Bize destek verin ki Türkiye'nin laik sistemini okullarımızla oraya götürelim, diyerek devlet tarafına da takiye yapıldı.
MERDAN YANARDAĞ: Bir seyircimiz daha aynı şeyin açıklanmasını istiyor: "Ne demek devletin samimi desteği! Yani gizli bir işbirliği yok mudur?" diyor. Belli kadrolar ve yöneticilerle bir fikir akrabalığının olup olmadığını soruyor.
NURETTIN VEREN: Şimdi, bütün liderleri de aynı iddialarla itham etmek biraz insafsızlık olur. Özal bu okulların açılması için beni o ülke parlamentolannda, bütün devlet başkanlarının yanına oturtup "Bu arkadaşlarımızın Türkiye'ye açtıkları okulların eğitim kalitelerine ben kefilim. Kendisine bu imkanı sağlarsanız, Türkiye ve kardeş ülkeler arasında çok iyi bir kültür köprüsü oluşur" şeklinde lanse etmişti.
Merdan YANARDAĞ: Bütün bu okulları siz mi kurdunuz Orta Asya'daki?
Nurettin VEREN: Evet bütün bu Orta Asya'daki okulları, devlet başkanları ile görüşerek, Sayın Özal'ın, Sayın Demirel'in vermiş olduğu resmi mektuplarla kurduk. Ondan önce de ben, beş resmi parlamentoda konuşma yaptım. Rahmetli Özal dedi ki "Çık bu parlamentolarda yaptığın işleri anlat." Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkmenistan. Bu beş ülkenin parlamentosunda konuşma yaptım.
MERDAN YANARDAĞ: Böyle bir seremoni genelde devlet başkanları için uygulanır. Yani siz devlet başkanı muamelesi gördünüz öyle mi?
NURETTIN VEREN: Öyle bir muamele gördük. Çünkü, Turgut Özal Türkiye'nin ileride bu okullardan fayda göreceğini düşünerek bu okulları açtı. Ve o ülkelerdeki insanlar da Türkiye'ye duydukları bu özlemden dolayı tereddütsüz kapılarını açtılar.
Bakın Özbekistan'dan bir hatıra anlatayım belki eğlendirici olur. Özbekistan Cumhurbaşkanına ben orada bir mektup sundum. "Biz oralarda okullar açarak Özbek kardeşlerimizle, Türk Cumhuriyetlerle ilişkiye girmek istiyoruz" diye. Beni bir saat sonra Başbakan Karabayev otelden çağırttı. Ben çok telaşlandım. Onlar President deyince Cumhurbaşkanı anlıyoruz biz. Onlar başbakana da President diyor. Halbuki o esnada Özal ve Kerimov Taşkent'den başka bir yere gitmişlerdi. Bana "Cumhurbaşkanı seni çağırıyor" denilince polislerle ve resmi görevlilerle gitmek istemedim. Bir endişem oldu. Yanıma Naci Tosun ve Şerif Ali Bey'i de aldım. Bu arkadaşlar hâlâ Fethullah Gülen'in sadık hizmetkârlığını, imamlığını, kuryeliğini yapan şahıslardır. Beraber gittik ve biz gerçekten başbakanlıkta hiç alışılmadık bir ziyafetle karşılaştık. Özbekistan Başbakan'ı; "Kerimov cenapları bize sizin burada okul açmak için getirdiğiniz dosyaları iletti. Ve ne gerekiyorsa hemen yapın" dedi.
Oralarda demokrasi henüz yeni başladığı için liderler kurallardan daha güçlü konumda. Alt kademede olanlar böyle bir şeyi anında yerine getirmek durumunda. "Bizde 8000 tane okul var. Hemen bunlar nasıl organize edilecekse, sizin talimatlarınızla burada bizim bünyemizde, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Okulları diye hepsini rehabilite edin. Hepsini size teslim etmemiz söylendi." Arkadaşlar şahittir. Ve biz şaşırdık tabii. Bizim orada bir-iki okul açma niyetimize karşılık, böyle bir talimatın, bu kadar kesinlikle verilmesi, Türkiye'ye olan sevgi, sempati ve güvenin bir işareti. Ve biz de bu durum karşısında henüz o kapasitede olmadığımızı belirttik arkadaşlarla ve bize beş-on okul teslim edildi. Binaları verildi. Elektriğin, suyun parası alınmadı. Gıda yardımı yaptılar ve aynı sempatiyi bütün Türk Cumhuriyetlerinde gördük.
Bu anayurt ve atayurt arasındaki sevgiden kaynaklanan bir itibardı. Bunu iyiye kullandığımız kanaatinde değilim. Onları da hayal kırıklığına uğrattık.
MERDAN YANARDAĞ: Yani bu okullarda İslami bir eğitim verdiniz öyle mi?
NURETTIN VEREN: Hayır, buralarda ön planda laik ve Türkiye eğitim müfredatına yakın bir eğitim uygulandı. Türkiye'de de aynı metod uygulanıyor. Fakat burada esas olarak cemaate adam kazandırmak üzere gece eğitimleri yapılır. Önemli olan da budur.
Yani mesele ülkeye faydalı bir insan, vatana-bayrağa faydalı bir insan, anne babaya saygılı bir insan değil, Fethullah Gülen'e tam anlamıyla güvenen, kayıtsız şartsız bağımlı robotlar yetiştirmek amacı var. Zaten bizim ayrılma kararımız, bunu sezdiğimiz zaman ortaya çıkmıştır.
Ben bugün bu cemaatin bağımlıları için şu sözleri söylemek istiyorum: Ben de aynı halet-i ruhiyeyi yaşadım. İnsanlar neden diyorlarsa, ben 35 sene hasırın üzerinde oturdum. İkinci, üçüncü nesil bu okulları Fethullah Gülen'in gidip açtığını sanıyor. Oysa, Fethullah hiçbir Asya ülkesine gitmemiştir. Adresini bile bilmez. Savunma olarak da oralara zarar veririm diye gitmedim diyor. Amerika'ya gitmekle Türkiye'ye ve Müslümanlara öyle bir zarar verdi ki, Vatikan'a gidip Papa'nın elini öpmekle, sadakatini arz etmekle dinine öyle bir ihanet etti ki; Keşke Azerbaycan'a gitseydi, keşke Nahçivan'a gitseydi. Oralarda kendi kardeşlerimizin içinde olsaydı ve ölseydi.
MERDAN YANARDAĞ: Türkiye'deki okullarda, üniversitelerde, yurt dışındaki okullarda ve üniversitelerde de esas olarak cemaatin gizli bir örgütlenmesinin gerçekleştirildiğini söylüyorsunuz.
NURETTIN VEREN: Okullar vitrin olarak kullanılıyor. Şunu da hemen söyleyeyim. Son günlerde, sanıyorum bir gösteri merkezinde, on bin kişinin katılımıyla bir toplantı yapıldı ve 84 ülkeden Türkçe konuşanlarla bir seremoni (Türkçe Konuşanlar Kurultayı) gerçekleştirildi.
Halbuki kendi saltanatı ve ütopyası için, insanın gözünün içine baka baka paravan olarak kullanmak, bir din adamına, hele hele bir Müslüman kimliğine hiç yakışmaz. O okulların hepsinde eğitim dili İngilizcedir. Yurtdışındaki Fethullah'ın okullarında öğrenciler haftada en az 20 saat İngilizce görürler. Türkçe seçmelidir. Zaten Orta Asya'daki Türkler genelde Türkçeyi rahat öğrenirler. Siz de gitseniz iki ay içerisinde Kazakça ve Özbekçeyi rahatlıkla konuşursunuz. Aynı kök birliğinde olan dillerdir. Aynca bir öğretime gerek yok. Bizim iş adamlarından çoğu gider. Özbekistan'da, Kazakistan'da, Kırgızistan'da çok rahatlıkla o dilleri anlar ve konuşurlar. Eğitim dili İngilizcedir. Bende de anlaşmaları var. Türkçe seçmelidir. Ama burada öyle bir seremoni yapıldı ki, Türkiye'deki bütün siyasiler kullanıldı.
Merdan YANARDAĞ: Siyasete gelelim. Şimdi her hükümette doğrudan örgüte mensup birkaç Fethullahçı bakanının olduğunu hep duyduk. Hep söylendi, iddia edildi. Siz de bu ilişkilerin merkezinde olduğunuza göre bize yanıt verebilirsiniz: son dönemde her hükümette bakanları oldu mu gerçekten Fethullah Gülen'in?
Nurettin VEREN: Şimdi bu meseleler konuşulduğu takdirde birçok insan töhmet altında kalacaktır. Bu insanların bazıları, müritlikle alakaları olmadığı halde, sadece mevki ve makam sahibi olabilmek için bu cemaate yaklaştılar. Bazıları ise gerçekten Fethullah Gülen'in müridi olan ve yapacağı her şeyi Fethullah Gülen'e danışacak kadar bağlı olan insanlardır. Bugünkü kabinede de vardır. Daha önceki dönemlerde de bakan seviyesinde var olmuşlardır.
Fethullah Gülen cemaatine "Siyasetten, şeytandan Allah'a sığındığınız kadar uzak olunuz" der. Ve bu örgütün yandaşları, sempatizanları, hiçbir partiye gidip üye olmazlar. Ama Fethullah Gülenin bir işareti ile seçimlere üç beş gün kala, bir partiye anında gider destek verirler. Gülen bu gücü belli bir partiye angaje etmemek için bütün partilere mavi boncuk dağıtır ve hepsini elinde tutar. Böyle bir siyaseti uygulamak ve düşünmek dünya üzerinde kimseye nasip olmamıştır. Fethullah Gülen bir an gelir devletten yanadır. Bir an gelir Müslümanlıktan yanadır. Bir an gelir, Türklük ve Türkçülük en öndedir. Bir an gelir askerin kutsiyetinden bahseder. Bir an da gelir "ABD dünya gemisinin kaptanıdır, ona itaat edin" der. Şimdi ben burada insanların sorgulamasını ve düşünmesini istiyorum. Bakın; Türkiye'de 1960'lı yıllara, hatta 1970 yıllarına kadar başörtüsü diye bir problem yoktur.
MERDAN YANARDAĞ: Peki nasıl oldu, ne yaptınız? Bu sorunu siz mi çıkarttınız?
NURETTIN VEREN: Evet. Bakın ben bir prototip olarak, Aydınlık Kürsü programında nasıl bir örtünme tavsiye ettiğimizi, bir bayan mankenin üzerinde gösterdim. Şimdi 1970'li yıllarda henüz yeni evlenmiştim. O güne kadar çeşitli şekillerde kullanılan mahalli örtü kıyafetleri var. Bizim ailelerimiz de demokratik insanlar, izmir insanları örtülü değildir. Fakat Fethullah Gülen, örtülülere dahi, bu tarz bir tesettürün olmayacağını, kadının topuğunun ucundan burnunun ucuna kadar örtünmesi gerektiğini ve esas örtünme emrinin Kur'an'da bu şekilde yer aldığını öğretti ve dedi ki; "Bu önderliği, bu kahramanlığı yapacak arkadaşlar model oluştursun. Üç beş arkadaş hanımları ile bunu yapsın. Sonra millet arkasından zaten kolaylıkla gelir. Bunun sonucunda bu işi yaparak öncülük edenlerin arkadan gelenlerin de sevabını alacağını söylemiştir. Tabii o ahmaklardan en önde biz de vanz. Benim gibi üç beş ahmak arkadaşım. Kadınların yaz günü eldiven ve yüzüne peçe takması, gözlerini de kalın siyah çerçeveli gözlükler kullanarak gizlemesi, eteklerinin de mutlaka topuklarına kadar yere değecek boyutta olmasını istedik. Belki 20 sene bu uygulandı. Ben şimdi şöyle bir yazı yazdım; "Fethullah Gülen o gün mü Kur'an'ı doğru okuyordu, bugün mü yanlış okuyor?" diye. Ve çok kısa bir zaman sonra televizyonlardan bir canlı yayında şöyle dedi: "Başörtüsü teferruattır." Yani dinin gereklerinden değildir. Ama ülkede başörtüsü tartışmasının mayasını tutturduktan 20 sene sonra bunları söyledi. Yani 20 sene boyunca insanlar normal başörtüsünün de ötesinde giyinmeye zorlandı. Kaldı ki benim ailem ayrılmadan, beni terk etmeden önce 20 sene bu şekilde yaşadılar.
MERDAN YANARDAĞ: Eşiniz sizi terk mi etti?
NURETTIN VEREN: Tabii, bu cemaatin baskısına ve kararlarına dayanamadılar. Daha da acısı 33 sene sonunda altı çocuğumuzla beraber ailemden beni boşadılar. Ben onları boşamadım.
Bakın Fethullah Gülen'in zikzaklarını anlatıyorum ve diyorum ki, insanlar eğer İslami ve Kur'an'ı bir Müslümanlığı esas alıyorlarsa ona bakarak bunları mukayese etsinler. Ama Kur'an'ı bir tarafa koyup da; Fethullah Gülen'in siyah dediğine siyah, beyaz dediğine beyaz diyorlarsa "acaba biz doğru bir yol mu takip ediyoruz" diye kendilerine sormaları lazım. Şimdi ben diyorum ki; ilim adamları da var, Yümni Sezen Hoca ile Ahmet Tekin Hoca gibi. Bunlar bu işin uzmanı ve otoritesi olan kimseler. Yani bu konularda üst düzeyde fikir beyan edecek kimseler. Onlara sorsunlar. Örneğin Fethullah Gülen, kola içmenin haram olduğunu söyleyen bir insan, kot pantolon giyen bir talebe okula ve yurda alınmaz. Bugün bakıyorsunuz Fethullah Gülen Amerika'ya destan yazıyor. Amerika'nın talimatıyla bütün dinler, eşitmiş gibi fetvalar veriyor. Bütün papazları Müslüman yapacağım diye Müslümanlardan aldığını, gavurlara veriyor. Türklerden aldığını Amerikalılara yediriyor. Fakirden aldığını da zenginlere veriyor. Ben şimdi neden zenginlere verildiğini öğrenmek için yedi tane dava açtım Fethullah Gülen'e.
MERDAN YANARDAĞ: Bildiğim kadarıyla Gülen daha sonra, "Devleti ve toplumu ele geçirmek ve yönetmek için gerekirse başörtülerinizi de çıkartın" dedi.
NURETTIN VEREN: Evet. Başörtüsünü devleti ve toplumu ele geçirmek için bir sembol, bir simge olarak belirlediği için; askeriyede, emniyet teşkilatında ve değişik devlet kuruluşlarında görev yapan cemaat mensuplarının, ailelerinin yaşam tarzı nedeniyle devletin ve toplumun kan damarlarına giremeyecekleri için bunu (türbanı) bir "teferruat" ilan etti Hocaefendi. Ona göre şimdi başörtüsü teferruattır. Oysa Fethullah Gülen başörtüsüne 20 yıl "farzdır" dedi. Peki bugün başörtüsünün dinin gereklerinden ve hüküm ayetlerinden olmadığını söyleyen Fethullah Gülen hangi fetvaya ve ayete dayanarak 20 sene hanımlara peçe ve eldiven taktırdı? Yaz günü burnunun ucu dahi, gözleri dahi görünmeyecek şekilde Afganistan'daki Burka gibi bir kıyafetle dolaştılar. Şimdi bu kime karşıydı!
Bugün ise "başörtüsü teferruattır, açılmanızda hiç mahsur yoktur" diyor. Hatta son dönemde cemaatte; "başörtüsüz olan kadınlarla evlenin" dediği için örtülü kızlar evde kaldılar. Düşünün! Evlilik gibi bir işi dahi talimatla yapan tek tip insanlar yetişti ve bunlar kendi devletlerinin başka devletlerden kutsal olmadığını, kendi bayrağının çok mühim olmadığını, toprak için ölünmeyeceğini düşünüyorlar.
Nurettin VEREN
22 Nisan 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder