24 Nisan 2009 Cuma

Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası (4. Bölüm)

Merdan YANARDAĞ: Yani vatan için mücadele edilmeyeceğini söylüyor.

Nurettin VEREN: Vatan bir topraktır onlara göre. Her yer Allah'ın mülkü, dolayısıyla bu benim vatanım bu senin vatanın diye mesele yapılmaması gerektiğini söylüyor Fethullah Gülen. Hatta "Muhammed ül Resulallah" diyerek onları (başka dinden olanları) küstürmenin gereksiz olduğunu, Hz. İbrahim'e inanan insanların da cennette gireceğini söyledi. Vatikan'ın temsilcisi Monsenyör George Marovitch'in ifadesi var, diyor ki: "Biz Fethullah Gülen'i şunun için seviyoruz. O bize 'la ilahe illallah' diyen herkesin cennete gideceğini söylüyor" diyor. Yani "la ilahe illallah" yetecekse, "Muhammed ül Resulallah" diyerek onları küstürmeyelim, onları da idare edelim.

Fethullah Gülen'in takiyesi öyle büyük ki, Hıristiyanlara da takiye yapıyor. İslam'ın şartlarından da birini değiştirdi, islam'ın şartlarından birini değil, İslam'ın temeli değiştirdi. "La ilahe illallah Muhammed ül Resulallah"ı değiştirdi. Yani İslam'ın atom çekirdeğini parçaladı.

MERDAN YANARDAĞ: Evet sayın Veren, "Örgütün mal varlığı ve şu anda kontrol ettiği para ne kadardır?" diye merak etmiş bir izleyicimiz.

Biz soruyu biraz daha genişletelim; örgüt bugün nasıl bir parasal gücü kontrol ediyor, mali kaynakları nelerdir? Gülen mali yapılanmayı nasıl yönetiyor, bu parayı yönetirken hangi araçları kullanıyor? Bunu biraz açabilir miyiz?

Nurettin VEREN: Evet bu oranlar gerçekten halkımızın ne kadar hüsnü izan sahibi, ne kadar sorgulamadan uzak ve itaatkâr olduğunu görmemiz konusunda bize yardımcı oluyor. Bu oy oranları bir anda talimatla %90'lara kadar çıkartılabilir örgüt tarafından. Çünkü biz daha önce böyle şeyler yapmıştık.

Yani birini karalamak veya istifa etmeye zorlamak istediğimiz zaman bir talimatla o kişinin kurumuna binlerce eleştiri mektubu gönderilebilirdi. Yani ben de onların ne kadar itaatkâr insanlar olduklarını bildiğim için, kınamıyorum. Ama eğer gerçekten düşünerek ve İslam'ı ölçü alarak Fethullah Gülen'e bakıyorlarsa olayları irdelemelerini ve mukayese yaparak karar vermelerini tavsiye ediyorum.

Devam edersek; 1988'de Fethullah Gülen Türkiye'nin parçalanacağı istihbaratını, elinde bir kağıt getirerek bana Altunizade Fem Dershanesinde söyledi. Tabii 1988'i düşünürsek 18 sene önceye tekabül eden bir zaman. Böyle bir olayla pek ilgilenmediğimden, onun ne demek istediğini de pek merak etmedim. Ama dedi ki, "24 ülke parçalanacak bunlardan biri de Türkiye", tam olarak böyle. Ben şunu sormalıydım; "Kimden geldi bu haber? Türkiye'yi kim parçalayacak?" artı "Avrasya coğrafyasında parçalanmasına karar verilen bu 24 ülkeyi kim parçalayacak? Ve niye?" Gerçi biz o günlerde bir vakıf olarak, bir dernek olarak çalıştığımız için, böyle uluslararası meselelerin bizi çok ilgilendirmeyeceğini düşündüm. Yani böyle bir şeyi devlet düşünür, bir temenni, bir plandır.

Fakat Fethullah Gülen bu yazılı bilgiyi kimden aldı?, sormalıydım. Ve ayrıca bu parçalanma projesinde Türkiye için üzülen ve Türkiye için acı çeken biri, hiç Amerika'da oturur mu? ABD'de oturup Türkiye için acı çeken bir derviş gördünüz mü? Yani Erzurum'dan çıkıp New York'a yerleşip Türkiye için gözyaşı döken bir derviş. Bu kadar büyük bir mal varlığı olan, para ile iç içe olan biri. Allah ile Kur'an ile gönülle iç içe olması gerekirken. Arkadaşlarını ticaretten men eden ve geçimleri için dahi ticaret yapmalarını yasaklayan Fethullah Gülen...

Ben 30 sene hasırın üstünde oturdum. Arkadaşlarım da öyle. Parmağıma altın yüzük, nikâh yüzüğü takmam yasaktı. Kola da içmedik, Amerikan kotu da giymedik. Bu aradan geçen süre içerisinde Amerika'da ikamet eden, fakat Türkiye için üzülen ve acı çeken Fethullah Gülen'in imajını bir sorgulamalarını istiyorum insanların. Kaldı ki, 1988 yılında bu parçalanmayı kesinlikle biliyordu. Bornova'daki bir vaazında şöyle dedi: "Çok yakında Rusya'nın gümbür gümbür yıkıldığını göreceksiniz" ve gerçekten beş altı ay içerisinde S.S.C.B gümbür gümbür yıkıldı ve biz de cemaat olarak şöyle bir kanaat oluştu; "Fethullah Gülen keramet sahibi, 10-15 yıl sonra olacakları dahi bilecek kadar kutsal bir insan." Tabii biz öyle düşündük ve inandık.


Merdan YANARDAĞ: Peki yeniden şu soruya gelelim: Fehullah Gülen nasıl ve hangi ölçekte bir mali gücü kontrol ediyor? Yaklaşık bir rakam verebilir misiniz?

Nurettin VEREN: Şimdi birisi hesap makinesini eline alsın; 1,5 milyon öğrenci her sene artarak devam eden bir potansiyelle dershanelerine, okullarına kayıt oluyor. Veliler ise çetelerin, uyuşturucunun ve çeşitli saldırgan oluşumların okul yönetimlerini dahi tehdit edebildiği bir ortamda bu dershaneleri sakin bir liman olarak görüyor ve diyor ki; "bari bu örgütün okuluna, dershanesine gitsin de hiç olmazsa tehlikeden kurtulsun, mahsuru yok, nasıl olsa benim çocuğum onların elinde kalmaz, terbiyesi ile ben ilgilenirim."

Fakat kendisi çocuklarına yarım saat dahi zaman ayıramayan velilere sesleniyorum. On saat, on iki saat yatılı kalan çocukların, örgüt tarafından görevlendirilen ağabeylerin, ablaların etkisiyle, bedenen aynı kalsa bile ruhen ne derece değişebileceğini bir düşünsünler. Belki beşaltı ay sonra, belki bir kaç sene sonra annesinin - babasının Müslümanlığını beğenmeyen, Fethullah Gülen'e mürit olması gerektiğini, mutlak kurtuluşun onda olduğunu söyleyerek onları bu yola davet eden bireyler oluşacaktır. O zaman iş işten çoktan geçmiş olacaktır. Çünkü Allah'ın kelamından daha çok Fethullah Gülen'in ütopyası nesillere zerk ediliyor. Biz bunu yaptık.

Tabii, şimdi Fethullah Gülen öyle bir sistem kurmuş ki, artık gelip çocuklarla ilgilenmesi gerekmiyor. Sistem meyvesini üretiyor ve Fethullah Gülen'e de sadece yemesi kalıyor.Kurulan sistemin kendisi tek tip insan yetiştiriyor. Yani tıpkı beynine bir çip takılmış hale getiriliyor ve "Fethullah Gülen söylemişse mutlaka bir hikmet vardır" şeklinde bir yaklaşım yerleşiyor. Yani Fethullah Gülen dese; "Anneni babanı kes", sevap olduğuna inanarak kesecek insanlar yetişiyor.

MERDAN YANARDAĞ: Böyle çocuklar mı yetiştirdiniz siz?

NURETTIN VEREN: Bakın onlar çocuk değil artık. Örneğin 1995 yılında ordudan atılanlar, kurmay binbaşılar, başka rütbeli subaylar bile böyle ve bu itaate alışmış durumdalar. Başka görevlerde olanları artık siz düşünün.


Merdan YANARDAĞ: Türk Silahlı Kuvvetleri'nden irticai nedenlerle subaylann atılması olayını nasıl değerlendirdi Fethullah Gülen?

Nurettin VEREN: Fethullah Gülen gelişen her hadiseden kendisine malzeme çıkarmayı bildi. Yani Fethullah Gülen tanıştığı bir insanın neresinden nasıl faydalanacağını ilk tanıştığı anda düşünür. İnsana insan olarak değer vermez. Sevgi ve muhabbetinden değil, onun neresinden ne çıkaracağını düşünerek sever. Yani insan sevgisi olsa, çoluk çocuk sahibi olur, evlenir, normal hayata döner. O normal hayat standartlarının üzerinde olmak için hiç evlenmedi. Çünkü onun sıradan bir insan olması yanlış, inanışı ve planlaması bu. O hep kutsal. İnsanların arasında o hiç evlenmeyen, yarı Tanrı konumunda, ihtiyaçlarını ezmiş geçmiş, beşeri duygularını aşmış, paraya kıymet vermez, evlenmez, olağandışı bir insan. Profili bu. Mesela çocuklara şu öğretilir: "Eğer siz sabah namazlarınıza kalkmazsanız o ta Amerika'dan sizi görür." Bu Allah'a ait bir sıfattır.Yani her yerde hazır, mekândan münezzeh Allah'tır ve bu sıfat da Allah'a aittir.

Fethullah Gülen'in yanına giden talebelere tembih edilir: "Kalbinizi düzgün tutun. O sizin kalbinizi okuyor. Geleceğinizi biliyor." Yine derler ki; "Fethullah Gülen 10 sene 20 sene sonrasını bilerek hareket eder." Halbuki gaybı görmek, peygamberlere dahi nasip olmayan bir durumdur. Şimdi bunu kendisi sözde kabul etmese bile, o konuma gelmiştir. İnsanlar Fethullah Gülen'in üzerindeki bir ipliği, ağzından çıkardığı bir zeytin çekirdeğini, hurmayı alıp yemenin bile kendilerine şifa getireceğine inanıyorlar.

MERDAN YANARDAĞ: Sayın Veren nasıl bir hipnozdur bu! İnanılır gibi değil...

NURETTIN VEREN: Bakın anlatmak istediğim, masumiyet içerisinde korkunç bir ütopya bu. Siz Bilkent'i bitirmiş bir öğrenciyi 150-200 dolara Yakutistan'a, Tanzanya'ya, Vietnam'a öğretmen olarak, misyoner olarak gönderebilir misiniz? Ne işi var? Ama cennete gider gibi bu insanlar, hizmet diye koşarak gidip azad kabul etmez bir kölelik yapıyorlar. Maksat ülkeye fayda, Allaha iman, insanlara Müslümanlık değil; Fethullah Gülen'in ahir zamanda Müslümanlığı, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği harmanlayıp ortaya bütün dünyanın kabul edeceği bir din çıkarmasına yardımcı olmak...

Peygamberler üstü "Kutb-ul Aktab" makamında bir insan, yani yarı Tanrı bir insan. Peygamberler üstü, Allah'ın bir altı. Bu pozisyonu da bize kendisi yıllarca anlattı. Kutbul Aktab isminde bir yazısı da var Prizma kitabında. Hz. Muhammed'in Hz İsa'nın yapamadığı bu birleşmeyi temin edecek. Bakın şimdi Müslümanlar Mehdi'yi bekler hale geldi. Halbuki Kur'an-ı Kerim'de anlatılan açık ve net ifadelerle, "Hz Muhammed'den sonra başka peygamber gelmeyecek. Kur'an tamamlanmıştır. Başka bir din de yoktur" denir. Kur'an'dan önceki dinlerin hepsi de orijinini yitirdiği için batıl olmuştur ve tedavülden kalkmıştır. Bu beklentinin bir kapısını açmak için "Mehdi gelecek" diyor. Peygamberden sonra eğer ihtiyaç olsaydı Allah çok peygamber gönderirdi. Kur'an-ı Kerim'de 26-27 peygamberin ismi zikrediliyor. Fakat deniyor ki: "Bunun gibi nice kavme peygamber göndermeden hesap sormadık." Kur'an-ı Kerim'de Hz. Muhammed'den sonra peygamber gelmeyeceği açık bir şekilde beyan ediliyor. Peki bu ihtiyaç neden? Peygamber işi tamamlayamadı da ondan mı? Bu beklenti niye?

Aynı düşüncenin benzeri Hıristiyanlıkta var. Hz. İsa öldü ama ölmedi. Tekrar gelecek. Bu Allah'ın kapattığı peygamberlik penceresini, zor tevillerle (yorumlarla), yalan yanlış ifadelerle tekrar açmaya çalışmak ve o meçhul makamlara istenilen insanları monte etmek için uydurulmuş şeylerdir. Yani Hz. İsa'yı Allah öldürmüş, neden geri getirecek? Çünkü Hıristiyanlık dünyasında o beklentiyi meydana getiren, kutsal baronlar topluluğu var. İslam dünyasında da Hz. Muhammed yoksa hiçbir kutsal kalmaz. Şeyhler, aşiret liderleri bu makama kendilerini yakıştırmak için böyle bir şeye ihtiyaç duyarlar. Mehdi, Kırklar, Yediler, Dokuzlar gibi. Allah'ın kapattığı bu makamı kendilerine yeni isimler yükleyerek kullanmak isterler.

Bunlardan birisi de Kutb-ul Aktab'lık mertebesi. İşte Fethullah Gülen bunların da daha üstünde. Şimdi Hıristiyanlıktaki Mesih inancı, Mehdi inanışı Kur'an'da yok, zayıf hadislerle işaret ediliyor - ki ilim insanlarının yaptıkları araştırmalara göre böyle bir işaret mevzu bahis değil-, amaç bu iki karakterin birleşip Fethullah Gülen'in bünyesinde vuku bulması, yeni bir dini lider ve yeni bir din anlayışı... Fethullah Gülen'in ütopyası böyledir. Yani, bu yaklaşıma gerek Hıristiyanlar gerek Yahudiler sıcak bakmaktadır deniyor. Bizim ülkemizdeki Müslümanlar ise böyle bir şahsın Türkiye'den çıkmış olması noktasında memnundurlar.

Avrupa, ABD, herkes için her şey yolundadır. Yani bu "Kutb-ul Aktab" mevkiine onu ABD pohpohluyor, Müslümanlar ise bunu bir şeref olarak kabul ediyorlar. 94 ülkede, Amerika'nın nerede üssü varsa orada okul var. Türkiye'nin doğusunda Diyarbakır'da Mardin'de bitlenmiş çocuklar yüzünden Cizre'de on gün okula ara verildi. Ve ben diyorum ki; acaba kendi ülkesine gidip orada fakir insanlara bir okul açmayı düşünmedi mi? Şimdi buraya getirip büyük bir şov yapıp Türkçe'yi bahane ederek 150 kilo altını çocuklara (Türk Dili Kurultayı'nda) dağıtmak nedir?

MERDAN YANARDAĞ: Türk Dili Kurultayı düzenlediler.

NURETTIN VEREN: Burada da bir takiye ve yalan var. Okullar Türk okulları ise eğitim dilinin Türkçe olması gerekir. Okullardaki dil lngilizcedir...

MERDAN YANARDAĞ: Fethullah Gülen örgütlenmesinin ekonomik gücünü konuşalım.

NURETTIN VEREN: Ben önce şu soruya yanıt vereyim dilerseniz daha sonra sizin sorunuza geçelim. Maillerden birinde, efendim iki milyon dolar almış, beklentilerini elde edememiş şeklinde benim hakkımda beyanlar var. Fethullah Gülen de itiraf eder, arkadaşlar da bilir ki bizim yaşantımız herkesin merceği altında. Otuz beş yıl hasırın üstünde oturmuşum ve altı tane çocukla 45 tane ev değiştirdim, hizmet vesilesiyle. Yani bunlar iftihar edilecek şeyler değil. Bu ütopyanın ilk mensuplarından olarak ben bir hatamı itiraf ediyorum. Yani 45 tane ev değiştirmiş ve 35 sene tahta hasır üzerinde yaşamayı örnek davranış olarak kabul edecek derecede bağımlı bir insandım. Çocuklarımın altısının ismini de kendisi koymuştur.

Ayrıca bu cemaatten olan insanların, yüz binlere ulaşan çocuklarının isimlerini de tek tek listeden kendi koymuştur. Yani insanların nasıl bu derece bağımlı hale geldiğini göstermek için bunlar birer misal. Bu arada iki milyon, üç milyon, beş milyon aldı diyen arkadaşların iddialannı ispat etmelerini istiyorum. Onlara ayrıca şunu göstermek istiyorum; burada bir vekâlet var, elimde. Herşeyin benim malım olduğunu gösteriyor. Noterden alınmış geniş yetkili bir vekâlet bu. Ben bu şirketlerde çalışırken emekli olmadım. Asgari ücretle çalıştım ve bana zorla bir basın kartı, o da mecburi olduğu için verildi.

MERDAN YANARDAĞ: O sıralar Zaman Gazetesinin genel müdürüydünüz.

NURETTIN VEREN: Evet. Genel müdürüyüm, yönetim kurulundayım. Aynı zamanda Samanyolu Televizyonunun da yönetim kurulundayım. O dönemde bana asgari ücret ve sarı basın kartı verilerek redaktör olarak gösterilmem sağlandı.

Ancak elimdeki bu belge ile (genel vekâletname) bütün şirketi almaya ve satmaya, yurtiçinde ve yurtdışında, bütün hesaplardan her türlü imkanı kullanmaya yetkili bir durumdayım. Bakırköy 6. Noteri'nden onaylı evrak. Bu yetki şöyle; "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan bilumum bankalardan, gerek tasarruf hesaplan, gerekse ticari kredi hesaplan açtırmaya, bugüne kadar açılmış veya bundan sonra açılacak bilumum hesaplardan dilediği miktarda para çekmeye, dilediği miktarda borçlanmaya, borçlanacağı miktara mukabil çek senet imzasına, açılacak hesaplarım için bankalara her türlü bilgilerimi vermeye, bankaların hazırlayacağı bilumum taahhütname, sözleşme v.s başkalarını da tebdil, teşrik gibi her türlü yetkiye sınırsız haizlik" gibi bir yetki varken; "İşçi çalıştırmaya, iş anlaşmaları yapmaya, işçileri çıkarmaya, fesih ihbarlan yapmaya, anlaşmaları fesh etmeye, ihtarname, ihbarname çekmeye, icabında başkalarını da tebdil, teşrik ve azle yetkili olmak..." gibi bir belge varken, bunu neden kullanmadığımı düşünsünler. İlgililere belgenin noterdeki aslını da verebilirim.

MERDAN YANARDAĞ: Siz bu vekâletnameye göre aslında Zaman Gazetesinin, Samanyolu Televizyonunun sahibi gibisiniz. Yetkileriniz bu genişlikte.

NURETTIN VEREN: Evet bu belge o zaman için hem gazete hem televizyon ve içlerinde banndırdıklan dergi v.s şeylerin sahibi olduğumu gösteriyor. Benden önce gelen ve benden sonra gelen arkadaşlanmız da benim yaptığım gibi davranmıştır.

MERDAN YANARDAĞ: Yani Zaman Gazetesinde asgari ücretle redaktör olarak çalışıyor gösterilmeniz bir takiye. Hem genel müdürlük ve yönetim kurulu üyeliği yapıyorsunuz hem de asgari ücret alıyor görünüyorsunuz.

NURETTIN VEREN: Evet. Hem devlete karşı hem de vatandaşa karşı bir takiye... Yani elinde böyle bir yetki varken buradan ceketini alıp çıkmış bir insan hakkında, "bugün bunları para almak için yapıyor" tarzında düşünen insanların vicdanına havale ediyorum.

MERDAN YANARDAĞ: Peki sizin Samanyolu Televizyonu hakkında açtığınız bir dava var. Bir suç duyurusu yaptınız Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına. Şimdi arkadaşlarımız bu konuya ilişkin bantı ekrana getirsinler ondan sonra Zaman Gazetesi, Samanyolu Televizyonu ve diğer şirketler hakkında bir değerlendirme yapalım.

Evet Nurettin Veren, Avukatı Hasan Gürbüz vasıtasıyla 20 Haziran 2006 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş. Bakalım niçin başvurmuş...


"Nurcuların en büyük kolunu oluşturan Fethullah Gülen cemaatine ait Samanyolu Televizyonu hakkında, evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla Cumhuriyet savcılığına başvuruldu.

Fethullah Gülen'in 35 senelik dava arkadaşı ve başyardımcısı Nurettin Veren'in geçen hafta Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunda, Samanyolu Televizyonunun sahte imzalarla el değiştirdiği öne sürüldü. Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş. hakkında yapılan 20 Haziran 2006 tarih ve 34015 sayılı savcılık başvurusunda konu ile ilgili olarak, bugüne kadar şirkete gönderilen yazılara yanıt da verilmediği öğrenildi.

Başvuruda Samanyolu Televizyonunun ortağı Nurettin Veren'e ait imzaların taklit edilerek hisselerine el konulduğu öne sürüldü. Nurettin Veren'in vekili Av. Hasan Gürbüz'ün Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuruda, suçlama ve istekler şöyle sıralanıyor:

Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş'nin 8 yıllık hazinin cetvelleri, genel kurul tutanakları ve yönetim kumlu defterlerinin bilirkişilere incelettirilerek sahte imzaların tespitini ve ayrıca müvekkilimin hisselerinin nasıl bir sahtecilikle devredildiğinin belirlenmesini ve suçlular hakkında kamu davası açılarak cezalandırılmalarının sağlanmasını arz ve talep ederiz."

MERDAN YANARDAĞ: Samanyolu Televizyonu'nun büyük hissedan mısınız Sayın Veren?...

NURETTIN VEREN: Büyük değil. Ben sermayesi 1.2 milyar iken 1200 hisseye sahip olduğumu biliyorum. Ve avukatımız bununla ilgili olarak bir protesto çekti. Samanyolu'na ve diğer üniversite şirketlerine, üniversiteleri açan şirketlerin yetkililerine. Cevap gelmedi ihtarnamelerimize.

MERDAN YANARDAĞ: Üniversiteleri açan şirketlerde de mi hisseleriniz var?

NURETTIN VEREN: Tabii var. Özellikle finans kurumundaki şu anda yönetim kurulu başkanı olan arkadaşın...


Merdan YANARDAĞ: Asya Finans'ı da siz mi kurdunuz?

Nurettin VEREN: Onun kuruluşunda resmi olarak ben görûnmedim. Fakat parayı elime alarak, çantaya koyarak Hazine Başkanlığına teminatı yatırıp, Devlet Planlama Teşkilatına ve finans kurumu kurmak için başvurulacak diğer kurumlara gidip bu projeyi gerçekleştirdim. Bütün yetkililerin isimlerini ben gerekli birimlere verebilirim. Fethullah Gülen'in elime parayı vererek Asya Finans'ı nasıl kurdurduğu ve operasyonun nasıl organize edildiğini anlatırım. Kurucuları bulma, onlarla toplantılar yapma ve finans kurumunu organize etme işini ben yürüttüm.

MERDAN YANARDAĞ: Özetle, Asya Finans'ı da siz kurdunuz, öyle mi?

NURETTIN VEREN: Evet ben kurdum. Bir trilyona kurdum. Tansu Çillerin zamanında, onlann da teşvikiyle, onların da işi kolaylaştırmasıyla kurduk. Niçin kurduk? Çünkü milletin parası, gayrı resmi şekilde toplanan paralar, onun bunun cebinde, değişik paravan şirketlerin idarecilerine, yöneticilerine verilerek muhafaza ediliyordu. Bu arada dişinden tırnağından artırıp, alyansını bileziğini veren, emekli maaşının yarısını veren bu insanların paraları, "himmet" adı altında yapılan Ramazan öncesi toplantılarda toplanan paralar henüz bir müesseseyi idare edemeyecek insanların eline bırakılıyordu.

Hayatında beş yüz milyonu bir arada görmemiş bu insanların elinde bu yetkilerle, o paralar harmanlanıp savruluyordu. Fethullah Gülen'in kuryelerinin elinde, ki o isimleri de vereceğim. Tabii ilgili savcılara. Bu paralar kimin elinde toplandı, hangi şirketler aracılığıyla aklandı ve saklandı? Bunun önüne geçmek için ben Asya Finans'ı kurmanın, yani bir finans kuruluşu oluşturmanın daha doğru olduğunu düşündüm. Ki daha sonra Fethullah Gülen'in kendisi kurumun adını Asya Finans olarak belirledi. Bütün o İşık Sigorta, Zaman Gazetesi... Hepsinin adını o koydu...

MERDAN YANARDAĞ: İşık Sigorta'nın kuruluşunda da siz mi varsınız?

NURETTIN VEREN: İşık Sigorta da cemaatin himmetiyle kurulmuştur.

MERDAN YANARDAĞ: Kuruluş operasyonunu kim yürüttü?

NURETTIN VEREN: AKP milletvekili Fazıl Kahraman bizzat kurmuştur. Ve kurduktan sonra da cemaat tarafından çok büyük tehditlerle atılmıştır. Sahiplenmek istedi bahanesiyle hain ilan edilmiştir. Sıkıştırılmıştır ve tehdit edilmiştir. Ayrılmıştır... İşık Sigorta onun elinden alındı. Bugün sahiplerinin isimlerini de veririm. Fethullah Gülen'e yakın olan cemaatin zenginlerinden bazı isimler. Şimdi hukuki bir skandal olmasın diye söylemiyorum. İlgili birimlere veririz.

MERDAN YANARDAĞ: Asya Finans'ın kuruluş operasyonunu siz yürüttünüz ve bir trilyonla işe başladınız. Kurucular buldunuz. Onları göreve getirdiniz. Sonra...

NURETTIN VEREN: Banka kurma kredibilitesine sahip adam bulmak kolay değildi. Çünkü biz fakir insanlarız. Bir finans kurumunu kurabilecek kredibiliteye sahip değiliz.

MERDAN YANARDAĞ: Ama büyük ölçekte paraları kontrol ediyorsunuz...

NURETTIN VEREN: İşte bir trilyon. O gün için bir trilyon. Bunun yanında bize o günkü siyasal dönemde yardımlar edildi. Refah-Yol hükümeti dönemi... Şimdi Nurettin Veren böyle bir finans kurumunu niye kurdu? Ve niye böyle bir öneride bulundu? Niyetim şuydu; bu çocuk denecek yaştaki okul idarecilerinin elinde bulunan meblağlar orada burada kullanılarak buharlaşıyordu. Yani Fethullah Gülen'in de kontrolünden çıkmıştı. Ben de kayıt içine alınıp legal bir duruma gelmesi için düşündüm. Bunun mutlaka banka kayıtlarında makbuzlu ve delilli olması lazım dedim. Banka haram olduğu için finans kurumlarıyla bu işin hallolacağını düşündüm. Ve finans kurumu teklifimiz bu niyetle başladı.

Ama öyle bir duruma geldik ki; banka karşıtı olarak kurduğumuz bu finans kurumu, zenginler için fakirlerden alınarak kurulan bu kurum, zenginlere gümüş tepside "buyurun" denerek sunuldu. Yani işin tam tersi oldu. Fakir insanlara yardım diye yola çıkıyorsunuz. Zenginlere iş gümüş tepside sunuluyor. Türkiye'nin fakir insanlarına yüksek eğitim vermek için yola çıkıyorsunuz, ama paralar Türkiye ile irtibatı olmayan, hatta son elli yıldır iletişimimiz olmayan, Tanzanya, Kenya gibi yerlerdeki oraya da devletin politikası olarak yardım yapılacaksa 'Kızılay' vardır, başka kurumlar vardır buralara kaydırılarak, Amerika'daki okullara, Hong Kong'a, Tayvan'a, Vietnam'a, Kuzey İrak'taki okullara kaydırılmıştır. Yani ülkemizin çeşitli yerlerinde okulsuz köylerimiz varken; kendi düşüncelerini, ABD'nin emperyalist düşüncelerini yaymak için güzel bir atlama tahtası olarak kullanılacak zeminler olarak bunları kullanmıştır. Bunu ülkemize bir ihanet olarak yorumluyorum ben.


Merdan YANARDAĞ: Peki buradaki niyet, siyasi amaç nedir? Örgütü güçlendirmek ve geliştirmek mi?

Nurettin VEREN: 28 Şubat 1997 olayları döneminde Fethullah Gülen, devlet içindeki bütün gelişmeleri, adamları sayesinde hemen öğreniyordu. Dolayısıyla, Fethullah Gülen bu istihbaratlarla kendisine bir rota çizdi ve ABD'yi ve Vatikan'ı güvenli bir liman olarak arkasına almayı tercih etti. Fethullah Gülen'in Altunizade FEM Dershanesinde kalması da eğitimi kendi hakimiyetine almasına olanak sağlıyordu. Kendisi istanbul'da devamlı orada kalıyordu.

Şimdi buralarda Vatikan'ın temsilcisi Monsenyör George Marovitch, Yahudi cemaatinin temsilcisi David Oseo ve Ermeni cemaatinin temsilcisi, ki şimdi sahnede olan, Mutafyan, yine Yahudi cemaatinin en büyük liderlerinden Isac Haleva, hepsi beraber papaz kıyafetleriyle Altunizade'ye geldiler. Yani bunlar farklı günler buraya gelseler belki bir şüphe uyandırmaz. Ama hepsi aynı gün aynı saat, papaz kıyafetleri ile ziyarete geldiler. Orada bir ritüel, bir seremoni düzenlendi. Ve hediyelik çok lüks sandıklar getirdiler. İçlerinde ne vardı bilemiyorum. Bu toplantılara devam edildi. Şimdi sizin üniversite hazırlık kursu ve talebeye eğitim vereceğiniz bir müessesede Fethullah Gülen'in ne işi var? Fethullah. Gülen'in dünyanın dört bir yanında kedi - köpek gibi bir araya gelmeyen, asırlardır din kavgaları veren, Hıristiyan, Yahudi, Katolik, Protestan, Ortodoks düşüncesiyle birbirlerinden fersah fersah uzak bu insanları hangi düşünceyle burada bir araya getiriyorsunuz.

MERDAN YANARDAĞ: Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

NURETTIN VEREN: Ben 95 yılında ayrıldıktan sonra, rica ve ısrarlarla eşikte tutulmak üzere cemaate geri döndüm. Yani düşünce; cemaatin dışında kalsa tepki olur, içinde kalsa tepki olur. En iyi konum eşikte bulundurmak. Tabii bu olaylarda bizimle ilgili ithamda bulunacak hangi arkadaşlar varsa onlara da açığım bize hesap sorsunlar. Beni suçlayacak bir belge ve bilgileri varsa onlar da tepkilerini dile getirsinler.

MERDAN YANARDAĞ: Peki biz buradan bir çagrı yapalım; önümüzdeki hafta programa gelebilirler ve programı devam ettirebiliriz.

NURETTIN VEREN: Evet tabii ki... Şimdi resmi kıyafetlerle bu zıt kutupları bir araya getiren, ritüel ve törenlerle toplantılar yapan Fethullah Gülen, buradaki ilişkilerden sonra Vatikan'a gidip, aynen Papa'ya, "Büyük hoşgörü ve diyalog projesinin bir parçası olmaktan onur duyarım" deyip, yanında hediye etmek üzere çok kıymetli bir vazo ve bir halı götürmüştür. Ve sadakatini ifade etmiştir. Ben milletin insafına sığınmak istiyorum, yani onlar bunu hangi açıdan müdafaa edebilirler. Türkiye'de de hangi lslami cemaatle Fethullah Gülen'in ve bizim bu cemaatin bir ilişkisi olmuştur. Eski Nurcuların hepsi kullanıldıklarını ifade ediyorlar. Süleymancıların hepsi Fethullah Gülen'in aleyhinde. Bütün İslami cemaatlerdeki insanlar, Fethullah Gülen'in bu hadiselerine şüphe ile bakıyorlar.

Peki, hoşgörü ve diyalogu kendi insanlarıyla, kendi ülkesinde değil de; dünyanın en zıt kutuplarıyla, her çeşit din adamlarıyla yapıp, fakir insandan zengine, Türkiye'den alıp ABD'ye götürmesi; yani bunlarda sizce bir zıtlık yok mu?


Nurettin VEREN: Bir de bu para trafiği nasıl işliyor? Tabii ki bu okulların hepsi incelendiğinde belli bir kadro var. Öğretim üyesi kadrosu var, personeli var. Bu okullar aracılığıyla iş adamlan da cemaate bağlanıyor. Yani burası çok güzel bir şekilde ABD'nin casus borsası olarak kullanılıyor. Yazılı ifadelerde de var, benim internet sayfamda da var. isteyen internet sayfasından bilgi alabilir.

Benim sitem 42 defa "hack"lenmiştir. Benim isim hakkıma ait bütün web adreslerinin hepsi satın alınmıştır. Bana yapılan icra, takip ve iftiralar Fethullah Gülen'in web sayfasında yer almaktadır. Bunların her biri için dava açtım ve bu davaları ben kazandım. Kazandığım bu davalar Gülen'in sitesinde yayımlanmadı. Ancak, beni toplumun nazarında güvenilmez bir insan olarak takdim etmek için, bana yapılan sahte icraların belgeleri Fethullah Gülen'in internet sayfasında yer almaya devam ediyor. Bunun için de 10 milyar liralık tazminat davası açtım. İnternet suçu işleyip, Nurettin Veren'i karalamak maksatlı sahte icra evraklarını kendi internet sayfalarında yayınlamalarından ötürü...

İşte gönül insanı, Mevlana gibi denen bu insan, Nurettin Veren'in icraatlarını sahte belgelerle kendi internet sayfasında yayınlayarak, ne derece gönül insanı olduğunu ortaya koyuyor. Kaldı ki Nurettin Veren gerçekten borçlu olsa -ki borçlu olmak ayıp değildir- bu onun fakirliğinin ve bu işi suistimal etmediğinin delilidir. Ben eğer Amerika'da 137 dönüm bir arazide 8 villa içerisinde 100 kişinin hizmetkârlığı içerisinde oturuyor olsaydım; bana herkes elimdeki yetkileri suistimal ettiğimi ve bu konumu kullandığımı söyleyebilirdi.

Evet, para trafiğinden bahsedecektik. Şimdi bakın bu okullar nasıl kuruluyor, nasıl işliyor? Ben gerçekten eğitim faaliyeti için (gece üniversite bitiren bir insan olarak) canı gönülden bu işe en öndeki birey olarak katıldım ve kurucusuyum ben bu okulların, hepsinin. Orta Asya'daki bütün okulların, ta Sibirya'ya kadar olan okulların hepsi için severek koştum. Balkanlar'daki bütün müesseseler için severek koştum. Fakat bunların, başka ülkelerin menfaatleri için bir atlama tahtası olduğunu ve başka ülkelerin casuslarının veya kırmızı-yeşil pasaportlu insanların oralarda görev yapmak bahanesiyle kendi ülkelerine adam transfer ettiklerini gördüm. ABD yandaşı veya AB yandaşı şeklinde beyinlerine bir fikrin empoze edildiğini gördüm...

İşleme şekli şöyle; "Biz bütün ülkelerin parlamentolarına hakim olacak bir sistem içerisinde adam yetiştiriyoruz" diyor Fethullah Gülen. Bugün bunun delilleri vardır.Özellikle Azerbaycan'dan, Kırgızistan'dan gelen mailler bunu açıkça ortaya koyuyor. Anneler babalar "Biz, Türk kimliği için çocuklarımızı bu okullara verdik. Ama şimdi bizi sorgulayan, bizi beğenmeyen kişiler oldular" diyorlar.

Merdan YANARDAĞ: Bu çocuklar şeriatçı mı oldular diyorsunuz?

NURETTIN VEREN: Hayır, şeriatçı değil bu çocuklar; Fethullahçı. İslamcı da değiller, Allahçı da değiller, Fethullahçılar. Çünkü onlar için hizmet eşittir Fethullah olmuştur. İşin İslam veya Türklükle bir alakası olup olmadığına bakılmaksızın; kayıtsız şartsız Fethullah Gülen'in doğruluğu ve hakimiyeti üzerine kurulmuştur. Kendisi "Kutb-ul Aktab" çünkü. Annelerden gelen mektupları benim internet sayfamdan takip edebilirler izleyiciler.

MERDAN YANARDAĞ: Fakat Özbekistan bütün okulları kapattı...

NURETTIN VEREN: Evet doğru. Kapanma hikayesini de anlatayım. Aniden bir telefon geldi ve "Özbekistan'daki okullarınızda casuslar var" diyerek Kerimov okullarımızı kapattı.

Fethullah Gülen, tabii o gün bu okullardan birinci derecede sorumlu olan biz olduğumuz için, bize dedi ki: "Hemen git, Kerimov'a bir milyon dolarlık otomobil al. Hediye et. Bu işi düzelt." Dedim ki; "Bir milyon dolarlık otomobil yok dünyada. Böyle bir paniğe de gerek yok. Giderim müsait bir zamanında randevu alır konuşurum." Ben o dönemde onunla iş yapan bir işadamını aradım. İstenirse ismini de verebilirim. Benim şu anda kendisi ile aram bozuk. Ticari ilişkilerimiz vardı. Onlar bitti, "keşke daha evvel olsaydı beni dinlerdi" şeklinde beyanda bulundu. Daha sonra ben bunu dönemin cumhurbaşkanı Sayın Demirel'e bildirdim. O da dedi ki: "Kendisi bir hafta sonra buraya gelecek." Tesadüf eseri böyle bir durum oldu. "Ben kendisine gerekeni söylerim dedi" ve meseleyi kolayca halledeceğini ifade etti. Yani Sayın Demirel bu okulların açılmasındaki o mektuplaşmanın hamili olarak bu mesele ile ilgilenmek durumundaydı.


Merdan YANARDAĞ: Mektuplar sizin adınıza mıydı?

Nurettin VEREN: Evet. Hatta ben Sayın Demirel'e dedim ki; siz bu mektuplara benim ismimi koymasanız, çünkü cemaat bu durumdan rahatsız olur. Kendisi de isimsiz mektup olmaz diyerek bu talebimi reddetti ve benim ismimi ısrarla yazdırdı.

Bir anekdot aktarayım. Ben Özal ile beş ülke dolaşıp onbir gün beraber bulundum ve bu ülke parlamentolarında bana konuşma fırsatı verdi. Özellikle kendilerinin ve o ülke cumhurbaşkanlarının da bulunduğu parlamentolarda. Burada fotoğrafları var 1992-93 yıllarında çekilmiş... Okullann, Türkiye ile o ülkeler arasında köprü olacağını anlattım. Fakat geldikten birkaç gün sonra Özal rahmetli oldu.

Bu meselede iş kesintiye uğramasın diye ne yapacağımı düşünmeye başladım. Fethullah Gülen Çamlıca'da misafir olduğumuz bir evden çıkarken bana şöyle dedi: "Eee Nurettin Bey! Adamın öldü şimdi ne yapacaksın." Dedim ki; "O benim adamım değil". Yani Özal ile yakın olmamdan biraz rahatsız gibiydi. Çünkü, kendisi kabiliyet ve potansiyel sahibi en ufak bir insanı dahi tehlike olarak algılar. Çünkü Fethullah Gülen'in halet-i ruhiyesi şu; herkesi Brütüs, kendisini de Sezar gibi görür ve halet-i ruhiyesi hiç kimseye güvenmez. Bunu psikologlar nasıl değerlendirir bilmem. Yani kendisi ile 30 sene kalan bir insana dahi güvenmeyen bir karaktere sahip.

Bizim Özal ile yapmak istediğimiz, Orta Aya'daki okullarımızın ve talebelerimizin desteklenmesi idi. O ölünce tabii işin duraksayacağını düşünerek üzüldüm ve kendisine "Demirel'e gidelim sayın Cumhurbaşkanına bu meseleyi açalım. Bu okullar bizim için faydalı, bunlar vasıtasıyla biz batıdan çok Asya'daki kendi insanımızla bir pakt meydana getiririz, bir iletişim içine girer ve hasret gideririz" dedim. Fethullan Gülen bana; "Demirel, adama günahını bile vermez. Kardeşine dahi bir kart vermez. Boşuna öyle bir şeye ümitlenme" dedi. Ben de buna rağmen yaptığım işin samimiyetine güvenerekten Sayın Demirel'e gittim. Randevu aldım, rica ettim.

MERDAN YANARDAĞ: Sanırım Demirel sizin konumunuzu biliyor zaten. Cemaat içinde ve yönetiminde olduğunuzu biliyor...

NURETTIN VEREN: Biliyor. Çünkü Özal ile yaptığımız işler açık meydanda. Manşetlerden verildi. Bu olaydan sonra Sayın Cumhurbaşkanı (Demirel) aynen şöyle dedi: "Sen nasıl bir şeye destek istiyorsun?" Ben de; "Efendim, aslında ben de çok bilmiyorum. Ama bizim orada başlattığımız bu okullar belli bir aşamasında bizi refere edecek, tavsiye edecek kurumlar olabilir" dedim. O anda aklıma bu geldi. Yani ben böyle bir düşünce ile oraya gitmedim. Daha sonra kendisi bana; "Nasıl bir şey istiyorsan yaz, getir ben imzalayayım." dedi.

Ben Demirel'in bu yaklaşımını çok fevkalade bir şey olarak gördüm ve sevindim. Daha sonra ben Fethullah Gülen'e gelerek sevinçle, Demirel'in bize bu konuda yardım edeceğini söyledim. Kendisi yine; "O, insana günahını dahi vermez. Seni idare etmiştir" şeklinde cevap verdi. Ben bu işin arkasına takıldım, bu işin önder tabakasındaki arkadaşlardan benim çok sevdiğim Latif Erdoğan ile beraber Altunizade FEM Dershanesinde 33 numaralı odada, bir mektup örneği hazırladık. Yani o güne kadar böyle bir tecrübemiz de yok. Ve bu mektubu kendimize göre bir cumhurbaşkanına uygun olacağını düşündüğümüz bir üslupla hazırladık.

Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanına, Çankaya Köşkü'ne giderek; "böyle bir mektup olabilir mi" diye kendisine sundum. O da yan odadaki Özel Kalem Müdürü Volkan Bozkır'a dedi ki; "Bu mektupta bir isim yok." Ben oraya kendime ait bir mektup istemeye gitmedim. "Bu işle ilgili eğitim kurumlarının ülkenize de faydalı olacağını düşünüyoruz. Gereken ilgiyi göstermenizi rica ediyoruz" şeklinde bir taslak mektup götürdüm kendilerine. Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki; "Bunun diplomatik bir dille yazılması ve bir şahsa güven mektubu olarak verilmesi lazım. Sen kendi istediğin insanları yanında götürürsün ama mektup senin kendi şahsına verilir. Bunun bir sorumlusu olur." Daha sonra kendisi Volkan Bozkır'a verdi ve şu gördüğünüz kitapta olduğu gibi (Aytunç Erkin'in kitabında) o şekle getirdi ve hemen orada imzaladı. Bense teşekkür edip oradan ayrıldım. Ben mektubu alıp Altunizade FEM'e Fethullah Gülen'in yanına döndüm. Misafirhanede, oralarda yatıp kalkarız hepimiz... Yamanlar Koleji ve Fatih'teki Yamanlar Okulu ve İstanbul'da da en son Çarşamba'daki (Altunizade FEM'e taşındı) okulda 1998'e kadar kalındı. Ben o mektubu getirdiğim zaman arkadaki camlı bahçede sohbet halinde idi. Ve ben sevinerek, Sayın Demirel'in böyle bir mektup verdiğini, kendisine getirip örneğini de göstererek bildirdim. Böyle bir mektuptan pek hoşnut olmadı Fethullah Gülen. Onun bana bu kadar kıymet vermesinden rahatsız oldu.


Merdan YANARDAĞ: Yani sizin pozisyonunuzun yükselmesi, gelişmesi onu rahatsız etti. Böyle değerlendirebilir miyiz?

Nurettin VEREN: Fethullah Gülen çevresinde her türlü kabiliyetten rahatsız olan bir insan. Yanındakilerin kedisi, köpeği gibi olmasını ister. Bu tabir Barbaros Kocakurt'a ait. Fethullah Gülen'in yanında kalmak istiyorsan; onun arkadaşı dostu gibi değil, köpeği gibi olman gerekir. Yani istediği zaman sevmesine, istediği zaman hoşt deyip kovalamasına razı olursan kalabilirsin.

MERDAN YANARDAĞ: Sizin yollarınızın ayrılmasının nedeni bu olabilir mi?

NURETTIN VEREN: Tabii... Benim cemaatin bu bağımlı ve boyun eğen tavrından farklı bir yapım vardı. Çünkü ben Gülen'in müridi ve onun maaşlı memuru hiç olmadım. Bilakis ona yardım eden ve en sıkıntılı zamanlarında onu sırtında taşıyan, minnettar olduğu bir insan konumunda oldum. Onun için sürekli benden hoşnutsuz ve rahatsızdı. Yani itiraz edebilen, bir şey söyleyebilen, önünde çökmeyen -çünkü herkes karşısında diz üstünde oturur- bir kişiydim. Toplantılarda o koltukta oturur insanlar 6 saat 7 saat diz üstünde oturur, camide olduğu gibi.

Beni kabullenmekte zorlanıyordu. Benim, yine de hürmette kusur etmememe rağmen, bazı rahat hareketlerim ona batıyordu. Bu okullar kurulduktan sonra ben birine dahi gidip oturmayı, ismimi yazdırmayı düşünmedim. Hatta Gürcistan'dan fahri doktora, fahri profesörlük, Azerbaycan'dan kırmızı pasaport önerildi. Ben bunları o günkü mütevazılık anlayışıma göre kabul etmedim. Gereksiz gördüm çünkü, niyetimize göre bunlar hedef değildi. Biz işimizi yapıyorduk.

İşte, bu anlayışdaki, bu samimiyetteki okullara, daha sonra ABD elamanlarının İngilizce öğretmeni adı altında yeşil ve kırmızı pasaportlu olarak alınmasıyla durum değişti. Türk dünyasındaki kurulmuş bu dostluk ve güveni Washington kendisine tabakta sunulmuş bir pasta olarak gördü. İngiltere ve Amerika'dan bu şahısların gelmesiyle, bu iş Fethullah Gülen'in de ifadesiyle kendi kontrolünden çıktı. Şimdi bunu ister bilerek ister bilmeyerek yapsın, bunlar milletin hazinesidir, beynidir ve bunların ABD yandaşı haline getirilmeleri, hiçbir şekilde affedilecek bir davranış değildir. Masum gibi görülse bile... Oysa, cemaati ikna ederken kullandığı sloganlardan birisi de şuydu: "ABD olmasın da Çin veya Rusya mı olsun dünyanın tek hakimi! Onlar daha acımasız, Avrasya coğrafyasına, Türklere ve İslamiyet'e karşı." Bunu, ölümü göstererek sıtmaya razı etme şeklinde hâlâ cemaate karşı kullanıyorlar. Yani, dünyanın mutlaka söz geçiren bir jandarmaya ihtiyacı var Fethullah Gülen'e göre.

MERDAN YANARDAĞ: Irak'a saldıran, Müslüman bir ülkeyi işgal eden ve parçalayan bir ülkeden söz ediyoruz. Üstelik bölgede bir başka ülkeye (İran) saldırmaya hazırlanan, 400 bin kişiyi öldüren Amerika böyle aklanıyor cemaat içerisinde, öyle mi?

NURETTIN VEREN: Evet, ehveni şer olarak niteleniyor. Buradaki şer, "ulusalcılık, laikçilik," yani biz oluyoruz. Ehveni şer ise Vatikan ve ABD.

Biz, Mustafa Kemal Atatürk'ün, büyük önderimizin de her zaman izinde olacağız. Bana gelen maillerden birinde şöyle yazıyor: "Ne olur bizi öldürün. Bu Amerikan piçlerini karnımızda taşımayalım." Bunları duyan insanların nasıl ABD'yi desteklediğini ben insafınıza bırakıyorum. Oy verenlere de soruyorum. Dört yüz küsur bin insanı öldüren bir devletin adaleti ne olabilir. Bunlann medeniyeti, merhameti ne olabilir? (Nurettin Veren burada ağlıyor.)


Merdan YANARDAĞ: Sayın Veren, bir seyircimiz şunu soruyor: "Fethullah Gülen'i Amerika'da CIA mı koruyor? Kendisi de (sizden söz ediyor) madem orada otuz gün kalmış bu ilişkiyi biliyor olması gerekir."

Bir başka seyircimiz ise, "Nurettin bey otuz beş sene içinde bulunduğu bir ortamın yanlış olduğunu birden bire mi anlamış?" diyor. Buyurun...

Nurettin VEREN: Evet, ben otuz beş sene sonra anladım. Şu anda hâlâ anlamayan ahmaklar da, ne Allah'ın kitabına ne hakka ne vatana uyan ve on senedir ABD'ye sığınan, kuyruk olan, papazların eteğini öpen insanı neden takip ettiklerini sorsunlar. Ben otuz beş sene sonra uyandım ahmaklığımdan ve bu hipnozdan. Hâlâ bu toplu hipnozdan uyanamayan ahmaklar da Kur'an ile ölçsünler Fethullah Gülen'in icraatlarını.

MERDAN YANARDAĞ: Bir seyircimiz, merak ettiği için tekrar sormuş; "ABD'de Sayın Veren'e yapılan saldırı neydi kısaca bir kez daha anlatabilir mi?" demiş. Bu sorunun yanıtı için seyircilerim daha sonra internet sitemize bakabilirler.

Şimdi, yeniden şuraya gelelim Sayın Veren; Samanyolu Televizyonundan söz ettik. Sizin hisseleriniz sahte imzalarla elinizden alındı. Zaman Gazetesinde de bu genel vekâlete göre siz asil kurucular arasındasınız. Hisseleriniz var. Şimdi bu vekâlet çok geniş kapsamlı. Bütün bu kuruluşların tek yetkilisi sizsiniz.

NURETTIN VEREN: Pardon. Arkadaşlar madem soruyor, ben bu mücadeleyi yürütmek için neden bekledim, niye daha sonra yaptım, önce onu anlatayım.

Ben bu cemaatin gidişini beğenmediğimi Fethullah Gülen'in yazılı mektubunu yayınlayarak internet sayfamda anlattım. Yani benim bu işe tepki koymam, engellemeye çalışmam, daha sonra bu işin samimiyetten çıkıp, raydan çıkıp ihanet denecek boyutlara gelmesine, stil ve tarz değiştirmesine karşılık bu mektup elimde. Yayınladım ben bunu.

Fakat bu mektuptan, yani ayrıldıktan sonra tekrar tekrar şunu sorsunlar: "2003-2004 yıllarında Nurettin Veren'i tekrar neden Zaman Gazetesinin genel koordinatörü olarak gazetede ilan ettiler her gün. Bunun bir belgesi var mı o arkadaşlarda! Madem Nurettin Veren bu konularda tepkili neden 2003 ve 2004 yıllarında Zaman Gazetesinin genel koordinatörü olarak yazıldı. Ben oradan maaş mı aldım bir sözleşme, anlaşma mı yaptım!

Ama ben bugün bu davanın peşine düştüysem milletin malı başkalarına peşkeş çekildi diyedir. İsimlerini veriyorum. Ben buradan diyorum ki; bu altı yüz kişi ile Ankara'da Dedeman'da yapmış olduğumuz kuruluş toplantısında 300'e yakın ortak ile kurulan bu şirket, sonradan zengin olmuş insanlara, bu hisseler nasıl ciro edilmiştir? Acaba haberleri var mı?

Kendilerine boş kağıtlar imzalatılarak veya bazılarının yerine sahte imzalar kullanılarak 300 kişiye yayılmış olan bu hisseler nerede, kimin elindedir? Bu boş kağıtlar niçin Ali Çelik ve İzzet Akel gibi iş adamlarına ciro edilmiştir? Daha mı sadık bulundukları için, daha mı güvenilir bulundukları için? Bunlar öldükleri zaman bu şirket hisseleri ve bu anonim hisseler ne olacak? Bu mallar cemaat vakıf iken, milletin malı iken niçin başka insanlara peşkeş çekilmiştir? Nedir öncelikleri ve tercih ediliş sebepleri? İzmir'deki Şifa Hastaneleri de bir şirket olmuştur. Demek, vakıf ve holding. Vakıf nasıl holding olabilir? Buradan soruyorum ve açıklıyorum; Dr. Mahmut Akdoğan nasıl bu Şifa Hastanelerinin % 99.9 hissesinin sahibi olmuştur? Dünyada bunun emsali var mı? Bu ülkede defterdarlık, SPK ve diğer mali kuruluşları denetleyen kuruluşlar varsa; milletin kurduğu bu vakıflar nasıl şahıslara peşkeş çekilmiştir?

Bunlar peygamber soyundan mıdır? Veya böyle bir şey dahi olsa bu vakıflar bunlara peşkeş çekilebilir mi? Niçin milletin malları şahıslara peşkeş çekilmiştir? Vakıflar ve dernekler nasıl holding olmuştur? Gönül derken küpler para ile dolmuştur. Nerde var böyle bir Yunus Emre, bir Mevlana -ki Fethullah Gülen, cemaati tarafından daha üst bir mertebeye konmuştur- milyar dolarlara hükmeden? Vatikan'da Papa'nın elini öpen, ABD'de sefa süren...


Merdan YANARDAĞ: Seyircilerimiz size çok teşekkür ediyorlar. Tüylerinin diken diken olduğunu, duyduklan karşısında donakaldıklarını söyleyenlerin sayısı epeyce fazla.

Sayın Veren; Bakırköy 6. Noteri Semih Aydın imzalı, 82.618 sayı numaralı, İlhan îşbilen tarafından size verilen bu vekâletnamede ve belgelerde görüldüğü gibi; sahip olduğunuz ve devredilen yetkilerle, bu şirketlere ilişkin istediğiniz her şeyi yapabilecek durumdasınız.

Nurettin VEREN: Evet. Burada sayın İlhan İşbilen'i de tenzih ederim. Kendisi gerçekten çok namuslu ve saygıdeğer bir insandır. O da benim gibi yönetimi döneminde her istediğini yapabileceği yetkilerle donatılmış olmasına rağmen hiçbir şeye tenezzül etmemiştir. Kendisi bu görevi bana teslim ettiğinde bir evi dahi yoktu. Elli yaşın üzerinde olmasına rağmen evlenmemişti. Bu derece sadık ve dürüst bir insan olmasına rağmen Fethullah Gülen tarafından sürekli ajan olarak itham edilmiştir.

Fethullah Gülen kendi usulü ile insanları birbirine koç gibi tokuşturarak, arkadaşları birbirine düşman haline getirirdi. Fethullah Gülen beni ilhan İşbilen'den bu görevi almaya zorladı. O arkadaşım da ceketini aldı, arkasına bakmadan bu görevi bana teslim edip gitti. Sadece kendisine ait, 68 model tek kapılı bir Anadol'u vardı. O araç gerçekten müzeliktir. Anadolu'yu 2 milyon kilometre karış karış dolaşmış bir Anadol otomobildir o. Buna rağmen Fethullah Gülen cemaatin içerisinde bunun odasına dinleme cihazlarını koydurdu. Bütün arkadaşların odalarına da dinleme cihazları koyduruyordu.

Bütün FEM dershanelerinde ve misafirhanelerinde dinleme cihazları vardır. Dinleme raporlarını da benim elime verdi. Bu raporlar da benim elimdedir. Kendi arkadaşlarını dinletecek kadar vehim sahibidir. İşte dünyaya empoze edilen, dünyanın kurtarıcısı " Kutb-ul Aktab " bu yönlerini programlarda, Allah izin verirse bizi yok etmezlerse, bende de bu azim ve kararlılık varken anlatacağım. Bu ülkeye bu vatana hizmet şuuru için ben bunları yaptım. Bugün de bunlann korunup kollanması ve bu millete geri döndürülmesi için aynı kararlılıkla mücadele edeceğim. Fethullah Gülen bütün arkadaşlarını dinletir. Beni ona, onu bana, ötekini diğerine dost olamayacak konuma getirir.

Bakın aynı mahallede oturan on arkadaşı sayıyorum. Bu işin içinde önder nitelikli kişiler. Bir sene içinde, birbirlerini bir defa olsun ailece ziyaret etmemişlerdir. Muhalif bir potansiyel oluşturur diye. Böyle vehim içindeki bir insanın peşinden gidenlere, benim bunları hayatımı tehlikeye atarak söylemem bir vecibedir. Bu insanın dünyayı yönetecek nitelikte bir karizmaya sahip olduğunu, sembol olduğunu anlatanlar da bu işin tek elde olmayacağını, bu konuma getirilen kim olursa olsun, Hz Ömer dahi olsa, şirk unsuru olacağını, yani yargılanamayan, sorgulanamayan, hiçbir hesap verme zorunluluğu bulunmayan kişinin şirke düşeceğini, yani Tanrı'ya ortak olacağını bilsinler.

MERDAN YANARDAĞ: Sizin savcılığa verdiğiniz dilekçeye gelelim biraz da. Adını saydığımız şirket ve kuruluşlarda sizin hisseleriniz vardı, peki bunlar ne oldu? Sahte imzalarla mı el değiştirdi? Durum nedir?

NURETTIN VEREN: Şimdi değişik şeyler oldu. Bütün ortaklardan boş kağıda atılmış imzalar alındı. Bana da o zaman imzalı bir kağıt, yani bir tarafı imzalanmış, hisselerini sat diye bir teklif geldi veya hisseni devret... Çünkü senin işin çok dediler. Daha o zaman böyle bir kopma, ayrılma yoktu. Teklifler geldi. Ben şu anda diğer şirketlerde, yani üniversite ve okul açan şirketlerdeki hisselerimin bir şekilde benim imzalarım taklit edilerek veya almak için verdiğim vekâlet kullanılarak, tarafıma hiçbir bilgi verilmeden birilerine ciro edildigini ticaret sicillerden çıkardım ve avukatıma verdim. Avukat bey de bunun üzerine ihtar çekti ve dava açtı.

Şimdi Nurettin Veren burada bir mal sahibi olmak için bu davaları açmadı. Millete ait bir malın kişilere ciro edilmesi, kişilerin şirket sahibi olarak bunları ele geçirmesi için kullanılmasına bir tepki olarak hak arıyor. Milletin hakkını anyor. Yani kişisel hisselerimin peşinde değilim ben. Hisse sahibi olmak isteseydim bunları hiç kılımı kıpırdatmadan zaten yapabilirdim. Ama millete ait mallar kimin emriyle kime verildi! Bu şahıslar belli. Hissenin alındığı şahıs da verildiği şahıs da belli. Ticaret sicillerinde bunlar bellidir, hukukçular bilir. Niçin bu şahıslar tercih edildi ve tercih eden kimdir? Danıştay'da yapılan -ki bir katliamdı diyorum ben ona- ülkenin gözbebeğine sıkılan bir kurşundur. Bu kurşunun araştırılması yapılırken bir telefon irtibatını çete oluşumuna delil olarak gösteriyorlar. Ben ise somut deliller sunuyorum, daha ne bekleniyor bilmiyorum.

MERDAN YANARDAĞ: Siz burada birinci dereceden tanık olduğunuzu söylüyorsunuz. Hatta kendinizi dahi ihbar ediyorsunuz...

NURETTIN VEREN: Evet ve buradan diyorum ki; ey cumhuriyet savcıları! Ey adil yetkililer! (Milletin hakkını hukukunu korumaya yemin etmiş kutsal kişiler bunlar. Hakkı temsi edenler kutsaldır. Hakkın karşısında olanlar kutsal değillerdir.) Ülkenin içinde çete var mı, askerin içinde çete var mı deniyor. İşine gelen yerde bir fotoğrafı çete oluşumuna delil gösteriyorsa; ben burada elli tane, yüz tane belge ve fotoğraf gösteriyorum. Burada devlet içinde ikinci hakimiyet olmuş bir örgüt vardır. Ve en kötüsü de "Allah Allah" şiarını kullanarak, dini bir görüntüye bürünüp, eğitim sistemini kullanarak, kendisine bir paravan yapıp arkasına saklanan bir örgüt vardır. Din ile insanları aldatmak vardır. Eğitimle insanları aldatmak vardır. Dinle insanları kendine bağlayıp kendini kutsal bir hale getirmek vardır. Bu neresinden bakılırsa bakılsın bir zulümdür, bir şirktir, bir hakkın gaspıdır. Savcılar bu işin peşine düşmeli. Devletin içerisinde bir örgüt müdür değil midir bunu takibini yapmalı. Bir memlekette iki tane idareci, bir köyde iki tane muhtar olmayacağına göre burada ülkeyi ve dünyayı idare etmeye çalışan bu örgüt gözardı edilmemelidir.

Bakın en son cemaat içine yayılan bir fikri söylüyorum: "Bütün ülkelerdeki parlamentolarda adamlarımız var" deniyor. Artık o okullardan mezun olanlar Türkiye ile Avrasya'daki Türk Cumhuriyetleri arasında bir köprü değil; o şahıslar Fethullah Gülen'e sempatizan, batıya sempatizan, ABD'ye sempatizan yetiştiren, haftada 22 saat İngilizce gören adı Türk, Türk Cumhuriyetlerindeki kardeşlerimizdir. Onlar da Türkiye'de olduğu gibi batıya transfer ediliyor. O ülkelerdeki öğrenciler yüksek okul eğitimi aldıktan sonra ABD'ye gidiyorlar ve döndüklerinde kendi ülkelerinin parlamentolarında üst düzey yetkililer olarak görev alıyorlar.

İnanmayanlar varsa gelsinler. On binlerden bahsediyoruz. Şu anda en son yapılan şey, izah ve ikna metodu uygulamaktır. "Amerika'da on bin civarında öğretim üyesi arkadaşlarımız var, ABD eyalet parlamentolarına arkadaşlarımız var" deniyor. Profesör, doçent ve doktorlardan bahsediyoruz. Talebe değil bunlar. "Adanmış ruhlar" diye yazı yazılıyor. Adanma Allah'a olur. Bir ruh Allah'tan başka hiçbirşeye adanmaz. Vatanından ve bayrağından başka hiçbir şeye adanmaz.


Nurettin VEREN

2 yorum:

Adsız dedi ki...

insan ekmek yediği yere ihanet edermi senin kuruğuna basmışlar demekki dostum ayıp utan paranı alamadın tabi şimdi çıkıp konuş bakalım f c a nın yanındayken konuşamıyordun. şimdi konuş utanmaz adam söyledinde eline ne geçti eline kesin bişe geçmiştir onunla idare et

Adsız dedi ki...

Ve Nurettin Veren’e elimizde biriken soruları soralım:

BİR: "35 yıl para almadan hizmet ettim, tek kuruşum yok" diyorsun. Cemaatin parasını çalmadığını söylüyorsun. Peki o zaman cevap ver Nurettin Veren! Antalya’daki o yatı hangi parayla aldın? Hangi yat mı? Hani şu haczedilen yattan söz ediyorum.

İKİ: Cemaate yakın bir işadamından sekiz yüz bin dolar borç alıp kaçtın mı? Bu yüzden hakkında verilmiş kaç tutuklama kararı var?

ÜÇ: Alacaklı olduğun bir adamı kaçırtıp bir hafta işkence altında tuttun mu? Bu konuda hakkında açılan davadan ne ceza aldın?

DÖRT: Eşin ve çocukların seni neden terk etti? Gülen’in rol oynadığını söylediğin bu olayda acaba senin şu "bıktırıcı aldatma olayları"nın bir rolü olmuş olabilir mi?

BEŞ: İkide bir Gülen’in, ilkokulu bile dışarıdan bitirmiş biri olduğunu, bu yüzden "müçtehit" olamayacağını söylüyorsun. Peki o zaman tam 35 yıl ilkokulu bile dışarıdan bitirmiş birine nasıl oldu da kul köle oldun? Bu kadar hipnoz sana da fazla gelmiyor mu?

ALTI: Bir din alimi olarak Fethullah Gülen’in fıkıh kitabı yazamayacağını söylemeni, senin cehaletine mi, yoksa Gülen’i bitirme azmine mi bağlamalıyız?

YEDİ: Şu anda mal varlığın nedir? Geçimini nasıl sağlıyorsun?

Hadi Nurettin Veren...

Bekliyorum... Cevap ver. Kıvırmadan, "ısmarlama" falan demeden...

Sakın "Ama benim akacak mecram yok ki" falan deme...

Abonesi olduğun televizyon kanalı ne güne duruyor!