<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666</atom:id><lastBuildDate>Thu, 24 Dec 2009 11:49:07 +0000</lastBuildDate><title>Nurcular ve Fethullah Gülen</title><description>"Nihai hedefe ulaşana kadar, her yöntem ve yol mübahtır. Bunun içine yalan söylemek ve insanları aldatmak da girer. Yeter ki, 'hizmet' kesintiye uğramasın. Hizmet denilen çalışmanın en büyük özelliği, sessiz ve derinden olmasıdır. Bu gizlilik de güçlü oluncaya kadar devam edecektir. Cemaatin temel felsefesi budur..."</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Millici)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>621</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-2402570880285321740</guid><pubDate>Fri, 30 Oct 2009 15:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-30T08:47:14.452-07:00</atom:updated><title>İrticayla Mücadele Belgesininin Altında Yatan Gerçekler</title><description>Taraf gazetesinde akp ve güleni bitirme planı adı altında yayınlanan Genel Kurmayda hazırlandığı ileri sürülen,son ihbar mektubuyla nasıl bir komplo olduğu iyice anlaşılan irticayla mücadele planıyla ilgili en hayati olan sorun şudur:herkesten önce f.gülen bu plandan nasıl haberdar olmuştur,belge ortaya çıkmadan aylar önce gülen bu planı herkul.org sitesinde farklı bir söylemle açıkça ortaya koyuyor.işte işe yani soruşturmaya başlanması gereken yer budur.belge ilk önce f.gülene sonra taraf gazetesine gidiyor,bu bir operasyondur ve bu operasyonu başlatan f.gülendir. Peki gülen bu belgeden nasıl haberdar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.G.Kurmayda fetullahçılar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.G.Kurmayda fetullahçıların satın aldığı kişiler vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.G.Kurmayda akp ve gülen cemaatini destekliyen,kullanan;T.C. ve TSK üzerinde komplolar kuran,operasyonlar yapan yabancı bir ülkenin adamları,ajanları vardır.&lt;br /&gt;4.Belgeyi hazırlayan fetullahçı gladyodur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YADA HEPSİ BİRARADA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte ancak bu hayati konu açığa çıkartılarak belgenin içeriği ve gerçek olup olmadığı ona göre bir anlam kazanabilir. Bir diğer hayati konu;diyelimki bu belge gerçekten G.Kurmayda hazırlandı,bu planı hazırlıyanlar gerçekten Cumhuriyete ve TSK ya bağlı kişilermi yoksa TSK yı karalamak,kamuoyunda güvenilirliğini sarsmak,TSK yıpratmak ve askerin sivil yargı yoluyla elini kolunu bağlıyarak rejim ve devlet üzerindeki emellerini hayata geçirebilmek vb. bu tür komplolar,operasyonlar için G.Kurmaya sızmış fetullahçılar yada yabancı ülke ajanlarımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu belgenin gerçekliği G.Kurmayda hazırlanması; belgenin ortaya çıkış yolu,seyri,zamanlamalar ve belgeyi hazırlıyanların gerçek kimliği ile birlikte değerlendirildiğinde ancak gerçek komplo ve komplocular ortaya çıkacaktır,bu haliyle TSK ya ve ona bağlı olanlara karşı yapılmış bir komplodur,TÜRKİYE üzerinde operasyonlar yapan YENİ(OSMANLICI)GLADYONUN komplosudur.TSK daki son 10 yıldır ABD,Nato karşıtı ULUSALCI AVRASYACI gelişmeler ve ABD nin Orta Doğu,Kafkasya,OrtaAsya politikalarıyla ters düşmesinin faturalarını ödüyoruz.sözde belgenin aslının ortaya çıkış zamanlasıylada kürt açılımının kimin planı olduğu ortaya çıkıyor.maalesef bu işlerde içimizdeki takiyeci rejim düşmanları,Cumhuriyetten RÖVANŞ alma peşinde koşan arap çocukları kullanılıyor.Belge gerçek çıktı diyerek göbek atan Komplocu,paranoid,istihbarat düşkünü OPERASYONEL NURCU cemaatimiz fetullahçılara duyulur. Bu belge gerçekse yani G.Kurmayda Cumhuriyete ve TSK ya sadakatle bağlı TSK mensupları üstlerinin verdiği görevle böyle bir planı hazırladılarsa(ki hiç ihtimal veremiyoruz çünkü TSK seviyesine yakışmıyan böyle salakça bir plan o göreve gelebilmiş askerlerimize yakışmaz.)bunun bir kıymeti harbiyesinin olması için bu planın komutanlar ve G.Kurmay başkanlığınca onaylanıp uygulamaya konması gerekir.yoksa bu geldiği yeri haketmiyen bazı aklı evvel TSK mensuplarının planlar içinde en absürd planlarından biri olup belkide hazırlandığı daire içinden bile çıkıp bir komutana sunulmamış bir plan olma gibi zayıf bir ihtimalden öteye gitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge için akp ve fetulahçı medyada demokrasiye,seçilmiş iktidara komplo,millete ihanet gibi söylemlere gelince;hangi demokrasi ;araç için kullanılacak gereğinde binilip hedefe ulaşınca inilecek demokrasimi,hangi seçilmiş iktidar; erzak,yakacak,eşya rüşvetiyle oy satın alan iktidarmı,hangi millet;oylarını satanlarmı.güldürmeyin diye sormak gerek.bu hükümet gerçekte kimin hükümeti kimin iktidarı,ŞEHİTLE teröristi bir tutan,teröristlere kucak açıp ŞEHİT Ailelerini,GAZİLERİ hırpalıyan,pkk ve ermeni bayraklarını serbest bırakıp AZERBAYCAN Bayraklarını yasaklıyan,ŞEHİT AİLELERİNİN TÜRK BAYRAĞIYLA TBMM ne girmesine izin vermiyen bu iktidar kimin iktidarı bu hükümeti bunlara rağmen destekliyecek millet kaldımı,bahsettiğiniz işbirlikçi damat ferit hükümeti ve yandaşlarıysa sözümüz yok.Demokrasiyede Milletede hakaret etmeyin,siz ne anlarsınız demokrasiden milli iradeden tarikat,cemaat,aşiret köleleri . Milletin akp nin kürt açılımına karşı hükümete olan tepkisinin yükseldiği bir sırada gündemi değiştirip kaybettikleri vatandaş desteğini kazanma numaralarını kimse yemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millet ihaneti gördü;bölücüler,kürtçü cemaatlar ve emperyalistlerle işbirliği yapıp üniter milli devleti bölüp parçalama tezgahı ortaya çıktı geçmiş ola. Ayrıca şunuda asla unutmamak gerekir; TSK TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN kurucusudur ve Cumhuriyeti iç-dış düşmanlara karşı koruyup,kollama görevi vardır,rejim ve Cumhuriyet düşmanlığı demek olan irticayla mücadele TSK görevidir.ama TSK bu belgedeki gibi böyle ucuz komplo planları peşinde koşucak kadar basiretsiz ve beceriksiz değildir,bunlara ihtiyacı yoktur.Şerefli TÜRK Ordusundaki şerefsizler ve yeteneksizler temizlenmelidir.TSK bu seri komplolara pabuç bırakmaz.çünkü onlar emperyalistlerle işbirliği yapıp ülkelerini satan şeyhlerin,hocaefendilerin değil MUSTAFA KEMALİN ASKERLERİDİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hakan ATAMAN&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-2402570880285321740?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/10/irticayla-mucadele-belgesininin-altnda.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-2331862460289058022</guid><pubDate>Thu, 22 Oct 2009 13:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-22T07:02:46.445-07:00</atom:updated><title>Akp = dtp = pkk</title><description>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 14 Ocak 2000 yılında Avusturalya'nın SBS radyosunda yaptığı konuşma olay yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTP'lilerin "Sayın Öcalan" sözünden dolayı ceza aldığı bir dönemde ortaya çıkan bu kayıt, Erdoğan'ı zor durumda bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, SBS radyosunun Türkçe yayınına konuk olduğu programda 2 kez "Sayın Öcalan hitabını kullanıyor. İlk hitap, konuşmanın 12'inci dakikasında, ikincisi ise 21'inci dakikada yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan'ın şehitler için kullandığı "kelle" ifadesi ise konuşma kaydının 21'inci dakikasında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Program "Neden geldim İstanbul'a" türküsü ile başlıyor. Daha sonra Erdoğan ile yapılan söyleşi yer alıyor. Erdoğan konuşmasında teröristbaşı Apo'ya Sayın dedikten sonra şehit düşen askerlerimiz için de kelle diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan'ın, orjinali 25 dakika olan SBS'deki konuşmasının ilgili bölümleri EtikHaber olarak düzenlenerek sizlere sunulmaktadır. Aşağıdaki kaydın 2,08 ve 6,27'inci dakikalarında Erdoğan'ın ağzından "Sayın Öcalan" ifadesi çıkmaktadır. Ayrıca Erdoğan, 6,28'de şehitlerimiz için "kelleler" ifadesini kullanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x7wnbv&amp;amp;related=" width="480" height="365" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x7wnbv_tayyip-erdoyan-sayyn-ocalan_news"&gt;Tayyip Erdoğan "sayın Öcalan"&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yükleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/etikhaber"&gt;etikhaber&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/news"&gt;Yepyeni haber videoları&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Bravo Abdullah Gül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bravo Recep Tayyip Erdoğan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SuBaWmxTW0I/AAAAAAAAAZU/7mZS_p-iyqI/s1600-h/bravo+sana+akp.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395411698000812866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 360px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SuBaWmxTW0I/AAAAAAAAAZU/7mZS_p-iyqI/s400/bravo+sana+akp.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=" server="vimeo.com&amp;amp;show_title=" show_byline="1&amp;amp;show_portrait=" color="&amp;amp;fullscreen=" width="400" height="226" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/3394629"&gt;Abdullah Gül - 1995 TBMM Konusmasi - AB Konusu&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/yeniosmanlilar"&gt;Yeni Osmanlilar&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-2331862460289058022?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/10/akp-dtp-pkk.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SuBaWmxTW0I/AAAAAAAAAZU/7mZS_p-iyqI/s72-c/bravo+sana+akp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-3009096595036274219</guid><pubDate>Sat, 03 Oct 2009 00:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-02T17:02:12.221-07:00</atom:updated><title>Recep Tayyip Erdoğan</title><description>&lt;embed id=VideoPlayback src=http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1505810614022718479&amp;hl=tr&amp;fs=true style=width:400px;height:326px allowFullScreen=true allowScriptAccess=always type=application/x-shockwave-flash&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-3009096595036274219?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/10/recep-tayyip-erdogan.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-6888299020811549973</guid><pubDate>Thu, 27 Aug 2009 14:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-27T08:15:44.903-07:00</atom:updated><title>Nurettin Veren'in Açıklamaları</title><description>&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3245329838939077762&amp;hl=tr&amp;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;object width="480" height="381" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x9prl4_fetullah-gulenin-adami-nurettin-ver_news"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x9prl4_fetullah-gulenin-adami-nurettin-ver_news" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="381" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x9prl4_fetullah-gulenin-adami-nurettin-ver_news"&gt;Fetullah Gulen&amp;#039;in  Adami Nurettin Veren Konustu..&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Y&amp;uuml;kleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/metinozkanvadisi"&gt;metinozkanvadisi&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/news"&gt;Yepyeni haber videoları&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-6888299020811549973?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/nurettin-verenin-acklamalar.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-8550101962820072633</guid><pubDate>Thu, 27 Aug 2009 13:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-27T06:46:34.038-07:00</atom:updated><title>İsmailağa ve Gülen cemaatini soruşturan savcıya üç soruşturma</title><description>Eski İstanbul Barosu Başkanı Avukat Turgut Kazan, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in, İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatleriyle ilgili soruşturma açtığı için baskıya uğradığını ve hakkında üç soruşturma birden başlatıldığını ileri sürdü. Meslek hayatında ilk kez bir savcının müdafiliğini üstlendiğini söyleyen Kazan, “Hukuk devleti için, Türkiye için, sorunu idari yargıya ve AİHM'ye taşıyacağız” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazan, Cihaner’in yaşadığı sorunları ve izleyecekleri yolu anlatmak için dün İstanbul Barosu’nda basın toplantısı yaptı. Kazan, müvekkilinin yaşadıkları için “Bu tüm yargıç ve savcıları tehdit ve sindirme örneği. Burada soruşturmayı engelleyici bir yol izlendi. Önce cemaatin ve grubun ileri gelenleri, politik yetkilileri ziyaretle işe başlayıp söz almışlar. Uyarı ve ricalar sonuç vermeyince, sorunun özel yetkili Erzurum Savcılığı kanalıyla çözülebileceğinin düşünülmüş” dedi.&lt;br /&gt;Kazan’a göre yaşananlar bir ‘gözdağı’:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Müvekkilime üç ayrı disiplin soruşturması açılarak, diğer savcılara gözdağı verildiği gibi, İsmailağa dosyasının şüphelilerin düğün bayram ettiği Erzurum Özel Yetkili Savcılığı’na gönderilmesi sağlanmıştır. Dinlemeye takılan yasadışı imar uygulamaları, ihaleye fesat karıştırma, sahte diploma hazırlama, Basın İlan Kurumu ile üniversite gibi kurumlara temsilci belirleme, kendi medya grubuna avantaj sağlama, Danıştay’daki bir davaya aracı bulma gibi notlar kararda bulunuyor. Görevsizlik kararından sonra hiç bir şey yapılmadı. Cemaatler kendilerinden saymadıkları savcı ve yargıçları dinliyor. Müvekkilim takibe alındı. Hakkında izinsiz şehir dışına çıkmak suçlamasıyla da soruşturma başlatıldı. Soruşturmayı engellemeye çalışanların müvekkili için ‘Andıççıdır, Ergenekoncudur’ diye haber uçurarak, kamuoyu oluşturmaya çalıştılar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihaner’in 1999 yılında İdil savcısıyken faili meçhul cinayetlerle ilgili Adalet Bakanlığı’na beş sayfalık yazı yazdığını anımsatan Kazan, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;“Yazıda faili meçhul cinayetlerin nasıl işlendiği, soruşturmaların nasıl engellendiği ayrıntılarıyla anlatılarak alınması gereken önlemler sıralanıyor. Tüm faili meçhulleri Ergenekon’a yükleyenlerin, faili meçhullere bu duyarlığı göstermiş bir savcıya Ergenekoncu demeleri yalnızca haksızlık değil, utanmazlıktır.” (Radikal)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;‘AKP ve Gülen’i bitirme planı’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ercincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in İsmailağa cemaatine açtığı soruşturmanın ‘AKP ve Gülen’i Bitirme Planı’ denilen operasyonun parçası olduğu iddia edilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Cemaatin silahlı olduğuna dair bir ihbar mektubu alan” Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı istetti. Başsavcı Cihaner, mektubun bizzat şüpheliler tarafından yollandığına dair bazı telefon konuşmalarını kanıt gösterse de soruşturmayı tamamlayamadan dosyayı silahlı örgüt suçlarını inceleme yetkisine sahip olan Erzurum Başsavcılığı’na yolladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihaner’in soruşturmasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Yenişafak gazetesi sahibi Ahmet Albayrak, kamuoyunda Cüppeli Ahmet Hoca diye bilinen Ahmet Mahmut Ünlü gibi isimlerin yer aldığı 235 şüpheli vardı. Dosyanın Erzurum’a gitmesinin ardından yalnız 13 şüpheli hakkında dava açıldı. Cemaate yönelik dinlemelere eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de takılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenişafak gazetesi, 20 Temmuz 2009 tarihinde ‘Darbe Andıcı’nın işaret fişeği Erzincan’da’ dedi. Gazeteye göre ‘Cihaner’in soruşturması, Albay Dursun Çiçek imzalı ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın (AKP ve Gülen’i Bitirme Planı) parçasıydı. Jandarma görev alanı dışında olmasına rağmen şehir merkezinde 17 vakıf, işyeri ve eve operasyon yaptı, gözaltına alınanların baskıyla asılsız suçlamalarda bulunmaları sağlandı.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=951680&amp;amp;Date=27.08.2009&amp;amp;CategoryID=77#"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Radikal&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-8550101962820072633?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/ismailaga-ve-gulen-cemaatini-sorusturan.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-1859806421633612562</guid><pubDate>Thu, 27 Aug 2009 13:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-27T06:44:45.309-07:00</atom:updated><title>TÜRKLER VE IRAK KÜRTLERİ ARASINDA GÜVEN TESİSİ</title><description>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;PROJE LİDERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAVID L. PHILLIPS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAZİRAN, 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THE ATLANTIC COUNCIL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÇERİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNSÖZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GİRİŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖNETİCİ ÖZETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARŞILIKLI ÇIKARLARIN TESBİTİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK KÜRTLERİ GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İRAN GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AVRUPA GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİH ÜZERİNE İNŞA ETMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYEDEKİ KÜRTLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAKTAKİ KÜRTLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEK İŞBİRLİĞİNİ KURMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE VE IRAK KÜRDİSTANI ARASINDA EKONOMİK BAĞLARI TEŞVİK ETMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENERJİ GELİŞİMİ VE ULAŞIM ALANLARINDAKİ İŞBİRLİĞİNİ KUVVETLENDİRMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KERKÜK’ÜN STATÜSÜNÜ BARIŞ İÇERİSİNDE ÇÖZÜMLEMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK KÜRDİSTAN’INDA İYİ YÖNETİM VE AZINLIK HAKLARINI GELİŞTİRMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK KÜRDİSTAN’INDAKİ PKK VARLIĞINI ELE ALMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK KAMUSAL DESTEĞİNİ AZALTMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KISALTMALAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEŞEKKÜRLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZAR HAKKINDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNSÖZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu bölgesindeki en hassas ve geleceği parlak ilişkilerden biri Türkiye ile Irak arasındaki ilişkidir, bu iki ülke de ABD için çok önemlidir. Türkiye’nin Irak ile ilişkilerinde önemli olan Irak Kürdistanına bakışıdır. Türk liderler, Kürt Bölgesel Yönetimini (KBY), PKK terörist grubuna karşı yeterince sert olmamakla suçladılar. Diğer yandan, Türkiye istikrarlı bir Irak’ın kendi avantajına olduğunun farkında ve Irak Kürdistanı ile geliştirilecek ilişkilerin enerji ve ticaret alanlarında kendisi için çok yarar sağlayacağının bilincinde. Iraklı Kürtler de Türkiye’ye kuşku ile bakıp, Türkiye’nin Kürt azınlığına davranış biçimini problemlerin kaynağı olarak gösteriyorlar. Dahası bu ilişki, Iraklı Kürtlerle Bağdat’teki merkezi yönetim arasındaki gerilim ile daha da karmaşık bir biçim alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerilimlere rağmen veya belki bu gerilimler yüzünden, Türkler ve Iraklı Kürtler bölgenin istikrarını sağlamak amacıyla pragmatik bir işbirliği ihityacı içerisinde olduklarının farkındalar. Türk ve Kürt bölgesel yönetiminin resmi makamları ekonomi ve enerji alanlarında işbirliği için görüşmeler başlattılar ve bu görüşmeler bazı konularda işbirliği ve uzlaşı biçiminde meyve vermeye başladı. ABD kuvvetleri çekilirken Irak’ta istikrara duyulan ihtiyaç ta gözönüne alınırsa, bu çabaları desteklemesi ABD’nin de yararınadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantic Council’in kıdemli üyesi David L. Phillips tarafından ortaya çıkarılan “Türklerle Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi” adlı bu döküman, bu diyaloglar için bir yol haritası çizmektedir. Bu rapor, sivil toplumu işin içine katmanın önemini vurgulayarak, Türklerle Irak Kürtleri arasında güven tesis etmek için enerji, ekonomi ve güvenlik işbirliğinden, sınırlar boyunca azınlık haklarının geliştirilmesine kadar değişik alanlarda pratik öneriler sunmaktadır. Rapor, hedefe doğru ilerlemek için Türklerin ve Iraklı Kürtlerin üstlenebileceği eylemleri saptamakta ve diğer yanda ABD hükümetine de bu yerel çabaları desteklemek için atabileceği adımlar için öneriler sunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporun çıktıları, Türklerle Iraklı Kürtler arasındaki çeşitli sorunların haritasını çıkartmak amacıyla başlatılan ve David L. Phillips tarafından başkanlık edilen bir diyalog sürecinde paylaşıldı. 13-15 Nisan tarihlerinde, Atlantic Council, aralarında Kürt politika belirleyicileri ve Kürt bölgesel hükümetinin üyeleri ile önde gelen Türk kanaat önderlerinin “opinion maker” ve uzmanlarının aralarında bulunduğu 14 Türk ve Iraklı ile bir toplantı düzenledi. Aynı zamanda Phillips bölgeye ziyaretlerde bulunarak Türkiye ve Irak’ta kıdemli resmi makamlarla görüşmelerde bulundu. Bu raporun, İstanbul ve Erbil’le yapılacak diyaloglarda ele alınacak tartışmalar için kıvılcımlar yaratmasını ümit ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantic Council, bu açılım için Norveç hükümetinin vermiş olduğu cömert desteği takdir etmektedir, özellikle onsuz bu çabanın mümkün olamayacağının bilinciyle Büyükelçi Wegger Strommen’e ayrıca teşekkürü bir borç biliriz. Atlantic Council’de Transatlantik İlişkiler programının director yardımcısı, Cindy Romero, büyük bir beceri ile delegasyonların ziyaretlerini koordine etti ve araştırmaya yardımcı oldu. Bu proje aynı zamanda, Tarnsatlantik program ve çalışmalar bölmünün direktörü ve başkan yardımcısı Fran Burwell’in katkılarından da yararlanmıştır. En değerli katkıları da tabii ki, Türk ve Iraklı Kürtlerin diyalogları ile kazandık, toplulukları arasındaki ilişkilerde ileri adımlar atabilmek için iyi niyet ve açık görüşle yapıcı önerilerde bulundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frederick Kempe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan ve CEO&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;TÜRKLER VE IRAK KÜRTLERİ ARASINDA GÜVEN TESİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GİRİŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama yönetiminin Irak’tan askerleri çekmek için uygulayacağı sağduyulu planı, kendi kendini yönetebilen ve komşular ile barış içerisinde olan istikrarlı bir devlet ister. İntihar bombası olaylarındaki son günlerdeki artış ve gericilerin şiddet olaylarındaki ani yükseliş Irak’ın süregelen kırılganlığının göstergeleridir. Her ne kadar Kuzey Irak nispeten barış içerisinde ise de, Kürt Bölgesel Yönetimi (KBY) ile Irak Federal Devletinin arasındaki ciddi sorunlar ileride bir çatışmaya dönüşebilir, diğer yandan Irak Kürtleri ile Kuzey bölgesinde yaşayan diğer topluluklar arasındaki problemler de benzer bir potansiyele sahipdir. Dengesizlik ve şiddet, Irak ve genel olarak tüm bölgede ciddi sonuçlar doğurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-15 Nisan 2009 tarihinde ABD’nin Atlantic Council (ACUS)’i, Türkler, Iraklı Kürtler ve diğer Iraklılardan oluşan bir grubu topladı. Toplantının amacı, Türklerle Iraklı Kürtler arasındaki ilişkileri etkileyen sorunları ortaya çıkartarak işbirliğinin geliştirilmesi için neler yapılabileceğini değerlendirmekti. Bu tartışmalara ABD ve Avrupa kökenli uzmanlar da katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantic Council, İstanbul ve Erbil’de yapılacak müteakip toplantılarda Türk ve Iraklı Kürtlerin bu diyaloğa ve sonuçlarına sahip çıkarak karşılıklı ilişkiyi, iletişimi ve işbirliğini kurumsallaştıracaklarını ümit etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ikinci kademe” olarak adlandırılan faaliyetler, sivil toplumun karşılıklı anlayışbirliği yaratacağı bir içerikte olup karar vericilere görüş transferi ve kamuoyu oluşturulması ile güven tesisine katkıda bulunacaktır. İkinci kademe faaliyetleri, her iki tarafın resmi makamlarının mevcut çabalarının ve son bir yıl içerisinde Türkiye ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasında gelişmiş olan pozitif eğilimin yerine geçen faaliyetler olmayıp, söz konusu çabaları destekler maiyettedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rapor, Washington’daki ilk seminerde yapılan görüşmeler üzerine oturtulmuştur. Aynı zamanda araştırma sırasında toparlanan ek bilgi ve görüşlerden ve yazarının Türkiye ve Irak’a yapmış olduğu son ziyaretteki görüşmelerinden de yararlanılmıştır. Türklerle Iraklı Kürtler arasında yapıcı ilişkileri teşvik edip desteklerken bu rapor, diğer yandan bölgede kalıcı barış ve zenginliğin temelini oluşturacak entegrasyonu besleyerek Obama yönetimine yardımcı olacak bir kaynak teşkil etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;YÖNETİCİ ÖZETİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama yönetiminin Irak’tan “sağduyulu çekilme” planı, Afganistan ve Pakistan’daki durumun kötüleşmesi ile daha da acil hale gelmiştir. Çekilme planının istenilen ölçekte ve zamanında yapılabilmesi için ABD, Irak’ın istikrar ve komşuları ile barış içerinde bir duruma kavuşmasını beklemektedir. Mezhep kavgaları kaçınılmazdır fakat Irak’ı batırmaz. Oysa ki Araplar ve Kürtler arasındaki etnik anlaşmazlıklar bölgesel etkileri olan çok büyük felaketlere yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rapordaki görüşler ve öneriler, Türklerle Irak Kürtlerinin 13-15 Nisan 2009 tarihinde Washington’da yapmış oldukları toplantıdaki görüşmelere ve yazarının Türkiye ve Irak’a yapmış olduğu son seyahatteki görüşmelerine ve toplamış olduğu bilgilere dayanmaktadır. İstanbul ve Erbil’de gelecekte toplantılar yapılması planlanmaktadır. Eylül 2009 için planlanan İstanbul’daki toplantı için Türkler ve Iraklı Kürtlerden oluşan çekirdek grubun genişletilmesi ve Türkiye ve Irak medya temsilcilerine brifing verilmesi planlanmaktadır. Ortak çalışma kolu oluşturulması planlanan konular şöyle sıralanabilir (i) ticaret/yatırım (ii) enerji gelişimi/ulaşım (iii) çevre/su sorunları. Çalışma kolları, Türklerin ve Iraklı Kürtlerin avantajlarını entegre edecek ortak işbirliği alanları saptayacaklardır. Katılımcılar, bölgede barış ve refahı garanti altına alabilmek ve çatışmaları yatıştırabilmek için Türklerle Iraklı Kürtler arasında ortak bir gelecek kurmanın zorunlu olduğu hususunda anlaştılar.Bu amaçla, bu rapor çıkarlar çakışınca işbirliği oluşturmak ve çıkarlar çatışınca çıkan anlaşmazlıkları önlemek üzere temel olarak Iraklıların, Iraklı Kürtlerin, bölgesel oyuncuların ve diğer ana paydaşların görüş ve çıkarlarını değerlendirmektedir. Çıkarları tarihin şekillendirdiğini gözönüne alarak bu rapor, Türkiye’deki ve Irak’taki Kürtlerin tarihini dikkate almaktadır. Aynı zamanda bu rapor, işbirliği olanaklarını değerlendirmekte ve Iraklılar arasında, diğer yanda da Türkiye ile Irak Kürdistanı arasındaki gerginlik noktalarına dikkat çekmektedir. Bölge hala kırılgan ise de, rapor, Türkiye ile Kürdistan Bölgesel yönetimi arasında, geçen yıl resmi makamlar arasında sürdürülen yapıcı diyaloglar sonucu oluşan olumlu havanın önemlli bir gelişme kaydetmiş olduğunu vurgulamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile Iraklı Kürtler arasındaki görüşmelerin geleceğine temel teşkil etmesi için aşağıda öneriler sunulmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak Kürdistanında Türk ticaretini ve yatırımını teşvik etmek için Habur kapısı ve Zakho, sınırın her iki tarafında da geliştirilmeli, transit işlemleri modernize edilmeli, sıkışıklığı azaltmak için ikinci bir sınır kapısı açılmalıdır. Türkiye ve Irak Kürdistanı karşılıklı olarak ticareti teşvik edecek ofisler açmalıdır. Ekonomik koşulları geliştirmenin, Türkiye’deki Kürtleri yatıştırmak gibi ek bir faydası da olacaktır.&lt;br /&gt;Türkiye ve KBY arasında enerji gelişimi ve ulaşım konularındaki işbirliğini beslemek için Irak federe devleti ve KBY, Irak Kürdistanından petrol ihracatına izin veren son düzenlemeler üzerindeki kurguları tamamlamalı, ulusal hidrokarbon ve gelir paylaşımı kanunlarını tamamlamalıdır. Bu programlar, Irak petrolünün üretimini hızlandıracak ve Nabucco boru hattının karlılığını arttıracaktır.&lt;br /&gt;Kerkük’ün ve diğer tartışmalı bölgelerin durumunu barışçıl bir çözüme kavuşturmak için ilgili taraflar, zorlukları aşmak için çabalarını yoğunlaştırmalıdır. Bu iş uzadıkça toplumsal şiddet olasığı da aynı oranda artacaktır. Kerkük’ü vermek hiçbir Kürt politikacısının aşamayacağı bir kırmızı çizgi de olsa, Irak’ın 2005 anayasasının 140. Maddesi içerisindeki parametrelerde, çarpışan iddiaları bağdaştıracak boşluk mevcuttur.&lt;br /&gt;Irak Kürdistan’ının yönetimini ve azınlık haklarını geliştirmek için KBY, anayasasını müzakere etmeli ve hızla yerel yönetim için ademi merkeziyet düzenlemeleri ile insan hakları beyannamesini de içeren taslak anayasasını kabul etmellidir. Azınlık haklarını korumak ve teşvik etmek için KBY, azınlık okullarını finanse etmeli, kamu işlemlerinde azınlık dillerinin kullanımını sağlamalı ve azınlık yerleşim birimlerinin isimlerine, işaretlerine ve sembollerine izin vermelidir. Buna ilave olarak, yerel güvenlik birimi memurları, hizmet etmekte oldukları topluluğun etnisitesini yansıtmalıdır.&lt;br /&gt;Irak Kürdistanındaki PKK varlığını ele almak için KBY, PKK lojistiğini kırmak üzere daha etkin bir çaba ile PKK kıdemli önderlerini yakalamalı, finans kanallarını yasaklamalı ve Kandil civarındaki kontrol noktalarını, dağ geçitlerini de içerecek biçimde sıkılaştırmalıdır. Üçlü Güvenlik Komisyonunun Iraklı delegeleri arasına daha fazla KBY temsilcisinin dahil edilmesi, istihbarat paylaşımına daha fazla Kürt yetkilisinin angaje olmasını sağlayacaktır.&lt;br /&gt;Türkiye’deki Kürtlerin PKK’ya olan kamusal desteğini azaltabilmek üzere, Ankara, Kürt kimliğini tanımak için ek adımlar atmalı, örneğin, anayasada vatandaşlığın temeli olan “Türklüğü” ortadan kaldırmalıdır. PKK problemi, sadece güvenlik önlemleri ile çözülemez. Nihai çözüm, Türkiye’nin sürdürülebilir demokratikleşmesinde ve gelişiminde, diğer yandan da PKK liderleri ve kadrosu için af düzenlemelerinde yatmaktadır. İş alanı yaratmak için yapılacak yatırımlar ve sosyal servisler de kamusal desteğin kurutulmasına yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Obama yönetiminin tam ilgisini garanti edebilmek üzere ABD, Kuzey Irak ve Bölgesel sorunlar için Özel bir temsilci atamalıdır. Özel elçi iç içe geçmiş olan güvenlik, demokrasi ve gelişim konularının entegrasyonunda ABD çabalarının odaklanmasına yardımcı olacak, bu problemlerin profilini yükseltecek, makamlar arasındaki işlemleri modernize edecek, Bağdat ve Ankara’daki ABD büyükelçiliklerinin çabalarını tamamlayacak ve Amerikan hükümetinin Irak ve Türkiye’ye bakan birimleri arasındaki koordinasyonu sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKLERLE IRAK KÜRTLERİ ARASINDA GÜVEN TESİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARŞILIKLI ÇIKARLARIN TESPİTİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak Kürdistanı, potansiyel olarak patlamaya hazır durumdadır ve bölgenin istikrarı için bir tehditdir. Kerkük’ün statüsü, tartışmalı bölgelerin durumu, ve KBY, Türkmen ve Araplar arasındaki ilişkilerin hepsi çatışmanın artışını sağlayacak patlama noktalarıdır. Türkiye’nin bağımsız Irak Kürdistanı hakkındaki kuşkusu, KBY tarafından kontrol edilmekte olan bölgelerdeki PKK varlığı ile alevlenmektedir. Irak’ın kendi içerisinde ya da Türkiye ve İran da dahil komşuları arasında gelişecek çatışma ortamı, bölgenin ve ABD’nin çıkarları açısından ciddi bir gerileme yaratacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan Barack Obama’nın göreve başlayışından sadece 77 gün sonra Türkiye’yi ziyaret etmesi ABD-Türkiye ilişkilerinin önemini vurgulayan bir olgudur. Bu ziyaret, her iki ulusa da 50 yıldan fazla bir zamandır fayda sağlamış olan stratejik ortaklığın genişletilmesi için tarihsel bir fırsat idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, ABD’nin en kuvvetli ve güvenilir müttefiklerinden biridir. Avrupa ile Asya arasındaki yerleşimi ile soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği ile ilgili olarak kritik bir rol oynadı. Laik demokrasisi ile Mülüman çoğunluğu olan diğer ülkelere örnek teşkil etmektedir. 11 Eylül’den sonra Türkkiye, Afganistan’a yapılan operasyonlarda kritik bir menzildi. Afganistandaki Uluslararası Güvenlik Destek Kuvvetini iki kez yönetti ve bugün için de Nato’nun Afganistan’daki aktivitelerinde krtik bir role sahiptir. Kendi ülkesindeki radikal marjinal İslamcı grupların saldırılarına rağmen Türkiye, El-kaideye karşı mücadelede çok önemli bir ortaktır. Türkiyenin katılımı ABD’nin diğer stratejik çıkarları açısından da çok kritiktir: Irak’tan askerlerin çekilmesi, İran’ın nükleer gelişiminin sınırlandırılması, Hazardaki kaynakların geliştirilmesi ve Kafkas bölgesinden transferi ile enerji güvenliğinin sağlanması. Türkiye, G-20’nin bir parçası olup, ekonomik krizden çıkışta önemli bir role sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD aynı zamanda Irak Kürtleri ve KBY ile kuvvetli bir dayanışma içerisindedir. ABD’nin yönettiği “Operation Provide Comfort” birliği, 1991 körfez savaşından sonra onbinlerce Kürtün hayatını kurtardı. “Operation Nortern Watch” birliği ile ise ABD güvenliği, 36. Paralelin kuzeyinde uçuşa kapalı bir saha yaratıp, Irak sailhlı kuvvetlerinin baskınlarını engelleyerek, Iraklı Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri için gerekli koşulları hazırladı. 2003 yılında ABD silahlı kuvvetlerinin Irak’a Türkiye üzerinden geçmesi engellendiği için, ABD, Saddamın devrilmesinden sonra kuzey Irak’ta istikrarı sağlayabilmek üzere KBY ve peşmergeleri ile daha da yakın çalışmaya başladı. Kendiliğinden ulusal koruma olarak işlev gören peşmergeler, kuzey Irak’ın kurtatılmasında da önemli rol oynadılar, ve takip eden askeri operasyonların desteğinde de sıkı ve etkin birer güç olarak yer aldılar. Irak Kürdistanında tek bir ABD vatandaşı, askeri ya da işadamı kaçırılmadı, yaralanmadı veya öldürülmedi. Bağdat’taki politik işbirliğinde Iraklı Kürtler devamlı olarak Irak’ın laik ve demokratik eğilimlerini desteklediler. Irak’ın istikrarını korumak için uzlaşma gerektiğinde ödünde bulunmaları için veya Arap grupları arasında arabuluculuk yapmaları için başvuruldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2008’de resmi temas başladıktan sonra Türkiye-KBY ilişkileri çok gelişti. Önemli pozitif eğilimlere rağmen, gelişme kırılgandır ve çok kolay tersine dönebilir. Büyük bir PKK saldırısı, askerin karşılık vermesine neden olabilir, böylece Türkiye-KBY ilişkileri tekrar gerilebilir ve Türk Kürtleri radikalleşebilir. Türkiye ve KBY’yi, kökleri derinde olan düşmanlığın üstesinden gelmek ve gelecek için ortak bir vizyon çerçevesinde işbirliği oluşturmak üzere yönlendirmede, ABD’nin angaje olması gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, bölgede taraf olan tüm partilerin farklı bakış açılarını ve çıkarlarını doğru tesbit etmek zorunludur. Çıkarların doğru tesbiti, çıkarlar çakışınca işbirliği oluşturmak ve çıkarlar ters düşünce çatışmayı en aza indirgemek için atılması gereken adımlarda yol gösterici olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, eğer Kerkük KBY’ye katılırsa, bağımsız ve ekonomik açıdan kendi kendine yeten bir Kürt devletinin temelini oluşturacağından ve bunun da Türk Kürtlerine daha fazla bağımsızlık için esin vereceği düşüncesi ile sürekli bir korku içerisindedir. Eğer Türkiye, Kürtlerin haklarını kısıtlar, veya Kerkük’ün statüsü için yapılacak referandumu engelleme ya da PKK’yı vurma amacı ile büyük bir askeri operasyon düzenlerse, AB’de Türkiye’ye karşı olanlar, bu durumu Ankara’nın adaylığını engellemede bahane olarak kullanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi, AB’nin üyelik krtierlerini karşılayabilmek üzere büyük adımlar atmışlardır. Ancak Iraklı Kürtlerle çatışma, Türk iç politikasını kutuplaştırarak güç dengelerini güvenlik kurumları ve laik elitler lehine bozacaktır. PKK’yı yok etmeden KBY ile işbirliğine karşı çıkanlar, Irak Kürdistanında ikmal malzemeleri ve güvenlik açılarından Türkiye’ye bağımlı bir devlet yaratmak istemektedirler. Onların Rusya, Çin ve İrana olan bağları kuvvetlendiren Eurasia stratejileri, aynı zamanda batının önemini azaltacaktır. Gerilimin artması, aynı zamanda Türk şirketlerinin Irak Kürdistanındaki başat pazar paylarını kaybetmelerine yol açabilir. Gelecekte, Üretim Paylaşım Anlaşmalarında Türk enerji şirketlerine tanınacak imtiyazlı koşulların tehlikeye girmesine ek olarak, bölgesel gerilimin artması, Ceyhan boru hattına akacak petrolün kesilmesine yol açarak Türkiye ve Avrupadaki tüketicileri etkileyecek ve Türkiye’nin enerji sağlayan transit ülke konumundaki güvenilirliğine zarar verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin kendi bölgesindeki PKK üyelerini hedef seçme yasal hakkını hiç kimse inkar edemez. Ancak sadece askeri çözüm, PKK için halk desteğini arttırarak, problemi alevlendirecektir. Atlantic Council’deki toplantıda yer alan Türk katılımcılar, sadece askeri çözüm ile PKK’nın yenilemeyeceği görüşünü savundular. Silahları bırakma, seferberliği kaldırma ve topluma kazandırma ile birlikte hali hazırda “Türklük” mefhumuna dayalı olan vatandaşlığın yasal tanımının değiştirilmesine dayalı bir stratejiyi savundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin, İran’ı frenleyebilmek için istikrarlı bir Irak’a ihtiyacı vardır. Güçlü Iraklı Şii gruplar, Tahran’ın çıkarlarını genişletmek üzere çeşitli eylemlerde bulunurken; istikrarlı, demokratik ve batı yanlısı Irak Kürdistanı, artan biçimde kaotik, politik olarak kutuplaşmış ve dinsel olarak radikalleşmiş Irak’tan doğacak bağnaz şiddete karşı gerekli olan bir tampon bölge oluşturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK KÜRTLERİ GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler dünyada en kalabalık nüfusa sahip, devleti olmayan azınlık konumundadırlar; Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Ermenistan’dak bölgeleri kapsayan bir coğrafik alana yayılmış 30 milyon Kürt olduğu tahmin edilmektedir. Iraklı Kürtler daha büyük bir Kürdistan istemiyorlar. Iraklı Kürtlerin ayrı olan belirgin kimliklerine rağmen, Kürt liderler – Kürdistan bölgesinin başkanı Mesud Barzani ve Irak cumhurbaşkanı Celal Talabani – federal, ademi merkeziyetçi ve demokratik Irak’ı kabul etmektedirler. Dışardaki dünya ile İran üzerinden bağlantısı olacak uç bir devlet yerine Iraklı Kürtler, geleceklerini batı ile birlikte görüyorlar ve diğer yandan, Avrupa ve trans-Atlantik kurumları ile tamamen entegre olmuş bir Türkiye ile iyi ilişkilerin öneminin farkındalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Irak’tan çekilecek olması, KBY’yi, kendisinden ayrılıkçı tutkuları olduğu için şüphelenen ve ABD ile yapmakta olduğu işbirliği nedeniyle kızan Irak federal hükümeti ile kavgalarında, giderek artan oranda, kendi kendini idare etmek zorunda bırakacaktır. Bu sırada, düşman komşular, kendi çıkarları için girişimlerde bulunabilirler. Güçlendirilmiş bir KBY, kendi bölgesi üzerinde daha büyük bir kontrolun sahibi olacak ve fırsatları daha etkin bir biçimde karşılayacaktır. Yaklaşmakta olan geçiş sürecinde Kürt liderleri, sabırlı, esnek ve devlet adamı kimliğinde olma gereksinimi içerisindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak Kürtleri, 1991’deki Körfez Savaşından beri kazanmış oldukları kapsamlı otonomi ve zorlukla elde edilmiş kazançlarından vazgeçmek istememektedirler. Irak’ın bölünmesinden sorumlu tutulmak istememekle birlikte, hiçbir Kürt liderinin, özellikle de yaklaşmakta olan 25 temmuz seçimlerinden önce, aşamayacağı “kırmızı çizgiler” vardır. Hidrokarbon ve Gelir Paylaşımı anlaşmaları gibi diğer anlaşmazlık konularında da esneklik göstermeleri beklenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On yıllar boyunca süren Baas yönetimi ve 6 yılı aşkın bir süredir devam eden ABD işgalinden sonra, Iraklıların çoğu, kendi içinde ve komşuları ile barış içerisinde bir ülkede yaşamak için sonsuz bir istek duymaktadırlar. Bağnazlığın kaynaması, “Irak’ın oğulları”nın dönüşü, ve Mezopotamyada El-Kaidenin canlanması, zaten aşılması zor sorunlar oluşturmuştur hali hazırda. Olaylar, Irak’ın geleceği için ilave ciddi riskler olarak, Türkiye veya İran tarafından müdahaleyi haklı çıkartacak bir zemin oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Nuri al-Maliki, Arap milliyetçiliğini güçlendirerek halk desteği kazanmıştır. Irak Kürdistanındaki muhalifleri, Maliki’nin Irak anayasasının altını oyduğunu ve Irak’In Hidrokarbon ve Gellir Paylaşımı yasalarında katı bir tutum takındığını, KBY’yi yabancılaştırma ve Araplarla Kürtler arasındaki gerilimi alevlendirme riskini yarattığını düşünmektedirler. Yönetimdeki otoriter yaklaşımı, diğer Şii grupları ve Sunni tarikat şeyhlerini de yabancılaştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iraklı Kürtlere göre, Maliki’nin yönetimdeki merkeziyetçi yaklaşımı ve silahlı kuvvetlerdeki lider pozisyonlarına Baas’çıları geri getirme çabaları, anti-demokratik eğilimlerin erken uyarıcıları olabilir. Iraklı Kürtler, Irak’taki çatışmaların her zaman için Bağdat’ın aşırı gücünden ve toplumun militarize olmasından kaynaklandığına inanmaktadırlar. Maliki kendisini, Saddamın imajı altında kuvvetli bir adam olarak biçimlendirme cazibesinden korumalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İRAN GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahran, çoğunluğun iktidarını ve Şiilerin egemenliğini mümkün kılacağı için demokratik ve federal Irak’ı desteklemektedir. İran, çoğunluğu Şii olan ve petrol zengini bölgeleri de barındıran, Irak’ın güneydoğusundaki etki çemberini garantilemek istemektedir. Buna paralel olarak zayıf ve Şiilerin yönettiği ve İran’ın iradesine bağımlı olan bir Irak arayışındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak’In mevcut politik liderlerinin çoğu Irak muhalefetindendir. Bazıları, Baas rejimi sırasında İran rejiminden politik, güvenlik ve finansal açılardan destek aldıkları Tahran’da yerleşiktiler. Bugün Tahran, tarihsel olarak ilgi duymakta olduğu Irak Kürdistanındakiler de dahil, Irak’taki olayları etkilemek için bu ilişkileri kullanmaktadır. “Böl ve yönet” prensibine bağlı kalarak İran, etkisini arttırmak için Irak’ın zayıflıklarından yararlanmaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran, Irak federe hükümetine karşı çıkan Şii milisleri, Ansar al-Islam’ı ve Mezopotamya’daki el-kaide ile bağlantılı olan Sunnileri destekleyerek, Irak’ta istikrarı ve ABD’nin çabalarını baltalamaya çalışmaktadır. ABD geri çekilme planı askıda iken İran, olayları manipule etmek amacıyla Irak’ın istikrarını bozmaya çalışmaktadır. Ancak, Irak’ın sınırlarını aşacak istikrarsızlığa ve kargaşaya yol açacağı için iç savaşın olmasını istememekte ve Irak’ın tamamen kontroldan çıkmasını amaçlamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahran, yönetiminden memnun olmayan yerel grupları bastırmak için demir bir yumruk kullanmaktadır. İran ABD’nin, İran’a karşı rejim stratejisinin bir parçası olarak, PKK’nın İran kolu olan Kürdistan’ın özgür yaşamın partisi (PJAK)’a silah ve para kaynakları sağladığını düşünmektedir. Tahran, PKK/PJAK’a karşı ağır silahlarla yapmakta olduğu saldırılara ek olarak, Türkiye ile birlikte askeri operasyonlar da dahil ilave önlemler almayı düşünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak’ın parçalanma olanağı halen vardır. İç savaş, kaçınılmaz olarak insani açıdan büyük tehlikelerle sonuçlanacak ve Türkiye ile Orta Doğu’ya da yansıyacak stratejik sonuçlar doğuracaktır. Irak’ın batışı, küresel krizin çözümü için ABD liderliğine acil ihtiyaç duyulduğu bir sırada, ABD’nin azalan otoritesini ve gücünü vurgulayan bir etken olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, müttefik olarak, Türkiye ve Irak Kürdistanı arasında bir seçim yapma konumunda kalmak istememektedir. Türkiye NATO’nun, ABD ile birlikte Kore’de kahramanca savaşan ve soğuk savaş sırasında Birliğin doğu kanadını temsil eden değerli bir üyesidir. Türkiye, Afganistan için Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücünü iki kez yönetmiş olup, NATO’nun bu ülkedeki çabaları için halen vazgeçilemez konumdadır. Türkiye’nin işbirliği, Irak’tan askeri birliklerin ve malzemelerin kuzey rotası yoluyla çekilebilmesi için de elzemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KBY, ABD birliklerinin, Irak içindeki terör saldırılarına hızlı bir biçimde karşılık vermeye hizmet edebilmelerini sağlamak üzere Irak Kürdistan’ında kalıcı askeri üsler kurması için ABD’yi davet etmiştir. Bu teklif, ülkelerinin tam bağımsızlığa kavuşmasını isteyen Iraklıların canını sıkmakta ve ABD’nin nezdindeki stratejik değerinin azalmasını istemeyen Türkiye’yi kızdırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz işlenmemiş enerji kaynaklarıyla Irak Kürdistanı, hem ABD hem de Irak enerji güvenliği için kritik konumdadır. Kerkük, batı pazarlarına petrol taşıyan Ceyhan boru hattı için önemli bir sevkiyat noktasıdır. Süleymaniye’nin doğusunda Chamchamal’daki ve Kerkük’te Qader Karam yakınındaki doğal gaz alanları, Avrupa pazarları için alternatif enerji kaynakları konumundadırlar. Irak gazı, aynı zamanda Nabucco boru hattının karlılığını arttıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AVRUPA GÖRÜŞ VE ÇIKARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB ve NATO üyesi ülkeler, ABD’nin Irak’taki hedeflerini gerçekleştirmesini beklemektedirler. Bunu başaramaması, Irak’a olan bağımlılığını sürekli hale getirerek, yeniden yapılandırılmasında daha fazla rol alması için AB’ye başvurulan Afganistan’daki ABD kapasitesini sınırlandıracaktır. Irak veya Afganistan’da şiddetin ağırlaşması, Avrupadaki Müslümanların da dahil olacağı, dinlerarası ve toplumsal gerilimleri alevlendirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupadaki enerji tüketicileri, Irak enerji kaynaklarını, Rus gazına olan bağımlılıklarını azaltacak bir yol olarak görmektedirler. Hidrokarbon ve gelir Paylaşımı yasalarının kabul edilmesine ilave olarak, Irak’ın istikrarı ve Türkiye-KBY ilişkileri, yeni enerji kaynakları geliştirme ve bunları batı pazarlarına ulaştırmada kritik faktörlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİH ÜZERİNE İNŞA ETMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE’DEKİ KÜRTLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk (bütün Türklerin babası) olarak bilinen Mustafa Kemal, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyetini yaratmak için Osmanlı imparatorluğun’un kalıntılarını birleştirdi. Atatürk, her ne kadar Avrupa standartlarında bir ülkeye kurmaya kendini adamış ise de Avrupa’nın niyetlerine karşı temkinli idi. 1920 tarihli Sevr Anlaşması, Türkiye’yi bölerek İmparatorluğu üçte biri alana indirdi, Kürtlere de kendilerine ait bir ülke sözü verdi. Atatürk Sevr’I reddetti ve Türkleri bir “Kurtuluş Savaşı”na yönlendirdi. Savaşta zafer kazandı ve Sevr’i ipral ederek, 1923 tarihli Lozan anlaşmasını onun yerine koymakta başarılı oldu. 1925’te Kürtler, Osmanlı idaresi altındaki bağımsızlığa tekrar kavuşmak için ayaklanma başlattı, fakat isyan vahşice bastırılarak liderleri Diyarbakır merkezindeki meydanda idam edildiler. 1937 Tuncelli isyanından sonra, Türkiye, Kürtlerin mevcudiyetini reddeden ve onlardan “dağ türkleri” olarak bahseden acımasız önlemleri yürürlüğe koydu. Kürtçe dili, kültürü ve coğrafik yer isimleri yasaklandı. Türkiye’nin 12 Eylül 1980’deki askeri darbesine kadar söz konusu gerilimler içten içe kaynamaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970’de Abdullah Öcalan, bir Kürt devleti yaratmak amacıyla Marksist Leninist bir organizasyon biçiminde PKK’yı kurdu. PKK, Kürt kimliğinin şiddet yoluyla ifadesidir. Türkiye’deki Kürtlerin birçoğunun kötü ve acımasız olarak gördüğü Türk devletine, karşı duruşunda kendisine kamuoyu desteği kazanmak için çalışır. Öcalanın kontrolu altında PKK, Stalinist disiplinle çalışan katı bir hiyerarşiye sahip bir organizasyondu. Öcalan, kendisi gibi düşünmeyenleri vahşice bastırdı, muhalifleri tasfiye etti ve Türk kurumlarının yanlısı elitlerin yanısıra, devlet kurumları için çalışan (öğretmen, doktor, hemşire, vb.) kişileri de hedef aldı. Finans kaynakları olarak “devrim vergileri” toplamanın yanısıra, gasp, fidye, adam kaçırma, silah kaçakçılığı, haraç ve esrar ticareti eylemlerinden yararlanıyorlardı. PKK’nın geliri, zirve yaptığı sıralarda, yılda 500 miyon dolar rakamlarına ulaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, PKK’ya olan kamu desteğini ekonomik gelişim yoluyla kurutmaya çalıştı. Kürt bölgelerinde, 1983-1992 yılları arasında yaşanan %30’luk işsizlik oranı ile mücadele etmek için Türkiye, Dicle ve Fırat nehirlerini, 2.3 milyar dolarlık Atatürk barajı da dahil, 20 baraj ile kullanmayı tasarlayan çok büyük bir sulama ve hidroelektrik planı olan GAP projesine 20 milyar dolarlık yatırım yaptı. Proje 1.7 milyon hektarlık bir alanın sulanmasını, tarımsal üretimi 7 kat artırmayı, kişi başına geliri üç katına çıkarmayı ve 3.3 milyon yeni iş imkanı yaratmayı hedefliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk hükümeti, aynı zamanda bir demir yumrukla yanıt verdi. 1978 yılında hükümet, bazı güneydoğu illerinde sıkıyönetim uygulamaya başladı: Diyarbakır, Batman, Şırnak, Mardin, Siirt, Hakkari, Bingöl ve Tunceli, “kritik şehirler” olarak adlandırılarak, özel bir idari yasa ile yönetilmeye başlandı. PKK destekçisi ve uzantısı konumundaki Kürt politik partilerini (HEP, DEP, HADEP, Kongra-Gel,vb.) yasakladı. Hükümet, PKK sempatizanı olduklarında şüphenilen yüzlerce kişiyi öldüren ölüm mangalarının arkasında durdu. 1989 ile 1996 yılları arasında Kürt direnişi ile bağlantısı kurulan 1,500’den fazla kişi, faili meçhul cinayetlerin kurbanı oldu. 1991 ile 1997 arasında 500’e yakın kişi kayboldu ve 1983-1994 arasında çoğu Kürt olan 230 kişi, polis gözetimindeyken işkenceden öldü. Kürdü Kürdün karşısına çıkartan hükümet, “korucu sistemi” içerisinde 60,000 milisi kiralayarak silahlandırdı. PKK’nın yöre halkı tarafından barındırılıp desteklenmesini önlemek amacıyla, 2 milyon Kürdü köylerinden çıkaran köy boşaltma politikası uygulandı. PKK ile çatışma, 1984’ten beri, çoğunluğu sivil olmak üzere 30,000 hayata mal oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öcalan’ın 1999 yılında tutuklanmasından sonra çatışma, rota değiştirdi. Avrupa Birliği, Türkiye’nin üyelik başvurusunu, 1999 yılında aday üyelik statüsünü bahşederek, ciddi bir biçimde dikkate almaya başladı. 2002 Kopenhag zirvesinde AB, ortaklık görüşmelerine başlamanın önkoşulu olarak Tükiye’nin karşılaması gereken ekonomik ve politik koşulları ana hatlarıyla belirtti. “Kopenhag kriterleri” olarak bilinen bu koşullar, ekonomik reformlar ve demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü garantileyen sabit kurumları içermekteydi: Erdoğan sürekli olarak Türkiye’nin AB’ye katılımına angaje olduğunu ve Türkiye’nin ordusunu tamamiyle sivil idarenin kontroluna veren düzenlemeler de dahil olmak üzere gerekli reformları takip edeceğini, azınlık haklarında Avrupa standartlarını yakalayacağını teyit etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, Kürt kimliğini reddetmenin ters teptiğini fark etmiştir. Baskının Kürt milliyetçiliğini ve PKK desteğini arttırdığını anlamıştır. Politik sistemi liberalize eden, basın, örgütlenme ve ifade özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaları kaldıran yasal ve anayasal reformları gayretle takip etmiştir. Türkiye idamı kaldırdı, ceza yasasını revize etti, kadın haklarını kuvvetlendirdi, azınlık dillerinde yayın hakkını serbestleştirdi, mahkeme kararı olmadan rastgele aramalara son verdi ve işkenceye karşı sıfır tolerans politikasını gerçekleştirdi. Devlet güvenlik mahkemelerini yürürlükten kaldırmak, yargının bağımsızlığını genişletmek ve hapishane sistemini düzeltmek üzere önlemler aldı. Anti-terör yasası ile birlikte ceza yasası, suç ve idari işlemler yasasını da değiştirdi. Türkiye aynı zamanda azınlık hakları üzerinde Avrupa sözleşmesinin 6 ve 13. Protokollerini imzalayarak onayladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara ek olarak AKP, Türkiye’nin güçlü ordusu üzerinde sivil otoriteyi kuvvetlendirme görevi gibi oldukça belalı bir işle de uğraştı. 2004 mayıs ayındaki bir anayasal düzenleme, komutanların gözde projelerini finanse etmekte kullanılan bütçe dışı özel hesapları sonlandırdı. Askeri mahkemelerin, barış zamanında sivilleri yargılaması yasaklandı. Türkiye’nin Milli Güvenlik Kurulu, koltuk çoğunluğu sivillere verilerek genişletildi ve genel sekreterinin atanma yetkisini hükümet aldı. MGK’nın, sivilleri sınırsız yetki ile sorgulamak gibi güçleri kısıtlandı. Askerin toplantılara çağrısı engellenip, toplantıların sıklığı da azaltılınca, MGK, seçilmiş hükümetin kontrolu altında bir danışma organına dönüştü. Askeri bütçe üzerinde parlamenter gözetim ve bütçeleme işlemi ile ilgili olarak ulusal önceliklerin saydam bir biçimde tartışılması gibi ek önlemlerin alınması da planlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerlemeye rağmen, Avrupa’daki Türkiye eleştirmenleri, Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek için reformların uygulanmasındaki gecikmeyi bahane etmektedirler. Fransa ve Hollanda’daki Avrupa anayasası oylamasındaki red oyları kısmen, Türkiye’nin adaylığına karşı bir tepkidir. Avusturya, tam üyeliğin dışında özel statülü üye modelini istemektedir. Diğer AB devletleri de Avusturyanın önerisinin desteklemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’nin, Türkiye ile müzakereleri 2005 yılında resmi olarak başlatmış olmasına rağmen Türkiye’nin tam adaylık için tüm koşulları desteklemesi süreci 20 yılı buabilir. Bir AB üyesi olan Kıbrıs ile gümrük birliğini onaylamayı reddetmek, müzekerelerdeki gelişmeyi daha da zora sokar. Dökümanlarda 100,000 sayfalık düzenlemeler var. Türkiye azimli bir ilerleme gösterse de, üyelik garanti değildir. Türkiye’de AB üyeliği için halk desteği gittikçe azalmaktadır: 2003’te Türklerin %74’ü AB üyeliğine onay veriyordu, 2007’de bu oran % 49’a, bugün ise % 30’a düştü. Oysa ki Kürtler, hala AB üyeliğinin dönüştürücü etkisine inanıyorlar. Ezici bir üstünlükle, kendi içerisinde kilitli büyük kürdistandansa Avrupanın bir parçası olmayı tercih ediyorlar. Türkiye’deki Kürtler arasında yapılan ankette % 83.3’ü AB üyeliği sorulduğunda olumlu görüş bildirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, üyelikle ilgili gelişmelerden bağımsız olarak Kopenhag kriterlerine uyumu taahhüt etmiştir. 12 Ağustos 2005 tarihinde Diyarbakır’da, PKK probleminin sadece askeri önlemlerle çözülemeyeceğinin altını çizmiştir. “Büyük ve güçlü bir ulus, kendi kendisi ile yüzleşmek için gerekli özgüvene sahip olmalı, tarihindeki günahları ve yanlışlıkları teşhis etmeli ve geleceğe emin adımlarla yürümeli…. Demokratikleşme sürecimizden geri adım atmayacağız.” Erdoğan güneydoğu illerindeki sıkıyönetimi kaldırdı. AKP, anayasanın 28. Maddesini değiştirerek Kürtçe üzerindeki yasakları kaldırdı. Eve dönüş yasası, silahlarını bırakmayı kabul eden Kürtlerin geçici olarak topluma kazandırılması imkanını sağladı. Köye dönüş programı, geri dönenlerin evlerini, çiftliklerini, hayvanlarını yeniden kurabilmeleri ve toparlayabilmeleri için bağış sözünü içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’ın politik rakiplerinden çoğu reformlara temkinli yaklaşıyorlar. Erdoğan 24 nisan 2007’de cumhurbaşkanlığı için Gül’Ün adaylığını açıkladığında, Gül’ün İslama bağlılığından korkarak adaylığını engellemeye çalıştılar. Erdoğan, erken seçim kararı ile karşılık verdi ve 22 temmuz 2007 tarihli seçimde oyların % 48’ini alarak ezici bir başarı kazandı ve TBMM’deki 550 koltuktan 340’ına sahip oldu. AKP’nin başarısı, PKK- destekli DTP’den daha fazla oy aldığı güney ve güneydoğu bölgesinin desteği ile körüklendi. Kürtler, AKP’ye Kürt dilinde yayın ve eğitimi de içeren kültürel hakların genişletilmesini sağlayacak yasal düznelemeleri için kredi verdi. AKP aynı zamanda yol, okul ve çeşitli sosyal servisler için büyük miktarda kaynak kullanarak destek kazandı, ve muhafazakar değerleri Kürt seçmenine cazip geldi. AKP’nin zaferi Kürt meselesinin şiddet harici metodlar kullanılarak çözülebileceği hususunda umut uyandırdı. Fakat Erdoğan, Anayasa mahkemesi kendisini, Gülü ve partisini Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerinden dolayı yasaklamaya çalıştıktan sonra, gittikçe artan bir biçimde, riskten kaçar oldu. AKP’yi kapatmak için açılan dava, 5’e karşı 6 oyla reddedildi, ancak Erdoğan, Kürt meselesine demokratik çözüm için daha fazla konuşmayı durdurdu ve PKK’ya karşı daha militarist bir yaklaşımı üstlenmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel seçimlerin yaklaştığı 1 Ocak 2009 tarihinde AKP, TRT’de tam zamanlı Kürtçe kanal olan TRT-6’yı başlattı. Erdoğan, kanalın açılışını Kürtçe konuşarak yaptı. Kürt kültürünün varlığını reddeden bir toplumda büyümüş olan Türkler arasında TRT-6 önemli bir etki yaptı, ve Erdoğan’ın Kürtçe konuşması, red politikasını sonlandıran bir sembol olarak önemliydi. TRT-6 kanalının açılması, uluslararası toplum tarafından övgü ile karşılandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararsı toplum, aynı zamanda Kürt meselesi hakkındaki üslup değişikliğini de memnuniyetle karşıladı. Cumhurbaşkanı Gül geçtiğimiz günlerde, “Kürt meselesinde yeni fırsatlar doğmakta” dedi. Türk Genel Kurmayı da kapsamlı bir çözüme iştirak etmeye hazır olduklarını belirttiler. Ancak bazı Türk resmi makamları hala “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” ya da KBY adını kullanmaya yanaşmıyorlar. KBY’den “bölgesel yönetim” ya da “Irak’ın kuzeyindeki yerel Kürt yönetimi” olarak söz ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 mart 2009 tarihindeki en son yerel seçimler, AKP’nin politikaları, iktidarı ve doğruluğu hakkında bir referendum mahiyetinde idi. DTP, kontrolundaki belediye yönetimi sayısını 56’dan 98’e çıkarttı. AKP çabalarını, Diyarbakır’ın belediye başkanlığı yarışında DTP adayı olan Osman Baydemir’e karşı yoğunlaştırdıysa da, Baydemir oyların % 66’sını alarak kazandı. Seçim sonuçları, Kürtlerin oylarını yatırımlar ve sadakaya karşılık satmayacağını gösterdi. Dahası Kürtler, kendi politik kültürlerini geliştiriyorlar. Her ne kadar Erdoğan DTP’nin kapatılması yönündeki hukuksal çabalara karşı bugüne kadar direndiyse de, yüzlerce DTP personeli, 13 Nisan 2009 tarihinde başlayan ülke çapındaki baskınlarla tutuklandılar. Takip eden hafta, Baydemir 301. maddeye dayanarak mahkum oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK’TAKİ KÜRTLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin, ihanet ve hayal kırıklığı ile dolu acı bir tarihleri vardır. Eski bir Kürt atasözü şöyledir: “Kürtlerin dağlardan başka dostları yoktur.” Iraklı Kürtlerin, Bağdat’la olan ilişkilerine köklü bir güvensizlik hakimdir. Saddam 1970 bağımsızlık anlaşmasının gereğini yerine getimeyi reddetti ve 1980 ve 1990’lardaki “Araplaştırma” politikası birçok Kürt, Türkmen ve diğerlerinin yer değiştirilmeleri ile sonuçlandı. 1987 yılının haziran ayı ile 6 Eylül 1988 tarihleri arasında Saddam, İran-Irak sınırındaki 30-kilometrelik kuşağa odaklanarak, kuzey Irak’taki tüm “insan varlığını” yok etmenin peşinde idi. 16 Mart 1988’deki meşhur Halabja saldırısına ek olarak, Anfal harekatı sırasında, bilinmeyen sayıda sivil öldü. Körfez savaşından sonra Kürtler toparlandı ve Kerkükü aldılar. Saddam helikopter saldırıları ile karşılık verdi ve dehşet içerisinde kalmış 1 milyondan fazla Kürt’ü dağ geçitlerinden Türkiye ve İran’a sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saddam’ın Kürtlere karşı kampanyası sırasında, Türk cumhurbaşkanı Turgut Özal, Türkiye’nin bölgedeki ilişkilerini değiştirmek için bir fırsat gördü. Irak Kürdistanındaki “hemşerileri”nin koruyucusu olarak hareket ederken, Özal Irak Kürtlerini desteklemek için “Operasyon huzur sağlama” kurulumu için çabalara öncü oldu. Bunun devamı olan “operasyon kuzey izleme”, güneydoğu Anadoludaki İncirlik hava üssünün dışında konuşlanmıştı. ABD koruması, Irak Kürdistanına tartışmasız bağımsızlık sağladı. 17 Nisan 1993 tarihinde Özal’ın ölümünden sonra, Türkiye’nin güvenlik kurumu, Irak’ta yeniden canlanan Kürt kimliğinin, özellikle de PKK’nın silahlı ayaklanması ile birlikte Türkiye’deki Kürtleri kışkırtacağı konusunda ısrarlı oldu. Ankara, KBY ile temastan kaçınarak düşmanca bir üslupla engel olma politikası benimsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, Bush yönetiminin 2003 yılında Irak’I işgaline kuvvetle karşı çıktı. Erdoğan, bu işgalin, Irak’ın bölünmesine yolaçacak bir iç savaşı körükleyeceği ve İran’ın yükselen etkisini hızlandırmaya yarayacağı hususlarında uyarıda bulundu. Erdoğan aynı zamanda Türk kardeşlerine etnik köken ve dilbirliği açılarından bağlı olan Irak Türkmenlerinin mazlum bir azınlık statüsünde kalacakları hususunda endişeli idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşa doğru giden günlerde Erdoğan, yerinden edilmiş insanların sınır boyunca dağılmasını önlemede ve boş bırakıldığında PKK tarafından kullanılabilecek boşluk alanın önceden doldurulmasını sağlayacak olan bir tampon bölgede ısrarcı oldu. ABD ve Türkiye, 31,000 kişilik Türk askeri birliklerinin Irak’ın içerisinde 40 kilometrelik tampon bölgeyi işgal etmesi koşullarını müzakere ettiler. Bu paket aynı zamanda Türkiye için 9,5 milyar dolarlık bir ekonomik destek içeriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 mart 2003 tarihinde TBMM, 4. Piyade ordusunun Türkiye üzerinden transit geçmesine onay vermeyi başaramayınca, ABD-Türkiye ilişkileri dibe vurdu. Bu ilişkiler, 2 Temmuz 2003 tarihinde, ABD komutanları, Türk özel güvenlik güçlerinin, Iraklı Kürt politik liderlere suikast planı yaptıklarından şüphelenerek Türk özel güçlerinin 11 üyesini tutuklayıp başlarına çuval geçirerek Irak’tan kovaladıktan sonra daha da bozuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iraklı Kürt liderler, fedealizmi kabul ettikleri halde Iraklı Kürtler hala bağımsızlık hayal ediyorlar. 2005’te yapılmış olan referendum, Kürtlerin % 95’inin bağımsızlık peşinde olduğu sonucunu vermiştir. 1991’den sonra doğan hiçbir Kürt, federal hükümetin otoritesini yaşamamıştır. Birçoğu Arapça bilmiyor ve Iraklılık konusunda herhangi bir duyguları yok. Kürt bayrağı realitesini, Erbil’deki Kürt parlamentosunu ve Bağdattaki Kürt başkanın varlığını kabul etmek Ankara için kolay olmamıştır. Türk resmi makamları, Kürt kimliğine resmi onay veren 2005 anayasasına da itiraz etmişlerdir. Barzani’yi, görünürde KBY kontrolu altında bulunan bölgede PKK merkezinin kurulmasına izin vermekle suçlamaktadırlar. Türkiye, Barzaniyi, Kerkük üzerinde imtiyazlar elde etmek amacıyla PKK’yı besleyerek, Ankara’yı baskı altında tutmaya çalışmakla suçlamaktadır. PKK’yı “terör grubu” olarak adlandırıp, PKK lojistik desteğini kırmak üzere adımlar atmasını talep etmektedir. Buna yanıt olarak Barzani, Türkiye’nin kendi ülkesindeki Kürt kimilği altında yatan problemleri ele alması hususunda ısrarcı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara, ABD’den PKK’ya karşı eylemde bulunmasını talep etmiştir. Fakat Iraklıların ayaklanma temposu ile birlikte ABD kumandanlarının başka öncelikleri vardı. Türkiye’nin meseleleri kendi insiyatifine almasını önlemek amacıyla Bush yönetimi, istihbarat paylaşımı için ABD, Türkiye ve Irak’I içeren üçlü bir mekanizma önerdi. 25 Ağustos 2006 tarihinde, General Joe Ralston (ABD ordusu, ret.), PKK terörizmine karşı özel elçi olarak atandı. 15 ay boyunca yapılan 7 toplantıdan sonra komisyon dağıldı. Komisyon Türklerin savaşa gitmesini engellemekte başarılı oldu, fakat Türkiye’nin uzlaşmazlığı, Irak’ın tepkisizliği ve ABD’nin her iki parti üzerinde de anlamlı bir baskı oluşturmaktaki isteksizliği nedenleriyle komisyonun katkıları sınırlı kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Ekim 2007’de PKK, Şırnak’taki bir pusuda 13 Türk askerini öldürdü, ve iki hafta sonra, PKK askerleri Hakkari’deki bir Türk taburuna saldırarak 12 askeri öldürdü ve 8 Türk taburunu rehin aldı. Erdoğan, harekete geçmek için müthiş bir baskı altında idi. Beyaz Sarayı 4 Kasımda ziyaret ettiğinde Bush, PKK kamplarının yerleri ve faaliyetleri hakkında Türkiye’ye işe yarar istihbarat sağlamaya razı oldu. Hava saldırılarına yeşil ışık yakarken, Bush Türkiye’nin kara kuvvetleri ile işgaline karşı uyarıda bulundu. Aynı zamanda Ankara ve KBY temsilcileri arasında diyalogu destekledi. Bir seri hava saldırısı, 21 Şubat 2008 tarihinde Zab bölgesine kara kuvvetleri ile girerek başlayan ana operasyon için zemini hazırladı. Operasyon, taktik ve politik açılardan başarılıydı. Askeri güç uygulamak, hükümete, KBY ile diplomatik ilişkiler içerisine girmek üzere özgüven verdi. Ankara, barzani’ye PKK’yı yasaklaması karşılığında barzaniye politik ve ekonomik ödüller teklif etme stratejik kararını verdi ve bunu da diplomatik olarak buzların çözülmesi izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk saldırısından birkaç hafta sonra, 7 mart 2008’de başkan Talabani, Ankara’yı ziyaret etti. 10 Temmuzda, Erdoğan, bir Türk başbakanı olarak 18 yıldır ilk defa Bağdatı ziyaret ederek karşılık verdi. Seyahati sırasında Erdoğan ve maliki, “Türk ve Irak hükümetleri arasında yüksek stratejik konsey kurulumu üzerinde ortak politik deklarasyonu” imzaladılar. Bağdattaki diplomatik misyonuna ek olarak Türkiye, Musul’da da bir konsolosluk açtı ve bir tane de Basrada açmayı planlamakta. Bunları, Türkiye’nin yetenekli eski özel elçisi ve Irak’a yeni atanmış olan büyükelçisi, Murat Özçelik tarafından organize edilen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 24 mart 2009 tarihindeki Bağdat ziyareti de dahil bir dizi temas izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak’ın başbakan yardımcısı Barham Salih, bu deklarasyonun AB’nin yaratılmasına yol açan Fransız-Alman ortak anlaşması kadar önemli olduğuna inanıyor. Bu deklarasyon, Malikinin el-kaide ile bir tuttuğu PKK’yı yok etmek üzere güvenlik işbirliği taahhütünü ve PKK operasyonlarını, takviyesini, gelirlerini ve basına erişimini sınırlamak üzere aksiyonda bulunma sözünü içeriyordu. Ancak anlaşma, Türk birliklerinin, PKK güçlerini takip ederken Irak alanına girmesine izin vermiyordu. Irak hükümeti, Türkiye’nin, Irak topraklarındaki PKK hedeflerine karşı hava ve kara operasyonlarını ve Kerküke karışmasını reddediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin, Irak hükümetinde önemli pozisyonları tutmaları ile birlikte KBY-Bağdat ilişkileri de gelişmektedir. Ancak zorlu problemler olmaya devam etmekte. Irak hükümeti ve KBY, Kerkük de dahil tartışmalı bölgeler üzerindeki anlaşmazlıkları çözmeyi başaramadılar. Iraklı Araplar, KBY’nin Irak Kürdistanındaki ABD askeri üslerini teşvik eden beyanatlarına kızmış durumdalar. Gelir paylaşımı da bir diğer anlaşmazlık konusu. KBY’nin bütçeden % 17 pay alması gerekirken, gerçek payı, % 13-14 arasında tutuluyor. KBY’nin Irak Devleti petrol pazarlama organizasyonu (SOMO) aracılığı ile petrol ihracı yapması için getirilen yeni düzenlemeler, olumlu gelişmeler olarak addediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeolojik farklılıklar da bölücülüğü körüklüyor.. Maliki, merkezi yönetime sarılıyor ve federalizm hakkında aşağılayıcı ve provokatif yorumlar içeren bir dizi açıklamada bulunuyor. Tam tersi, Kürtler, federalizmin problemleri çözmede en iyi yol olduğu konusunda son derece kararlılar. Farklı ideolojileri, anayasayı farklı bir biçimde yorumlamalarına yol açıyor. İşlerine gelince Maliki ve diğer merkeziyetçiler, çoğunlukla anayasayı yok sayıp, hatta Baas rejiminde geçerli olan yasalara başvurabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malikinin askerlerle bağlantısı, özellikle problemli. Irak askeri güçlerindeki 1.2 milyon askerle, Kürtler Irak toplumunun militarize edilmesinden kuşkulanıyorlar. Güvenlik servislerinin, dıştan gelecek tehditlere karşı ülkeyi korumanın değil de, sistemi ve liderlerini korumanın peşinde koştuğu Baas dönemi ile kıyaslıyorlar. Maliki eski Baaslılarla uzlaşma yanlısı olmasa da, eski rejimin şii ve sünni figürlerine her zaman yaranmaya çalışıyor. Maliki, anayasa gereği olan parlamento onayını atlatarak, Irak ordusunun 16 bölümüne “”aktif komutanlar” atadı, atanan görevlilerin, % 95’i (birbilerini yoldaş diye çağıran) eski Baas’çılar. Kürtler, “demokratik ordu” için ısrarcılar ve insan hakları ile Irak anayasası altında ordunun rolü konularında eğiterek silahlı kuvvetleri profesyonelleştirmek çabasındalar. Washington D.C.’deki toplantıda, Kürt katılımcılardan biri “Maliki ateşle oynuyor” diyerek uyardı. “Bütün tarihimiz boyunca hükümetle mücadele ettik. Hiçbir zaman Araplarla mücadele etmedik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 ocak 2009 tarihli en son yerel seçimlerde Maliki’nin dawa partisi, iktidarda olduğu sırada güvenlikte yaşanan gelişmelerden kaynaklanan artıların semeresini kazandı. Maliki’nin Araplardan aldığı desteğin bir kısmı, Irak Kürdistanına katı yaklaşımının sonucu idi. Birçok Arap, Irak ordusunun 12. bölümünü Kerkük ve Khanaqin’e yerleştirmesini kutladı. Maliki’nin anayasayı değiştirmekle ilgili fikirlerine, Barzani kızgınlıkla tepki gösterince Maliki, Barzaninin cevabını, Araplar arasında kendi politik avantajı için destek aramak amacıyla kullandı. Araplar, Kürtlerin Kerkük, hidrokarbon ve gelir paylaşımı yasaları hususlarındaki pozisyonları nedeniyle, Kürtlere karşı yaygın bir biçimde kin besliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEK İŞBİRLİĞİNİ KURMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki öneriler kesin ve geniş kapsamlı olmamakla birlikte, çatışmaya alternatif olarak işbirliği için fırsatları saptamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE VE IRAK KÜRDİSTANI ARASINDA EKONOMİK BAĞLARI TEŞVİK ETMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körfez savaşına kadar Irak, Türkiyenin en büyük ticaret ortağı idi. Savaş sonrası Irak’a konulan ekonmik ambargoların bir sonucu olarak Türkiye, ticari kaybundan dolayı yılda 4.5 milyar ABD doları zarar etti. Saddamın devrilmesi ile birlikte ticari yoğunluk eskiye dönmekte. 2003 yılından beri ortalama ticari büyüklük yıllık 5 milyar ABD dolarıdır. Irak ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 2008 yılında 6 milyar dolar idi, 2009 yılında 10 milyar ABD doları, 2010 yılında ise 20 milyar ABD doları olacağı tahmin ediliyor. KBY, Irak’ın toplam gelirindeki %17’lik payından kesilen gümrükleri toplamaktadır. Başlangıçta ticaret, Türk tır sürücülerinin yaygın bir biçimde öldürülmesi ile engellendi, ancak kayıpların çoğu Ninewah bölgesinde vuku buldu. KBY’nin kontrol etmekte olduğu bölgelerde tek bir cinayet olayına rastlanmadı. PKK da Türk tır sürücülerini hedef olarak seçmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye pazara hakim durumda. Mallar Habur kapısı ve Zakho’dan ulaştırılmakta. Irak Kürdistanında satılan malların %80’i Türkiye’den gelmekte. 2003 ile 2007 arasında Türkiye başta enerji ve inşaat sektörlerinde olmak üzere, 6,32 ABD dolarlık yatırım yaptı. Bugün Irak Kürdistanında aktif olan 1200 Türk şirketi var, bunların arasında 2 milyar dolarlık inşaat projelerini tamamlayan 300 inşaat firması var. Hali hazırda petrol naklinden yararlanmakta ve eğer Bağdat Irak Kürdistanından petrol ihracatına lisans verecek olursa oluşacak yeni alanlarda yapılacak üretim paylaşım anlaşmalarının meyvelerinden semeresini alacak. Su kaynaklarının paylaşımı da hem Türklerin hem de Iraklı Kürtlerin menfaatlerine hizmet etmekte. KBY, Türkiye’nin yararlanmaya devam edeceği, 100 milyar dolarlık inşaat projeleri planlamakta. Dünyadaki 17. büyük ekonomi olarak, Türkiye’nin ekonomik büyümesi, Ortadoğu ile kuracağı ticari bağlarla beslenecektir, bunun için de Irak’I ulaşımda kilit noktası olarak kullanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı ticaretin, şimdiye kadar güneydoğu Türkiye’nin ekonomik koşulları üzerinde küçük bir etkisi oldu. Irak Kürdistanında aktif olan Türk şirketlerinin çoğu güneydoğu bölgesinden gelmemekte, inşaat firmaları bu bölgeden insanları çalıştırmamakta. Ekonomik resmi, genellikle Türk ordusu ile bağlantıları olan büyük şirketler oluşturmakta, küçük olanların çoğu ise önemsiz ticaretle uğraşmakta. Irak Kürdistanında, Türkiye’den gelmiş olan küçük ve orta ölçekli firmaların sayısı çok sınırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin güvenlik kurumlarından bazıları ve laik eiltler, Irak Kürdistanı ile ticarete karşı çıkmakta ve bunun kuvvetlenmesinin bağımsızlığa yol açacağını iddia etmekteler. Habur kapısını kapatıp, Irak’a gidecek mallarının geçişi için Suriye üzerinden bir kara yolu açılmasını teklif etmekteler. Irak Kürdistanındaki işlemler dolayısıyla oluşan ödeme güçlüklerinden ve gecikmelerden şikayet etmekteler. Ek olarak Irak federal devleti Dohuk ve Musul valiliklerine sağlanan elektrik karşılığı Türkiye’ye 1 milyar dolar borçlu durumda. TÜSİAD, Irak Kürdistanındaki olayları etkilemenin bir yolu olarak ekonomik bağları desteklemekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erişimi genişletin: Zakho’daki Habur kapısı, sınırın her iki tarafında da iyileştirmeye ihtiyaç duymakta. İkinci bir kapının açılması hem sıkışıklığı önleyecek, hem de Irak federal devleti için ek gümrük gelirleri getirecektir. Yerüstü ulaşım imkanlarını geliştirmek, Urfa-Diyarbakır-Erbil otoyolu inşa etmek de dahil, malların ulaşımını kolaylaştıracaktır. Ticari fuarlar ve sınır yakınlarına Gaziantep’teki gibi serbest bölgeler kurulması, güneydoğuya ticari imkanlar yaratarak fayda sağlayacaktır.&lt;br /&gt;Transit işlemleri hızlandırın: Türkiye’den Irak’a çabuk bozulan malzeme veya diğer tüketici malları taşıyan tırları geciktirmek yerine jandarma, ulaşımı hızlandırmalı. Geliştirilmiş gümrük işlemleri sınırın her iki tarafında oluşan tır kuyruklarını azaltacak ve ekstra ücretlerin ödenmesini önleyecektir. Güneydoğuda yatırım yapmayı düşünen veya ortak girişimlerde bulunmak üzere viza isteyen kuzey Iraklı işadamları için Türk içişleri bakanlığı kolaylık sağlamalı. Güneydoğuya sağlanacak ekonomik faydaların Türkiyedeki kürtleri modernize etmek gibi ek faydaları olacaktır.&lt;br /&gt;Bağlantıları kurumsallaştırın: KBY, İstanbul, Bursa ve Diyarbakırda ticaret teşvik ofisleri açarak küçük ve orta ölçekli firmalarla ticareti artırabilir. Türkiye, Erbil ve Süleymaniye’de ticaret teşvik/liyezon ofisleri açmayı gözönüne almalı ve bu ofisleri daha sonra diplomatik liyezon ofisine ve en sonunda da konsolosluğa dönüştürmeli.&lt;br /&gt;Algıyı değiştirin: Diğer kürdistan liderlerinin yanı sıra, Masoud ve Nechirvan Barzani’nin Türkiye’ye daha çok ziyaretler yapması ilişkilerin gelişimine yardımcı olacaktır. Diğer yanda KBY, Türk medyası ile birlikte çalışarak Irak genel olarak Kürtleri hakkındaki, özel olarak ta Masoud Barzani hakkındaki kalıplaşmış olumsuz yargıyı kırmalı.&lt;br /&gt;ENERJİ GELİŞİMİ VE ULAŞIM ALANLARINDAKİ İŞBİRLİĞİNİ KUVVETLENDİRMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak’ın 115 milyar varil (BBL) petrol ispatlanmış rezervi ve 112 trilyon feet küp (TCF) doğal gazı olduğu bilinmekte. Amerikan jeoloji servisi %50 olasılıkla ek 50 BBL’lik petrol rezervi ile 113 TCF’lik doğal gaz rezervi olduğunu tahmin etmekte. Ekonomik anlamı olan alanların geri dönüş oranı tipik olarak, petrol için %30-50, gaz için ise %60-80 arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irakta birkaç adet petrol bölgesi bulunmaktadır, çoğu Arap bölgesinde olmak üzere, biri de Zagros Fold Belt’te. Arap bölgesi dünyadaki en bereketli petrol bölgelerinden biri olup Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve en çoğu da Irak’ta olan petrol alanlarını kapsamaktadır. Zagros Fold Belt de oldukça bereketli olup, İran sahalarını, kuzey Iraktakileri ve güneydoğu Türkiyeyi içermektedir. Zagros Fold Belt, Irak’taki keşfedilmemiş petrol yataklarının çoğunu da (38 milyar BBL civarında petrol ve 55 TCF civarında doğal gaz) kapsamaktadır. Mevcut KBY bölgesi, Iraktaki Zagros Fold Belt’in %25-33’ünü içermektedir. Bu da KBY’de keşfedilmemiş 10 milyar BBL petrol ve 16-17 TCF doğal gaz bulunduğu anlamına gelmektedir- yaklaşık olarak Irak’ın mevcut petrol rezervlerinin %3-4’ü ve doğal gaz rezervlerinin ise %10’u kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak savaşından önce Irakın petrol üretimi 3,5 milyon BPD idi. Şu anda 2,4 milyon BPD civarında dolaşmakta. Irak petrolü, Kerkük’ten Türkiye’de doğu Akdenizde Ceyhan limanına uzanan iki parallel boru hattından taşınmakta, ve Basra limanına bağlı olan boru hatları sisteminden geçmekte. Türkiye boru hattı gelirlerinden yararlanmakla birlikte, Ceyhan’a ulaştırılan petrol, Irak federe devletinden menşe şahadetnamesi gerektirmekte, Bağdat ise ulusal hidrokarbon yasasının yokluğundan dolayı bu belgeyi vermeyi reddetmekte. Türkiye, bir hidrokarbon yasasının kabul edilmesini şiddetle desteklemekte, bunun KBY ile Bağdat arasındaki bağları kuvvetlendireceğini iddia etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal hidrokarbon yasası ve gelir paylaşımı yasaları üzerindeki görüşmeler 2007 yılında kesildi. Bu açmazın sorumlusu olarak Kürtler, Irak petrol bakanı Hussein Sharistaniyi göstermekte iseler de Bağdat bu sorumluluğun kaynağı olarak Kürtlerin uyuşmazlığını suçlamaktadır. KBY, kendi ulusal hidrokarbon yasasını 6 Ağustos 2007 tarihinde kabul ederek 215 ülkeden 27 firma ile anlaşmaya vardı. Bu anlaşmalar, üretilen ham petrolün paylaşımına dayalı uluslararası ortaklıklar oluşturmakta. Irak federe devleti bu tür anlaşmaları redderek, sadece servis anlaşmalarını tercih etmekte, üretilen petrol üzerinde herhangi bir hak vermeye yanaşmamakta. Irak federe devleti Irak Kürdistanında iş yapan firmaları, kara listeye alarak bu yasanın kabul edilmiş olmasına tepkisini koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global enerji fiyatlarının düşmesi her iki tarafın da ödün vererek uzlaşmaya gitmeleri gereğini ortaya çıkarmıştır. 10 mayıs 2009 tarihli örnek anlaşmada, KBY, Tawke Tak Tak alanlarından çıkarılacak petrolün Irak Devleti Petrol Pazarlama Kurumu tarafından pazarlanacağını duyurdu. Gelirler, petrol üretimini artırarak gelirlerindeki azalışı engellemeye ve bütçe açıklarını kapatmaya çalışan Bağdat’a gidecek. Ancak anlaşma, hala tartışmalı bir konu olarak duran, gelecekteki kaynakların yönetimi hakkında herhangi bir husus içermemekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, enerji ürünlerinin büyüyen bir müşterisi konumundadır. Sadece 48,000 BPD üretmekte ama 800,000 BPD ihtiyacı var. Türkiye’nin Pet Gaz’I Süleymaniye eyaletinde Kifri ile Kalar arasında Shakal blokunu geliştirmek için 2002 yılında bir üretim paylaşım anlaşması imzaladı. Daha sonra da Erbil’in kuzeyinde Bina-Bawi blokunu geliştirmek için başka bir anlaşma imzaladı. Genel Enerji, 2003 yılında Kerkükün 60 km kuzeyinde Tak Tak ve Kewa Chirmila bloklarını geliştirmek için bir anlaşma imzaladı. Genel Enerji’nin Tak Tak’ta 60,000 BPD üretim yapan iki alanı bulunmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye hali hazırda Karadeniz üzerinden “mavi akım” boru hattı ile karadeniz üzerinden ve Ukrayna, Moldova, Romanya ve Bulgaristan’dan geçen bir diğer boru hattı üzerinden ulaşan Rus gazına bağımlı. Eğer miktar yeterince yüksek olursa, Süleymaniyenin doğusundaki yeni doğal gaz yatakları Türkiye ve Avrupa için Rus gazına alternatif oluşturacaktır. Irak Kürdistanındaki gaz alanları işleve geçtikçe Kerkük-Yumurtalık hattına ek olarak yeni bir gaz boru hattı gerekli olacaktır. Irak’tan çıkacak gaz, Nabucco boruhattını doldurmaya yardımcı olacak ve bu projeyi karlı hale getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılıkları giderin: Irak federe devleti ve KBY, en son ihracat anlaşması üzerinde çalışmalı ve hidrokarbon ve gelir paylaşımı yasalarını tamamlamalıdır.&lt;br /&gt;Araştırma geliştirmeyi genişletin: TPAO, Irak Kürdistanında jeolojik araştırmalar yaparak kendisini ayrıcalıklı bir pozisyona sokmalıdır. Böyle bir araştırma, tesis geliştirmeyi içermediğinden, Irak federe devletinin kısıtlamalarına uyacak ve müeyyide riski taşımayacaktır.&lt;br /&gt;Taşımada işbirliği yapın: KBY, Alarko gibi Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının yapımında yardımcı olan Türk firmalarını, Nabucco’yu besleyecek ve Irak Kürdistan kaynaklarını Ceyhan kanalıyla batı pazarlarına bağlayacak doğal gaz boru hattının yapımı için ön hazırlık mühendislik çalışmalarını yapmak üzere davet etmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KERKÜK’ÜN STATÜSÜNÜ BARIŞ İÇERİSİNDE ÇÖZÜMLEMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerkük, Kürtleri Arap ve Türkmenlere karşı tuzağa düşürebilecek potansiyel bir şiddet kaynağıdır. Kerkük’ün statüsünün barışçıl bir biçimde çözüme kavuşturulamaması, Kerkük’ün Irak Kürdistan’ına katılımının bağımsızlığa yol açacağına inanan Türkiye’nin da anlaşmazlığa düşme riskini taşımaktadır. Türkiye’nin askeri müdahaleleri, bölgesel patlamalara yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap olmayan Kerküklüler, Baas yönetimi altında ıstırap çektiler. Saddam, Araplaştırma Programının bir parçası olarak sistematik sürgünler ve nüfus transferleri gerçekleştirdi ve Arap nüfusunu katmak için vilayet sınırlarını değiştirdi. Kerkük’ün 1957 nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusun dağılımı şöyle idi: Kürtler (%48), Araplar (%28), Türkmenler (%21). Saddam’ın devrilmesi ile birlikte binlerce Kürt, diğer Kuzeylilerin, onları toprak gasp etmekle suçlamalarına rağmen, onlar kendiliğinden, “Kürdistan’ın Kudüs”ü olarak gördükleri Kerkük’e döndüler. Musul’da ve Suriye’nin doğusu ve İran sınırı boyunca güneyde uzanan kentlerde Araplarla Kürtler arasındaki şiddetin alevlenmesi ile birlikte Ninewath bölgesinde politik pozisyonlarını kaybettikten sonra Irak Kürtleri, tarihi topraklarını kontrol etme konusunda son derece kararlılar. KBY, Hawija ve Kerkük vilayetinin güney kısımlarındaki Arap bölgelerini, Kerkük vilayetinden hariç tutmaya hazır olduklarını belirterek esnek olduklarında ısrarlılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler, seçilmiş bir parlemento tarafından yazılmış olan ve halk oylamasında Iraklıların %79’u ve Kerküklülerin %63’ü tarafından onaylanmış olan 2005 anayasasını kabul ettiler. 117. Madde, KBY’nin idaresini tanımakta ve Kürtçe ile Arapçanın resmi dil olduğunu beyan etmektedir. 2005 Irak anyasasının 140. maddesi Kerkük’ün statüsünü belirlemek üzere 31 Aralık 2007 tarihine kadar bir referendum yapılmasını öngörmektedir. Verilmiş olan bu mühlet, sürekli ertelenmiştir. Ancak, anayasa akademisyenleri, uygulama için verilmiş olan mühlet dolmuş olsa bile, 140. maddenin halen geçerliliğini koruduğunu teyit etmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KBY, geçen yıl Irak’taki Birleşmiş Milletler Misyonu (UNAMI) tarafından yapılmış olan Kürtlere, Araplara ve Türkmenlere vilayet encümeninde eşit oranda koltuk tahsis etme teklifini reddettiler. Tartışmalı bölgeler, demografik sorunlar ve yargı yetkisinin kontrolu ile ilgili konuları ele almak için Birleşmiş Milletler Misyonu (UNAMI) Başkanı Staffan Mistura aşamalı bir yaklaşım önerdi. Anayasaya uygun olarak önce normalleşme, takiben nüfus sayımı ve referendum planlanıyor. Tartışmalı Dahili Sınırlar konusunda hazırlamış olduğu 22 Nisan 2009 tarihli raporunda UNAMI, Kerkük’ün statüsünü çözmek için senaryolar sunmakta. Bu satırların yazıldığı saate kadar taraflardan hiç biri yanıt vermedi. Ancak Kürtler, 140. maddenin zaten bir taviz olduğuna inanmakta ve daha fazla ödün vermeyi istememekte ve alternatif düzenlemeleri reddetmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, Kerkük’ün statüsü için yapılacak referandumun şiddeti tetikleyeceğinden kuşkulanmaktadır. ABD yetkilileri, Barzaniyi, Kerkük’ü ele geçirmelerinin, Bağdat ve Türkiye’nin askeri harekatları için bahane oluşturacağı konusunda uyardılar. Maliki’nin milliyetçi provokasyonlarına aşırı tepki göstermemesi konusunda da Barzani’yi uyardılar. Maliki Kerkük ve khanaqin’e askeri birlikler gönderdiğinde, ABD durumun kontrol dışına çıkmasını önlemek amacıyla bir tugay gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Kriz Grubu, Kerkük ile birlikte diğer tartışmalı bölgeleri ve gelir paylaşımını, hidrokarbon yasasını, federasyonu ve anayasal revizyonları da ele alan “büyük pazarlık” önerdi. Büyük pazarlık, Kürtlerin, Kerkük üzerinde hak sahibi olmalarını sağlamakta ve çatışmanın tırmanmasını önlemekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı davranın: Kerkük’ün statüsü için anlaşmayı ertelemek, azınlık grupların heveslerini şiddetlendirecek, kırılganlığı arttıracak ve şiddet olasılığını kuvvetlendirecektir. Kerkük üzerinde hüküm vermeyi ertelemek, aynı zamanda hidrokarbon yasası ve gelir paylaşımı yasalarının kabulünde de gecikmelere yol açacaktır.&lt;br /&gt;Sağduyulu olun: Kerkük muammasının çözümü, itidal ve devlet adamlığı gerektirmekte. Tartışmalı bölgeleri ele almada geniş kapsamlı bir yaklaşımla birbirine ters düşen iddiaları uzlaştımak, 140. madde ile belirlenmiş parametreler dahilinde mümkün bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Uyuşmazlığın çözümüne vurgu yapın: UNAMI’nin senaryoları, Iraklı grupların katılacağı işbirliğini vurgulayan yapısal diyalog süreçlerinde tartışılmalıdır. Sürecin kendisi, taraflar arasında daha ileri mutabakat ve uzlaşı tesis edilmesi beklentisi içeren uzlaşmazlık çözümü çalışmasıdır.&lt;br /&gt;Arabuluculuk üzerinde odaklaşın: “Kuzey Irak ve Bölgesel Sorunlar için Özel Elçi” görevlendirilmesinin, birbirleri ile ilişkili olan güvenlik, demokrasi ve gelişim temalarının entegrasyonunda ABD çabalarının odaklaşmasını sağlayacağı hususu Dışişleri Bakanlığı’na rapor edilmeli. Elçi aynı zamanda, bu problemlerin seviyesini yükseltecek, komisyonculuk işlemlerini modernize edecek, Bağdat ve Ankara’daki ABD büyükelçiliklerinin çabalarını tamamlayacak ve ABD devlet yapısındaki Kürt sorunları ile ilgili birimler arası koordinasyonu sağlayacaktır. Türkiye, Pentagon’un Avrupa Kumadanlığının (EUCOM) ve Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa Bürosunun (EUR) bir parçası iken Irak, Merkezi Kumanda’nın (CENTCOM) ve NEA’nın yetki alanına girmektedir.&lt;br /&gt;IRAK KÜRDİSTAN’INDA İYİ YÖNETİM VE AZINLIK HAKLARINI GELİŞTİRMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Af Örgütü, Kürt Bölgesel Yönetimi güvenli güçlerinin (Asayish), yasaların hakimiyetinin dışında çalıştıklarını, insanları rastgele tutukladıklarını, bu insanlardan bazılarının kaybolduğunu, bununla birlikte gazetecilere işkence ederek sindirme ve yıldırma faaliyetlerinde ve ifade özgürlüğünü engelleme eylemlerinde bulunduklarını rapor etmektedir. Rapor aynı zamanda kadınlar üzerindeki şiddet eylemlerinin ve töre cinayetlerinin artışını belgelemekte. Eleştirmenler KBY’nin demokratik reform eksikliğini belirmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan neçirvan barzani güvenlik güçlerinin direkt olarak Bakanlar Kurulu’na hesap vermesinin sağlanacağını garanti ederek ve KBY’de ifade özgürlüğünü ve kadınların korunmasını sağlamak üzere güçlü çabalar sarf edileceğini ileri sürerek rapora yanıt vermiştir. KBY’nin Washington temsilcisi Qubad talabani, demokratikleşme üzerinde odaklaşmak gerektiğini kabul etmektedir. İlerlemenin bir göstergesi olarak KBY’nin şu özelliklerini belirtmektedir; “demokratik seçimlerle gelmiş bir parlamento, Irak’ta dinsel tolerans açısından en iyi puana sahip, ülkedeki en liberal basın yasası, STÖ’lerinin sınırsız ve bol faaliyetlerinin de göstermekte olduğu gibi gelişen bir sivil toplum.” Kürdistan’daki seçimlerin gözlemi, hükümet tarafından değil, Irak Bağımsız Seçim Komisyonu tarafından yapılacaktır. Bu komisyon, seçimlerde aday gösterebilmek üzere hali hazırda 5 partiyi tasdik etti, 25 adayın da onaylanması beklenmekte. Uluslararası gözlemciler de davet edilmiş durumdalar ve orada bulunacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişmelere rağmen Irak Kürdistan’ının demokratikleşme yolunda attığı adımlar, son yıllarda yavaşladı. Bazı Irak Kürtleri, Kürdistan’da varolduğunu hissettikleri akraba kayırıcılığı, torpil ve rüşvet olaylarından dolayı küskünler. Gittikçe daha çok eleştirmen, Irak’taki diğer yerlerde Kürdistandakinden daha fazla özgürlük bulunduğunu düşünmeye başladılar. Merkezi yönetimden yetkilerin dağıtılmasını ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini bekleyen Kürtlerin taleplerine boş vererek, aşırı merkezi yönetimini sürdürdüğünden dolayı KBY’ne destek aşınmaktadır. 25 Temmuz 2009 tarihinde yapılacak seçimlerin beklentisi ile birlikte değişim-odaklı ve İslamcı partiler ortaya çıkmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KBY, taslak anayasasını tamamlamak üzere son aşamaya gelmiştir. Parlamentoda görüşüldükten sonra, Başkan Barzani imzalayacak ve anayasa taslağı, halkoyuna sunulacaktır. KBY anayasası, birçok yönden Irak’ın yüksek standartlı sözleşmesini yansıtmaktadır. Azınlık hakları için haklar beyannamesi ve yerel yönetimler için özerklik düzenlemelerini içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkmenler, 1957 nüfus sayımında Kerkükte oturanların büyük bir yüzdesini teşkil ediyorlardı, kırsal kesimde belirgin bir azınlık grubu oluşturuyorlardı. 1997 nüfus sayımında ise ülke çapında sadece 600,000 Türkmen bulundu. Türkmenler genellikle Türk kimliğinden çok Irak kimliğini benimsemişlerdir. Türkmen topluluğu bir yandan Şii ve Sünni olarak, diğer yandan da laik ve islamcı olarak bölünmüştür. Kerkük yöresindeki dokuz Türkmen yerleşim biriminden, dördünde çoğunluk Şii’dir. Türkmenlerle Kürtler arasında hatırı sayılır ölçüde evlilikler yapılmıştır. KBY, Kürdistan Parlamentosunda Türkmenler için koltuk ayırararak ve Türkmen meseleleri için kabinede de üye olan bir Bakan atayarak Kürdistan bölgesinde yaşayan Türkmenlerin temsilini sağlamıştır. Menfaatlerini kollamak için Ankara’nın 1991’de kurmuş olduğu Irak Türkmen Cephesi (ITC), Irak’ta 5 milyon Türkmenin yaşamakta olduğunu iddia etmektedir. Ancak ITC, 2005 seçimlerinde oyların sadece % 0.87’sini alabilmiştir ve parlamentoda 3 üye ile temsil edilmektedir. 2003’ten sonra Ankara, ITC’ye ve bir bütün olarak Türkmen meselesine olan ilgisini kaybetmiştir; diğer yandan Türkmenler de Türkiye’ye olan ilgilerini kaybetmişlerdir. Iraklı Kürtler ile bazı Türkmenler arasındaki gerilim sürmektedir. Temmuz 2008’de, Kerkük’teki ITC merkez binasının yakınındaki kalabalık içerisinde bir intihar bombacısı üzerindeki bombayı patlatırken Kürtler, Maliki’nin 140. madde aleyhindeki söylemlerini protesto etmekte idiler. Bombacının vurularak yandığı olayı, binadan yapılan ve bombacıyı hedefleyerek yakan silah atışı izledi. İntihar bombası saldırısı, Kürtlerle Türkmenler arasında şiddeti başlatarak hedefine ulaşmış oldu. Aynı zamanda da Kürt-Türkmen ilişkilerindeki sonu gelmeyen kırılganlığı da göstermiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan haklarını destekleyin: KBY, Uluslararası Af Örgütü raporunda vurgulanan kuşkuları gidermek, özellikle KDP PUK istihbarat örgütü (Mukhabarat) ve güvenli güçlerini (Asayish) dizginlemek üzere pro-aktif önlemler almalıdır.&lt;br /&gt;Azınlık haklarına odaklanın: Etnik gruplar arasındaki tarihsel gerilim potansiyelini göz önüne alarak KBY, anayasasında azınlık haklarının uluslararası standartlara uygun bir biçimde korunmasını kapsamalı, diğer yandan azınlık haklarını teşvik etmek üzere de özel düzenlemeler yapmalıdır. Yerel güvenlik güçleri, hizmet vermekte oldukları topluluğun etnisitesini yansıtmalıdır. KBY aynı zamanda, azınlık okullarını finanse etmeli, kamu davalarında azınlık dillerinin kullanılmasını garanti etmeli, azınlık dilindeki yer isimlerini/işaretlerini sergilemeli ve kültürel ifade ve sembollere izin vermelidir. Endişeleri dindirmenin bir diğer yolu da yerel yönetimlerin özerkleştirilmesidir.&lt;br /&gt;Anayasayı danışın: KBY, Barzani imzalamadan ve halk oylamasına sunulmadan önce taslak anayasanın kamuoyu tarafından tartışılmasını sağlamak üzere yerel yönetim toplantılarına sunmalıdır. Daha saydam ve danışılan, dolayısıyla etkin süreç, anayasanın halk tarafından benimsenmesini ve desteklenmesini artıracaktır.&lt;br /&gt;IRAK KÜRDİSTAN’INDAKİ PKK VARLIĞINI ELE ALMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahminen Türkiye’de 2,000, Irak Kürdistanında 3,500 PKK militanı, 8 bölgede 65 üstten hareket etmekteler. PKK’nın merkezi karagahı, Türkiye’nin Irak sınırından 60 kilometre uzaklıkta ve İran’ın atış sahasında bulunan Kandil dağında donanımlı bir tesiste bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBMM, 17 Ekim 2007 tarihinde Irak Kürdistanındaki PKK üslerine karşı piyade operasyonlarını da içeren sınır ötesi operasyonlarına izin veren bir yasayı oyladı. ABD, sadece dava edilebilir istihbarat sağlamakla kalmayıp, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki askeri operasyonlarını koordine etmeyi kabul etti, PKK liderlerinin yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesine yardımcı oldu (örneğin Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Süleyman Hüseyin) kuzey Irak’taki PKK kamplarının lojistik destek kanallarını kesti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Irak hava sahasını açması ve uydu görüntülerini paylaşması sonucunda Türkiye, kasım 2007’den başlayarak PKK kamplarına bir seri hava operasyonu düzenledi. Hava saldırıları bütününde PKK altyapısına ve olanaklarına az zarar verdi. Operasyonlar daha çok Türk kamuoyunu sakinleştirmek ve PKK üzerinde yıkıcı psikolojik etki bırakmak amacıyla yapılmıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara, PKK’ya karşı çabalarında KBY’den, Türk birlikleri ile KBY peşmergelerinin ortak askeri hareketini de içeren işbirliği beklemekte. KBY’nin, PKK liderlerini yakalamasını, Erbil havaalanı kanalıyla PKK’ya ulaştırılan kaynakları kesmesini, seyahat ve basınla ilişkilerini sınırlamak üzere yollarda ve dağ geçitlerinde kontrol noktaları kurmasını, Demokratik Çözüm Paritis (DSP) gibi PKK destekleyicisi partileri yasaklamasını beklemekte. Türkler için PKK çok hassas bir mesele. KBY anlamlı adımlar atmadıkça, Türkiye ile KBY arasındaki yakınlaşmanın çok zor olacağı hususunda Türkiye uyarıda bulunmaktadır, aynen Türkiye’deki reformların PKK’ya olan kamusal desteği azaltmasının yapacağı katkı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KBY, PKK lojistiğini bozmaya razı oldu, fakat Türklere göre bu taahhüt sadece sözde kaldı. KBY’yi Erbil’e havayolu ile giren yolcuları yeterli güvenlik kontrolünden geçirmediği hususnda suçlayarak, Türkiye Irak Kürdistan’ına giden ticari uçuşlara kendi hava sahasını kapattı. KBY, Avrupa pasaportuna sahip birkaç PKK çalışanını yakalamakla birlikte, hemen serbest bıraktı. Kandil civarındaki PKK kontrol noktalarını KBY, kendi kuvvetleri ile değiştirdi, fakat kaynak sağlayıcılar Kandile İran ve Türkiye’den engebeli dağ geçitleri aracılığı ile ulaşmaya devam ediyorlar. DSP’nin Erbil ve Süleymaniyedeki ofisleri kapatıldı, ancak Kerkük’te KBY’nin kontrolu dışında kalan bölgede ofisler tekrar açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konsensus oluşturun: KBY, PKK da dahil tüm Kürt partilerini ve gruplarını toplamak için bir plan oluşturarak ilerlemeli. PKK’dan bahsederken, KBY resmi makamları Türkiye’nin endişeleri için empati kurmalı ve destek mesajları vermeli.&lt;br /&gt;Terörizme karşı işbirliğini geliştirin: Üçlü Güvenlik Komisyonundaki Irak delegasyonuna daha fazla KBY temsilcisinin entegrasyonu, Kürt resmi makamlarını istihbarat paylaşımına ve ortak operasyonlara zorlayacaktır.&lt;br /&gt;Lojistiği engelleyin: Atılacak adımlar şunları içermeli; PKK liderlerini yakalama, Erbil havaalanındaki nakit taşıyıcılarını hedefleyen etkin tarama önlemlerini geliştirme, yollarda ve dağ geçitlerinde daha stratejik ve pro-aktif kontrol noktaları kurmak ve DSP’nin kapatıldığını ve kapalı kalacağını garanti etmek.&lt;br /&gt;PKK İÇİN KAMUSAL DESTEĞİ AZALTMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak Kütleri, Türkiye’nin Kürt sorununa askeri çözüm bulunamayacağında ısrarlıdırlar. Türkiye, Kürt kimliğini tanımadıkça ve mağduriyetlerini önleyici adımlar atmadıkça, PKK’ya para kaynaklarının ve militanların akmaya devam edeceğini ileri sürmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNERİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teröre karşı çıkmanın ötesine geçin: PKK problem, güvenlik önlemlerinin ötesinde adımlar gerektirmektedir. Nihai çözüm Türkiye’nin sürdürülebilir demokratikleşmesinde ve gelişiminde ve aynı zamanda PKK liderleri ve birlikleri için af organizasyonu yapmakta yatmaktadır. Demokratikleşme, DTP tutuklularını serbest bırakmak ve yasal reformlarla (aşağıya bakın) geliştirilebilir. Gelişme projeleri, iş olanakları yaratmaya ve sosyal refaha (aşağıya bakın) odaklı GAP projesinden öğrenilen dersleri benimsemeli.&lt;br /&gt;Yasal reformları üstlenin: Türkler federalizmi bölünmeyle eşanlamlı gördüğünden, daha az göze çarpan ademi merkeziyet planları tasarlanmalı. Anayasanın 7. Maddesi (“Türklüğü” vatandaşlık olarak tanımlayan) değiştirilmeli, Anti-terör yasasındaki 215, 216, 217, 220. maddeler ve Ceza yasasındaki 301. madde gibi gerici yasal düzenlemeler ya değiştirilmeli ya da yürürlükten kaldırılmalı, kültürel reformların tam olarak uygulanması Türkiye’nin demokratik gelişimine ve yasaların hakimiyetinin genişletilmesine kadar varacak uzun bir yol olmalı. Katı, hesap sorulamaz ve aşırı tutucu olan yargının ıslahı için de önlemler alınmalı.&lt;br /&gt;İş olanakları yaratmaya odaklanın: Güneydoğudaki ekonomiyi canlandırmak, çözümün bir parçasıdır. Yollar, su işletmeleri, elektrik ve telefon servisi gibi altyapıda daha fazla yatırım gerekli, diğer yandan da özelleştirme ve toprak reformu yapılmalı. Yeni sulama ve gübreleme üretim metodlarının tanıtılması, hayvancılıkta yapılacak gelişmeler ve tarımsal teşvik kredilerini artırmak küçük ölçekli tarım işletmelerini geliştirecek ve iş olanaklarını, özellikle kadınlar için, artıracaktır.&lt;br /&gt;Sosyal servisleri geliştirin: özellikle kadınlar ve kızlar için sağlık ve eğitim gibi sosyal servisleri genişletmek, kadınları fakirlikten, cahillikten ve eziyetten kurtaracak önemli bir adım oluşturacaktır. Aşiret düzenini ve feodal yapıyı parçalayacak ve gelişmeyi hızlandıracak önlemler alma gereği vardır. Kürtler arasındaki çoklu evlilikler ve çok büyük aileler dikkate alındığında, nüfus planlama programlarının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. “Eve dönüş program”ını destekleyecek fonlar kullanılmalıdır. Koruyucu sistemi yürürlükten kaldırıldıktan sonra iş olanakları ve emeklilik düzenlemeleri yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Düşmanla konuşun: Ankara, Öcalan’la konuşmayı red edebilir, fakat demokratik seçimlerle gelmiş olan DTP üyeleri etkin birer muhatap olabilir. Erdoğan DTP milletvekilleri ile görüşmeli ve DTP’yi geniş kapsamlı görüşmeler için bir kanal olarak görmeli.&lt;br /&gt;Uzlaşmayı teşvik edin: Gerçek uzlaşma süreci, çatışma sırasında (1984’ten beri süren) iki tarafta da doğmuş olan mağduriyeti göz önüne almalı. İtiraf, sorumluluğu bertaraf etmemeli. Süreç diğer karşılaştırılabilir çatışma sonrası durumlarla canlandırılmalı.&lt;br /&gt;Bölgesel bir yaklaşım uygulayın: Türkiye ile KBY arasında geliştirilecek ilişkiler, Türkiye’deki Kürtler üzerinde güvenlik tesis edici önlemler olarak işlev görecek, güneydoğudaki gerilimi azaltacaktır.&lt;br /&gt;Avrupa ile entegrasyonu cesaretlendirin: Türkiye’yi AB üyeliği yolunda tutmak, Türkiye’nin daha da demokratikleşmesi, Türkiye’deki Kürtlerin içinde bulundukları koşulları ve Türkiye-KBY ilişkilerinin sürdürülebilir gelişimi için elzemdir. Avrupa Türkiye’nin üyeliğinin desteklenmesi için tek bir sesle konuşmalı ve özel ortaklık için çağrıları terk etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, Irak içerisinde, Irakla Türkiye arasında ve Irak Kürdistanı ile Türkiye arasında entegrasyonu teşvik etmekte çok önemli bir role sahiptir. Ancak, esas sorumluluk Türklerin ve Iraklı Kürtler de dahil Iraklıların menfaatlerini temsil eden pollitik liderlerde bulunmaktadır. Onların vizyonu, cesareti ve adanmışlıkları, önlerindeki fırsatı karşılamakta kritik faktörler olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakınlaşma için kamuoyu hazırlamak üzere “ikinci kademe” diyalogları geliştirmek bütün partilerin avantajına olacaktır, ve gelecek için ortak bir vizyona dayalı çok sayıda birleşik faaliyetler yaratılmalıdır. Her ne kadar uluslararası bir arabulucu yardımcı olabilirse de esas itici güç, Türklerden ve Iraklı Kürtlerin kendilerinden gelmelidir. Sivil toplum faalliyetleri, resmi görüşmeleri tamamlayabilir ama onların yerine geçemez. Ancak “ikinci kademe” faaliyetleri, resmi makamlar tarafından atılacak proaktif adımları cesaretlendirebilir ve olayların negatif bir yöne sapması durumunda bir güvenlik çemberi oluşturabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi içerisinde ve komşuları ile barış içerisinde olan bir Irak’ın kendi sınırları ötesinde de pozitif yankıları olacaktır. Krizlerin bulaşıcı olması gibi, ilerlemenin de Orta Doğu ve Güney Asya’daki olaylar üzerinde etkileri olacaktır. Iraklılar arasındaki etkin güç paylaşımı, politik gayelere ulaşmak için şiddete alternatif bir yol gösterecektir. Iraklı Kürtler ve Türkler arasındaki bölgesel iişbirliği meydan okumadansa işbirliği yapmanın faydalarını kanıtlayacaktır. Türkiye’nin sürdürülebilir demokratikleşmesi ve gelişimi, Kürtler de dahil olmak üzere tüm Türklere yararlı olacak ve laik demokrasinin faydalarını Arap ve Müslüman dünyasına kanıtlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEŞEKKÜR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantic Council, “Türklerle Iraklı Kürtler arasındaki sorunları adresleyen” projeye vermiş olduğu destek için Norveç hükümetine müteşekkirdir. Özellikle tartışmalara katılan Norveç’in ABD büyükelçisi H.E. Wegger Strommen ve Norveç Dışişleri Bakanlığının memurlarına teşekkürü bir borç bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantic Council aynı zamanda toplantılara katılan 14 Türk ve Iraklı Kürtleri de içeren Iraklı’nın katkılarını da minnettarlıkla karşılamaktadır. Konferanslara katılabilmek için çoğu uzun seyahatler yaptılar, onların katkılarını takdir ediyoruz. Aşağıda isimleri verilen ve toplantılara fasilitatör, sunucu ya da kaynak sağlayıcı olarak katılan kişilere de teşekkür borçluyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mike Amitay (Açık Toplum Enstitüsü, Kıdemli politika analizcisi, Orta doğu, kuzey afrika, güney ve doğu asya bölgelerinden sorumlu)&lt;br /&gt;Fran Burwell (ABD Atlantic Council başkan yardımcısı, transatlantik program ve çalışmalarının direktörü)&lt;br /&gt;Jay Garner (Irak yeniden yapılandırma ve hümaniter yönlendirici ofisinin eski direktörü)&lt;br /&gt;Joost Hilterman (Uluslararası Kriz grubunun, ortadoğu programları direktör yardımcısı)&lt;br /&gt;Preston Hughes (Amerikan Türk Konseyi, savunma ve güvenlik işleri başkanı)&lt;br /&gt;Fred Kempe (ABD Atlantic Council başkanı)&lt;br /&gt;Stephen Larrabee (RAND Corporation kidemlli politik uzmanı)&lt;br /&gt;Aliza Marcus (Kan ve İnanç: PKK ve Kürt özgürlük savaşçıları adlı romanın yazarı)&lt;br /&gt;Eric Melby (Scowcroft grubunun kurucu üyesi)&lt;br /&gt;Carole O’Leary (Amerikan Üniversitesi, Global barış merkezi, orta doğu programları direktörü)&lt;br /&gt;Andrew Parasiliti (Güvenlik çalışmaları uluslararası enstitüsünün direktörü)&lt;br /&gt;Kieran Prendergast (Birleşmiş Milletler eski genel sekreteri, pollitik meselelerden sorumlu)&lt;br /&gt;Cynthia Romero (Transatlantik ilişkiler program direktör yardımcısı, Atlantic Council)&lt;br /&gt;Charles Wald (ABD ordusu generali)&lt;br /&gt;Ross Wilson (Türkiye eski ABD büyükelçisi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-1859806421633612562?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/turkler-ve-irak-kurtleri-arasinda-guven.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-163677956373913939</guid><pubDate>Wed, 26 Aug 2009 20:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-26T13:30:20.382-07:00</atom:updated><title>Nedim Şener: Bazen Çok Korkuyorum Ama İşimin Sorumluluğu Ağır Basıyor</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SpWbD2hkH1I/AAAAAAAAAZM/3v1f1PJhFoY/s1600-h/ergenekon_fgulen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374372220814761810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 199px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SpWbD2hkH1I/AAAAAAAAAZM/3v1f1PJhFoY/s320/ergenekon_fgulen.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz yıllardır Milliyet gazetesinde soruşturmacı gazetecilik yapıyorsunuz. Cesur işlere imza atıyorsunuz. Sürekli mayın tarlasında yürümeye alıştınız, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mayın tarlası” benzetmesinden başlayayım. Doğru bir benzetme ama mayına alışmak mümkün değil. Çünkü her mayın öldürücüdür. Birine basmadan hayatta kalmanız diğerinden kurtulacağınız anlamına gelmiyor. Kısa süre önce öldürülen Rus araştırmacı yazar Natalya Estemirova’nın sözleriyle ifade edecek olursam, “Bazen çok korkuyorum, ama işimin sorumluluğu ağır basıyor.” Bir gazetecinin en güzel ve en tehlikeli anı gerçek ile yüz yüze gelmek. Ya onu halka da aktarırsınız ya da tehlikeli bulup saklarsınız. İkisinde de karşılığını alırsınız. Birincisinde, dava, tehdit, baskı ve onur olarak. İkincisini hiç yaşamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 yılında “Naylon Holding” eserinizle Sedat Simavi gazetecilik ödülünü almıştınız. Yolsuzluklardan tam olarak ne zaman kurtulacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zaman. Bir ekonomi tam anlamıyla kayıt altına alınmayınca yolsuzluklar önlenmez. Türkiye ekonomisinin yüzde 50’si kayıt dışı. Her türlü kirlenme bu yolla finanse ediliyor. Özellikle kaynak dağıtımını yürüten siyaset kayıt dışı ekonomiden finanse ediliyor. Bu karşılıklı al gülüm ver gülüm sürdüğü müddetçe yolsuzluklar önlenmez. Bakın kayıt dışı ekonominin olmadığı ya da çok az olduğu ülkelere, yolsuzluklar çok küçük miktarlarda, bizde bahşiş denilecek tutarlarda gerçekleşiyor ama ortaya çıkınca yer yerinden oynuyor. Örneğin, İngiltere’de parlamenterler meclisin bütçesinden kişisel harcamalarını finanse etmişler, istifa etmeyen kalmadı. ABD’de Obama kamuoyundan ilk özrünü, bir yardımcısının yanında çalıştırdığı işçinin sigorta borcunu ödemediği ortaya çıkıncı diledi. AB Parlamentosu da Türk kökenli milletvekili Cem Özdemir, uçuş mille hesaplarını özel seyahatlerinde kullandı diye siyasete ara vermek zorunda kaldı. Türkiye’ye bakın, Başbakan’ın Maliye Bakanı’nın, Ulaştırma Bakanı’nın çocuklarının, birçok milletvekilinin yakınlarının adının karışmadığı yolsuzluk iddiaları gündemden düşmüyor. Ama hiçbir siyasi sonucu olmuyor. Ama bu geçmiş yıllarda da böyleydi. Sözünü ettiğiniz “Naylon Holding” kitabı da ANAP dönemi yolsuzluklarını anlatıyordu. Ama halk AKP’ye hakikaten “ak bir parti” diye oy verdi. Ama yolsuzluklar konusunda beklentileri karşıladığını söylemek zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin hakkınızda "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" adlı kitabınız gerekçe gösterilerek açılan davalarda 28 yıl hapis cezası isteniyor. Bu dava hakkında söylemek istediğiniz özel bir şey var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuna göre, Dink cinayetinde görevini ihmal ettiği belirlenen kişiler yargılanması gerekirken, beni mahkemeye verdiler. Ama beni mahkemeye şikayet eden İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, dönemin C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Farik Sarı ve Dink cinayetinden yargılanan polis muhbiri Erhan Tuncel ile o meşhur konuşmayı yapan istihbarat memuru Muhittin Zenit’in yargı önüne çıkma olasılığı büyük. Çünkü Dink cinayetinde görevini ihmal ettiği belirlenen ve yalan ifadeler verdiği ortaya çıkan jandarma personeli yargılanıyor. Jandarma yargılanırken polisin yargı önüne çıkmaması adalet arayanları üzüyor. Türk hukuk sisteminde eleştirilecek bir yön ise katile 20 yıl hapis istenirken devlet görevlilerinin ihmallerini yazdı diye bir gazeteciye 28 yıl hapis isteyebiliyorlar. Ama bu mücadele bana 2009 yılı Basın Özgürlüğü ödülü getirdi. Ödül töreninde şunu söylemiştim: “1909 yılından beri toplam 61 gazeteci öldürüldü. Bu cinayetlerin 23’ü 1909-1990 arasında işlendi. 38 gazeteci ise son 17 yıl içinde yani 1990 ile 2007 yılları arasında öldürüldü. Bu tablo, elinde büyük bir güç ile baskı oluşturmak için her imkanı bulunan iktidar sahiplerine şunu anlatmalı: Türkiye’de gazeteciler, gerçeklerin ortaya çıkması için yalnız hapis cezası değil, Abdi İpekçi gibi Uğur Mumcu gibi hayatları pahasına bedel ödeyerek görev yapmaya devam edeceklerdir.” Hala aynı şeyi daha kuvvetli şekilde düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu davanın ileride Türkiye’nin çok ama çok başını ağrıtacağını düşünüyorum. Dink ailesi haklı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu ve daha da vuracak. Türkiye öncelikle Hrant Dink’in hayatını korumadığı için, sonra cinayet sırasında sağlıklı bir soruşturma yapmadığı için ve son olarak da adil yargılama yapmadığı gerekçesiyle Avrupa nezdinde çok zor durumda kalacak. Bu davanın sonucu hem AB hem de ABD’deki sözde soykırım tezini savunanların elini inanılmaz güçlendirecek. Dolu bardağı taşıran son damla olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ülke düşünün ki, Dink cinayetinde ihmali olduğu belirlenen dönemin Trabzon Emniyet Müdürü ve şu anda İstihbarat Dairesi Başkanı’nı görevde tutuyor. Dönemin Ankara’da İstihbarat C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer’ i önce İstanbul İstihbarat Şube Müdürü şimdi de İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı yapacak. Ve bu kişilerden de Dink cinayetini aydınlatmasını bekleyecek. Bu durum Türkiye’ye uygun bir tablo mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine güncel bir kitap yayımladınız. “Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat” kitabınız hemen çok satan listelerine girmiş bile. Bu kitap da sonra başınıza neler açabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen ve grubuna bağlı kişilerin bürokraside, özellikle poliste, siyasette ve başka alanlardaki etkisinin korkutucu gücü artık köşe yazılarına konu oluyor. Benim yazdığım kitap tamamen “Ergenekon” adıyla bilinen davanın 700 klasörü bulan ekleri arasında yer alan belgelerden oluşmuştur. Biliyorsunuz Ergenekon iddianameleri kadar ekleri de basın için ilginç haberlere kaynaklık ediyor. Birçok gazeteci bu eklerden yararlanıyor, ben de böyle bir şey yapmayı tercih ettim. Onlar da belge bilgi aktardı, ben de aynısını yaptım. Ama o raporlara taraf olmadan, gazeteci objektifliğinde bunları okura sundum. Bunun yararı şu: Bildiğiniz gibi Fethullah Gülen Cemaati hakkındaki en büyük eleştiri şeffaf olmayışları. Yerel ve global olarak amaçlarını anlatış biçimi ise propagandayı geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen Cemaati’ne bağlı olanlar kimlerdir diye sorsanız karşınıza yalnız Fethullah Gülen çıkıyor. Yani cemaatin içinde olduğu bilinen, Fethullah Gülen’le görüşenler bile, yalnızca “Ben onun dostuyum” diyor. Gülen’in kendisi ise cemaat olmadıklarını, yalnız tavsiyelerini dinleyen kişilerin gönüllü olarak “hakkın rızası için” yaptıkları faaliyetlerden söz ediyor. Destekçilerini ise “Fethullah Gülen Hareketi ya da Gönüllüler Hareketi” adı altında sivil toplum hareketi olarak adlandırıyorlar. Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce bir söyleşisinde destekçilerinin sayısını 5-6 milyon kişi olarak beyan etmişti. Cemaat hakkında çok şey bilen Polis Akademisi öğretim üyesi Doç. Dr Önder Aytaç Taraf gazetesinde, AKP’ye son seçimde verilen oyların yüzde 11’inin Fethullah Gülen grubundan gittiğini yazdı. Şimdi siyasette, bürokraside, yargıda, ekonomide, eğitimde, sağlıkta ve medyada bu kadar ağırlık kazanan bir hareketten beklenen tek şey şeffaflıktır. Yani tüm potansiyelinizle Türkiye’deki siyasette ve toplumsal hayatta etkiniz varsa ve kendinizi sivil toplum hareketi olarak tarif ediyorsanız, o zaman şeffaf biçimde örgütlenmenizi, finans kaynaklarınızı, harcamalarınızı, tüzüğünüzü kamuya açmak zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen’in son dönemdeki yakınmalarından birisi “Yabancılar bizi anlarken, birileri (yurtiçindekiler) hala anlamıyor” şeklinde basına yansıdı. Gülen hareketi, global gelişmelerle İslam dinini birleştiren bir hoşgörü hareketi olarak değerlendiriliyor. Bence dini siyasete alet eden parti üyeleri ve yandaşları dışında, Türkiye’deki yaygın dini anlayış, dünyadaki gelişmelere kendisini kapatmış bir durumda değildi. Dolayısıyla siyasi olarak “merkezde” bulunan insanlar hem dünyayı takip eder hem de dininin gereklerini yerine getirir. Ama Fethullah Gülen ve çevresi hakkında görüş açıklayan bazı yabancılar, Türkiye toplumu hakkında çok bilgili olmadığı için, Fethullah Gülen’in yaklaşımlarının “çok orijinal” olduğunu sanıyor, İslami radikalleşmeden uzaklaştıran din alimi sanıyor. Türkiye’deki dini anlayış hiçbir zaman radikalleşmeden yana olmadı. Eğer onun dedikleri, yaklaşımları çok evrenselse, sözleri, insanların Allah adına birbirini boğazladığı ülkelerde geçerli olurdu. Ama o ülkelerde ne Fethullah Gülen ne de hareketinin etkisinden söz edemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen’in Ergenekon’la olan ilişkisinin en çarpıcı yanı nedir sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı Ergenekon sanıkları GATA’ya gittiğinde yaptığı “Bu işte bir Gatakulli var” şeklindeki açıklamasıdır. Bu açıklaması sırasında Ergenekon davasına taraf olduğunu gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon davası sonucunda suçlu bulunanlar elbette cezasını alacaktır. Ama bir soru aklıma takılıyor: Gülen ve yakın dostları tüm sözlerinde “kul hakkından” söz ediyor. Taraf oldukları bu davada ya hukuki hatalar yapılmışsa, ya Kuddusi Okkır’ın ölümüne giden süreçte adli ya da tıbbi bir hata yapılmışsa, yargılama sonunda suçu olmadığı ortaya çıkarsa. Yalnız Okkır değil, diğer sanıklardan da beraat eden olursa, o insanların hakları kendisine geçmiş olmaz mı? Çocuklarından ayrı geçirdikleri süre bile o insanların hakkı olarak bu işte taraf olanların üzerinde olmayacak mı? Bir tarlanın toprağı diğer tarlaya geçmesin diye ayaklarını silkeleyen bir söyleme sahip hareket için bunlar önemli değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünün, Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Dursun Çiçek isimli Deniz Albay’ının imzasını taşıdığı söylenen evrakın, ıslak imzalı örneğinin Ergenekon savcılarının elinde olduğunu iddia etmişti. Bu evrakın askerler tarafından hazırlandığına herkesi ikna etmek için böyle gerçekdışı bir iddiayı sahiplenmişti. Biz de hakikaten var diye merakla beklemiştik. Şimdi evrakın fotokopi olduğu ortaya çıktı. Hatta o evrak üzerine Gülen bile açıklama yaptı. Şimdi ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuncay Güney Hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok ilginç bir adam değil mi? Bu adamın nasıl bir adam olduğunu ne zaman öğreneceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen konuşmalarında içlerine ajan olarak sokulmuş kişilerden söz eder. Bana göre de Tuncay Güney birileri adına hareket etti. Tuncay Güney, Gülen cemaati içindeyken yine cemaat sayesinde Veli Küçük ile tanışıp ilişki geliştiriyor. Bunu ifadelerinde okuyabiliyorsunuz. Veli Küçük gibi birisi Tuncay Güney gibi birisine neden güvenip yakınına yaklaştırdı bilmiyorum. Güney kimlerin referansına sahipti de Küçük’e güven verdi. Sonra da Güney her şeyi açıkladı. Küçük, polis ifadesinde “Devletimin bana komplo kuracağını düşünmemiştim” dedi. Her şey bu cümlede gizli gibi geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuncay Güney, polisteki ifadesinde Fethullah Gülen hakkında bazı açıklamalar yapıyor. Tuncay Güney’in en önemli ifadesi neydi sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ergenekon hahamı” olarak adlandırılan Tuncay Güney’in “Fethullah Gülen de bir zamanlar Ergenokon’daydı, ama boynuz kulağı geçer misali daha sonra Fethullahçılar Ergenekon’u biliyor” şeklindeki ifadesi beni etkiledi. Bu sözler Ergenekon ekleri arasındaki belgelerde yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Fethullah Gülen’in 2004 yılında yaptığı açıklamaların sonuçları çok ilginç. 2004 yılında Hrant Dink cinayeti de işlendi. Bu cinayet ve diğer saldırılar Ergenekon iddianamesinde yer aldı. Fethullah Gülen’in haklı çıkmasına ne diyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazlı Ilıcak da yazdı, Hürriyet’ten Ahmet Hakan ile görüşen hükümetin etkili bir bakanı da söyledi, “Fethullah Gülen istihbarata meraklıdır” diye. Bazı gazeteciler de yazdı söyledi, İstihbarat içinde cemaate yakın çok sayıda kişi var. Bir gazeteci de bazı bilgiler önden kendisine ulaştırılıyor diye açıklama yapmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen için dershanelerin çok önemli bir yeri var. Fethullah Gülen’in eğitime bu kadar önem vermesine ne diyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ağaç yaşken eğilir” sözünün önemini çok iyi bildiğinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen’in Amerika’da bu kadar sıkı korunmasını neye bağlıyorsunuz? Yeşil Kuşak size tam olarak neyi anımsatıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta gazeteci Mustafa Balbay’ın günlüklerinde yer alan MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un “Fethullah Gülen, ABD’nin Yeşil Kuşak projesinin parçasıydı” sözünü çok önemsiyorum. Eğer o söz doğruysa Gülen’in yaşamak için ABD’yi seçmesinde şaşılacak bir şey yok. Bildiğiniz gibi ABD’de kalmak için gerekli Yeşil Kart’ı alırken de CIA’de çalışmış iki kişinin referans mektuplarını mahkemeye sunmuştu. Bu kişilerden birisi ise 1995 yılında Gülen’in “Kendisini tanımıyorum” dediği CIA Türkiye Masası şeflerinden Graham Fuller’di. Ben Fethullah Gülen Hareketi ya da Gönüllüler Hareketi’ne himmette bulunan birisi olsam bu ilişkiyi merak ederdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstat Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış, mutlaka yıkılmıştır" tezine katılıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef dini iktidarlar günümüzde başka tür iktidarlar yaratıyor. Demokrasiyi kendi anlayışlarında yorumlayan, karşıt olarak algıladığı herkesi susturana, kendilerine itaat edene kadar mücadele eden iktidarları. Özgürlüğü içinde hissetmiş kişiyi o biat noktasına getiremezsiniz ama çok büyük zararlar verebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak haber mi önemli yoksa haberci mi? Türkiye'de soruşturmacı gazeteciler denildiğinde aklınıza kimler geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette iki Uğur’u, yani Uğur Mumcu ile Uğur Dündar’ın soruşturmacı gazetecilik adına yaptıkları işleri tarih yazıyor ve yazacaktır. Haluk Şahin hem teorik hem de pratikte bu alanda en önemli isimlerden birisi. Şahin’in deyimiyle “güç odaklarının bilinmesini istemediği gerçekleri halkın bilgisine sunan gazetecilik” faaliyeti soruşturmacı gazeteciliktir. Bugünün güç odaklarına rağmen gazetecilik yapan herkes bu sıfatı alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gücü elinde tutanlarla işbirliği içinde hiçbir gücü olmayanlara karşı gazetecilik yapan köşe yazarı ve gazeteci ise bol miktarda mevcut. Bundan 8-9 yıl önce de böyle büyük marka olmuş gazeteciler vardı. Ama şimdi çok ama çok farklı konumdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.medyatava.net/haber.asp?id=56218"&gt;SAYIM ÇINAR &lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-163677956373913939?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/nedim-sener-bazen-cok-korkuyorum-ama.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SpWbD2hkH1I/AAAAAAAAAZM/3v1f1PJhFoY/s72-c/ergenekon_fgulen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-8252935276839933877</guid><pubDate>Wed, 26 Aug 2009 20:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-26T13:26:43.609-07:00</atom:updated><title>Sarıgül ve Fethullah Gülen Hoca Efendi</title><description>Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Türkiye Değişim Hareketi adı altında bir örgütlenmeyle gündeme oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül’ ün yakın bazı çalışma arkadaşları, 1 Ocak Cuma veya 2 Ocak Cumartesi 2010 günü partiyi kuruyoruz, diye tarih vermeye başladılar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim "Türkiye Değişim Hareketi" Kayseri İl Başkanı İbrahim Hamurcu, düzenlediği basın toplantısında, "Hareketimizin Genel Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül liderliğinde 2010 yılının ilk Cuma günü partimizi kuracağız. Türkiye Değişim Hareketi'nin tek bir hedefi vardır, o da iktidar olmaktır. Bu amaçla 'Yeni Yılda Yeni İktidar' diyerek 2 Ocak 2010 Cuma günü partimizi tüm halkımızla birlikte kuracağız" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye Değişim Hareketi"nin 76 ilde tam olarak örgütlendiğini, birçok ilde parti binalarının alındığını, parti tüzüğü ve programının da tamamlanmak üzere olduğunu belirten Hamurcu, tüzük ve programın kısa bir süre sonra il başkanları toplantısında tartışılacağını ve son şeklini alacağını kaydetti.” Kaynak A.A&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Kayseri İl Başkanı Hamurcu’ ya küçük bir uyarıyla değişimi önce kendisinde uygulamayı önereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşurken tarih verecekse, mutlaka takvime bakmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü takvimde 2010’ nun ilk Cuma günü 1 Ocak 2010’ a geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok küçük bir detay gibi gelebilir ama unutmayın şeytan ayrıntı da yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül, adım, adım Anadolu’ yu gezmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül, şimdiye kadar alışılanın dışında bir örgütlenme yolunu seçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdan yukarıya yapılanma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani önce ilçe ve il teşkilatlarını belirlemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün itibariyle 76’ nın üzerinde il görev başındaymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül, sosyal demokrat kökenli bir siyaset adamıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP ve DSP’ de siyaset yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ la sürekli karşı karşıya gelmiştir.&lt;br /&gt;Baykal’ la yıldızları bir türlü barışmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül, sağcı, solcu, fakir, zengin, Rum, Ermeni, Haham, İmam, kadın, erkek, Kürt, Arap, Gürcü, Alevi, Sünni ve Süryani demeden herkesle yakın diyaloga giren bir tarza sahip siyasetçidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarzı ona Şişli’ de başarının kapılarını açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül’ ün ulusalda yapacağı genel siyasette de bu yolda yürüyeceği yakın çalışma arkadaşlarınca ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül, 2010’ da parti kurarsa bundan en çok DSP ve CHP etkilenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül, “ ilk seçimde iktidarım” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu büyük bir iddiadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta “ İlk seçimde iktidara gelemezsem yokum” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidara tek başına da gelinir veya koalisyonla da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koalisyon için önce ülke yüzde on barajını aşmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakarsınız ülke barajı da iner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül’ ün yakın çalışma arkadaşları arasında olan bazı eski milletvekilleri, Ankara kulislerinde; “ Başkan, Fethullah Hoca Efendi’ nin desteğini aldı” diye fısıltı yaymaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kulis iddialarını ve Sarıgül hareketinin ne olup olmadığını daha iyi anlamak için bazı sorularla konuyu açmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu konu veya iddia diyelim Sarıgül’ e artı mı getirir, eksi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Gerçekten Sarıgül, Hoca Efendi’ nin desteğini aldı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Böyle bir durum yok da başkaları Sarıgül’ ü sıkıntıya sokmak için böyle bir fısıltı yaymaktadır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hoca Efendi’ nin AK Parti’ ye olan desteği bitti de sıra Sarıgül’e mi geldi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sarıgül, Hoca Efendi’ yle ne zaman nerede ve nasıl görüştü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İkili görüşme olmadıysa; aracılar kimler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Siyaset, tarikat veya cemaat ilişkileri ne durumda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Sarıgül, sol bir parti mi, yoksa Özal gibi oynak merkez bir parti mi kuracak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Sarıgül’ ün ABD’ ye, İsrail’ e , Siyonizm’e, Emperyalizme, AB’ ye bakış açıları nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Partiyi kurmadan ABD’ ye gidecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ekonomide karma ekonomiden yana mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Serbest Pazar ekonomisi için ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Parti kurucuları arasında cemaat veya tarikat mensupları olacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Değişimden devletin yapısı da nasibini alacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Seçim ve siyasi partiler kanunlarında ne gibi değişiklikler yapacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Örneğin, yeniden dar bölge tercih sistemini geri getirecek midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Milletvekili adaylarını nasıl belirleyecektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Parti büyük kongresinde yöneticileri seçerken GİK veya PM üyelerini çarşaf listeye fırsat verecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ve en önemlisi vatandaşın değişmez kaderi iş ve aş derdine nasıl çare bulacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Devletin borçlarını nasıl ödeyecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İMF ve Dünya Bankası’ ndan borç alacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Denk bütçe yapacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Sosyal adalet programı var mı, varsa içinde neler var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Dağdaki PKK:lilar ve Bebek Katili Öcalan ve Kürt Açılımı konularında; Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ gibi mi düşünmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*DTP ile görüşmeyi düşünmekte midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Eski Anap’ lı, DYP’ li yani merkez sağda siyaset yapan Ertuğrul Yalçınbayır, İbrahim Çebi, Feridun Pehlivan ve Dr. Mahmut Koçak gibi isimler kurucu oluyorlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yolsuzlukla mücadele paketi var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Başbakan Erdoğan’a “ Gemiciklerin” ve Deniz Feneri Olayı’ nın hesabı sorulacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruları çoğaltmak mümkün ama şimdilik bu kadar yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruların cevaplarını elbette bizzat Sarıgül, verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir parti kurarak ülkeyi yönetmeye talip olduğuna göre bu tür sorular hep karşısına çıkacak o, da yılmadan cevaplayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olması gereken de bu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasilerde sağlıklı eleştiri ve demokratik tartışma yapılması siyasetteki seviyeyi yükseltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Sarıgül, hareketinin adını değişim koyduğuna göre, neleri değiştireceğini de şimdiden açıklamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül’ e başarılar dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde demokratik yeni alternatifler, bizi daima mutlu eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Hoca Efendi, konusuna gelince, bu konuda bir soru ile son noktayı koymak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0, bir fenomen değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül ve Hoca Efendi, hakkında kimin ne deyip ne demediği beni hiç ilgilendirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, kulisleri ve iddiaları köşemde kamuoyuyla paylaşarak demokrasimize hizmet etmeye çalışıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Anadolu’ nun dört bir tarafından bana gelen haberlere göre Sarıgül’’ ün rüzgârı bir hayli iyi esiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu gün için,., yarını bilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevfik Diker&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19-20.Dönem Milletvekili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.haberanaliz.net/detay.asp?hid=48827"&gt;Haberanaliz&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-8252935276839933877?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/sargul-ve-fethullah-gulen-hoca-efendi.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-9095151859087913593</guid><pubDate>Wed, 26 Aug 2009 20:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-26T13:20:05.557-07:00</atom:updated><title>dtp'lilerden Fethullah Gülen Açılımı</title><description>Demokratik açılım çerçevesinde atılan karşılıklı adımlara bir yenisi daha ekleniyor. PKK'nın ele başısı Abdullah Öcalan'ın Fethullah Gülen'le ilgili çıkışı gündem olmuştu. Oysa asıl adımı DTP atıyor. DTP 10 yıldır ABD'de olan Gülen'e 28 Şubat döneminde yapılan baskı ve operasyonların perde arkasının araştırılması için çalışma başlatacağı iddiası var. Demokratik Toplum Partisi (DTP) Gülen'in Türkiye'yi terk etme süreci TBMM çatısı altında sorulacak, hatta araştırma önergesi bile verilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terör örgütü PKK'nın İmralı Cezaevi'nden tutuklu bulunan lideri Abdullah Öcalan geçtiğimiz günlerde avukatları aracılığı ile yaptığı açıklamada, “Ben Fethullah Hoca'yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan'da okulları cemaatleri var, örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öcalan'ın bu çıkışı, çözüme kavuşturulmak için devletin tüm kademeleri ile harekete geçtiği demokratik açılım çerçevesine destek olacak bir çıkış olarak değerlendirilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı bugünkü yazısında DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ile bundan üç ay önce aralarında geçen çok ilginç bir diyalogu aktardı. “Barış ve özgürlük için ittifak zamanıdır...” başlıklı yazısında Gülen grubu ile Kürtler arasında gerçekleşecek bir ittifakın, sürecin çözümle sonuçlanmasında çok etkili olacağına dikkat çeken Kütahyalı, “Bundan üç ay evvel Hasip Kaplan, bana Fethullah Gülen'e bu ülkenin dar edilme sürecini Meclis gündemine getirebileceğini belirtmişti...” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütahyalı'nın yazısından sonra yaptığımız araştırmada DTP'nin, Meclis çalışmalarına başlandıktan sonra Gülen konusunda harekete geçeceği iddialarını araştırdık. Ankara kulislerinde de yeni yeni konuşulmaya başlayan bu sürpriz çıkışın ayrıntılarında ilginç iddialar var. Buna göre Hasip Kaplan'ın öncülüğünde yapılacak bu hamleyle DTP, “Bilgi Edinme Yasası” çerçevesinde, öncelikle Gülen'e yapılan operasyonun perde arkasını soracak. Öncelikli olarak ise; 28 Şubat döneminde Fethullah Gülen'e karşı düzenlenen operasyonların emrini hangi kurumun verdiği, televizyonlarda yayınlanan ve Gülen'in berat ettiği davalarda da belge olarak kullanılan kasetlerin montajını kimlerin yaptığının ortaya çıkarılması konularının araştırılması istenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;a href="http://www.haberaktuel.com/dtplilerden-fethullah-gulen-acilimi-haberi-217889.html"&gt;Haber Aktüel&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-9095151859087913593?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/dtplilerden-fethullah-gulen-aclm.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-4771405430649448581</guid><pubDate>Wed, 26 Aug 2009 20:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-26T13:07:42.722-07:00</atom:updated><title>Fethullah Gülen pkk'yı Böldü</title><description>Terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın Fethullah Gülen’le ilgili olumlu sözleri, örgütün 2 numaralı ismi Murat Karayılan’ın sözleriyle çelişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet Gazetesi'nden Sefa KAPLAN'ın haberine göre Karayılan, Gülen cemaatini geleceğe yönelik bir risk olarak nitelemişti. Öcalan ise “Fethullah Hoca’yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FETHULLAH Gülen cemaatine yakınlığıyla tanınan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Abant Toplantıları’nın 18’incisini Erbil’de düzenlemesi, kimi Kürt çevrelerinde memnuniyet ama özellikle terör örgütü PKK’da rahatsızlık yaratmıştı. Zaten PKK tehditleri yüzünden Diyarbakır’da düzenlenmek istenen toplantı da ertelenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK’yı rahatsız eden bir başka husus ise Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen isimlerin bölgeye yönelik olarak yaptığı maddi yardımlardı. ‘Gönül Seferberliği’ adı altında düzenlenen bu yardımlar vasıtasıyla bölgedeki yoksul insanlara ulaşılıyor ve böylece gönüller kazanılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, cemaate yakın işadamları tarafından Kuzey Irak’ta açılan okullar da PKK cephesinde hoş karşılanmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler laik güç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlardan duyulan rahatsızlık ise Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal’in Mayıs ayında PKK’nın ikinci ismi Murat Karayılan’la yaptığı söyleşiye yansımıştı. Hasan Cemal, Karayılan’a, PKK’nın Gülen Cemaati ile ilişkilerini, cemaatin Güneydoğu`daki faaliyetlerini sorduğunda şu cevabı almıştı: “Bize karşı son üç dört yıldır neden saldırganlaştılar? Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika’dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika... ‘Biz de PKK’ya karşıyız biz de devletçiyiz!’ diyerek devlete yerleşiyorlar. Belki bugün değil ama geleceğe dönük olarak risktir bunlar... Güneydoğu’ya gelince... Güneydoğu’da varlar ama yoğun değiller. AKP içinden geliyorlar. Poliste, öğretmende yaygınlar. Dine sıcak bakan kesimlerde yaygınlar. Kürtler bölgede ‘laik’ bir güç... Bu yüzden Talabani’nin KYP’sine, Barzani’nin KDP’sine ve PKK’ya dönük bölgesel alternatif, İslamcı akımlardır. Eğer bu noktaya dikkat edilmezse, yarın Türkiye’nin güneyinde İran’a dayanan radikal bir Şii kuşağı neden gelişmesin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşımlar olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söyleşinin yayımlanmasından sonra, cemaate yakın yayın organlarında, bu açıklamaların Ergenekon planlarının bir parçası olduğu iddia edildi, Fethullah Gülen’in terörün hedefinde olduğuna dair haberlerle de bu iddia desteklendi. Ancak, PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama, örgütte Fethullah Gülen konusunda fikir ayrılığı yaşandığını koyuyordu ortaya. Çünkü, Öcalan Fethullah Gülen için şunları söylüyordu: “Fethullah Hoca’yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan’da okulları, cemaatleri var, örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;a href="http://www.haber1.com/haberdetay.asp?Newsid=111079&amp;amp;Categoryid=6"&gt;Haber1&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-4771405430649448581?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/fethullah-gulen-pkky-boldu.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-4545665233006067034</guid><pubDate>Wed, 26 Aug 2009 19:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-26T12:33:16.027-07:00</atom:updated><title>Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat</title><description>ERGENEKON davasının savcı iddianamelerini okumadım. Benim işim değil. Ama bu metinler içinde yer alan belgelerin başta rahmetli Türkan Saylan olmak üzere, dava ile doğrudan ilgisi olmayan insanlar aleyhine basında nasıl kullanıldığını herkes gibi ben de biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta sancaktar Vakit Gazetesi olmak üzere İslamcı, iktidarcı, AKP'ci medya olmak üzere nasıl kullanıldığını gördük, görüyoruz. Ama Fethullah Gülen ve cemaatinin Ergenekon iddianamesinde ve belgelerinde adının geçip geçmediğini kimse merak etmedi. Merak etmedi diyorum, belki de edemedi, çünkü basına yansımadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞENER'İN KİTABI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Milliyet Gazetesi muhabiri Nedim Şener'in "Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat" (Güncel Yayıncılık) adlı kitap çalışması bu merakımı sonuna kadar giderdi. Nedim Şener kitabına yazdığı önsözde şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu kitapta yer alan belgelerin böylesi bir ihtiyacı (F.G. hakkındaki kuşkuları gidermek ya da kanıtlamak. Ö.İ.) ne ölçüde karşıladığı tartışılabilir. Ama Fethullah Gülen'in ifade ettiği şekilde, 'cemaatin anlaşılamamasının' temel nedenlerinden birini oluşturduğu da gerçek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında da, cemaat tam anlamıyla şeffaflaşıncaya kadar Ergenekon davası ekleri arasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti güvenlik kurumlarının hazırladığı resmi istihbarat raporları anlam taşımaya devam edecektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nitekim 'gizli bir örgütlenme' düşüncesi yaratan kendi propaganda faaliyetleri dışında, hareket hakkındaki en büyük bilgi yığını da bu raporlarda yer alıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Devlet ve Fethullah Gülen 'anlaşmazlığının' arkasındaki bu raporlar, adeta bir 'külliyat' gibi Ergenekon davasının ekleri arasında karşımıza çıkıyor." (S.10-11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RAPORLAR VARMIŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bir fantezi olarak düşündüğüm şey meğer gerçekmiş; Ergenekon dosyaları arasında devlet birimlerinin hazırladığı raporlar varmış. İlginç! Peki hangi amaçla?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emniyet Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Teftiş Kurulu, MİT, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı gibi devlet kurumlarının Fethullah Gülen ve hareketi hakkında, ilgili makamlara ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sunulmak üzere hazırladığı raporların Ergenekon davası dosyalarında işleri ne? Bu sorunun iki yanıtı var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Fethullah Gülen ve hareketi şüpheli durumdadır, dava süresi içinde sanık durumuna geçecektir. Amaç: Resmi raporlara göre muzır olduğu kabul edilen Fethullah Gülen ve hareketini cezalandırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Tam tersi: Dava süresi içinde, bu raporları hazırlayan kişi ve kurumları yargılayıp cezalandırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir nedeni olabilir mi bu iki nedenin dışında? Savcılık, davanın gidişatına göre bu iki olasılıktan birini kullanacak. Belki de hiçbiri. Kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAVCI DA OKUSUN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Haziran 2009 tarihinde "Bir Polis Meslek Yüksekokulu" başlıklı yazımda, bu okullardaki Fethullahçı örgütlenmeyle ilgili bir elektronik ihbar mektubu yayınlamıştım. Polis Akademisi Başkanlığı'nın cevabını da 7 Haziran günü yayınladım. Daha sonra bir savcılık bana ihbarcının kimliğini sordu. Bilgisayardan sildiğim için kaynağımı açıklamadım. Silmeseydim de zaten açıklamazdım. Bilgime başvuran savcılığın Nedim Şener'in kitabını okumasını hararetle tavsiye ederim. Çok yararlanacaktır! Ama dikkat etsin, Erzincan Başsavcısı gibi başına dert açabilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Özdemir İnce&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-4545665233006067034?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/ergenekon-belgelerinde-fethullah-gulen.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-7229921783700521386</guid><pubDate>Tue, 25 Aug 2009 16:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-25T09:15:44.381-07:00</atom:updated><title>Mustafa Kemal'in Dumlupınar Konuşması</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SpQLEBJW8JI/AAAAAAAAAY0/C6bpJUwQCHU/s1600-h/Dumlupinar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373932419014914194" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 310px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SpQLEBJW8JI/AAAAAAAAAY0/C6bpJUwQCHU/s320/Dumlupinar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mustafa Kemal Atatürk'ün Dumlupınar Anıtı'nın açılışı sırasında yaptığı Dumlupınar Meydan Savaşı ile ilgili konuşması:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Efendiler!..&lt;br /&gt;Tıpkı bugün gibi 1922 yılı Ağustos'unun 3. günü saat ikide, şimdi hep beraber bulunduğumuz bu noktaya gelmiştim. Bu üzerinde bulunduğumuz sırtlarda kahraman Onbirinci Tümenimiz (eliyle işaret ederek) Şu karşıki tepelerde savaşa mecbur edilen düşmanın ana kuvvetine saldırı için yayılarak ilerlemekteydi. Şu gördüğümüz Çalköyü alevler ve dumanlar içinde yanıyordu. Beni buraya kadar getiren nedenin ne olduğunu apaçık anlatmak için anımsadığım bir iki noktayı burada tekrar edeceğim:&lt;br /&gt;29-30 Ağustos gecesi sabaha karşı Batı Cephesi Harekât Şubesi Mü¬dürü Tevfik Bey her zaman olduğu gibi o saate kadar çeşitli karargahlardan ve her yandan gelen raporlara göre harita üzerinde saptadığı ve işaretlediği genel durumu Cephe Komutanı İsmet Paşa'ya göstermiş ve o da "Derhal Paşa'ya göster" emriyle Tevfik Bey'i yanıma göndermişti. Karahisar'da Belediye Dairesi'nde bana ayrılan odada yatmakta idim. Beni uyandıran Tevfik Bey'in gösterdiği haritaya baktım. Hemen yataktan fırladım.&lt;br /&gt;Arkadaşlar, haritada gördüğüm şey şu idi ki; ordularımız düşmanın önemli kuvvetini kuzeyden, güneyden, batıdan kuşatmaya uygun bir durum almış bulunuyorlardı. Bu durumda arzu ettiğimiz ve en olumlu sonucu sağlayacağını umduğumuz durumlar gerçekleşiyordu. Derhal "Fevzi ve İsmet paşaları çağırınız" dedim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kurtuluş Güneşinin Doğduğu Sabah&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Üçümüz de toparlandık. Durumu bir daha inceledik, düşündük ve kesinlikle karar verdik ki; Türk'ün gerçek kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufukta bütün parlaklığıyla doğacaktır. Bu karara göre ordulara yeni emir ve talimat yazıldı (Saat 2.30 evvelde). Fakat durum o kadar önemli, o kadar hız ve şiddet gerektiriyordu ki; bu yazılı emirlerle yetinmek, alınması gereken önlemler bakımından uygun ve yeterli olamazdı. Onun için Fevzi Paşa Hazretlerinden kendisinin Altıntaş ve civarından hareket eden İkinci Ordumuzun ve bunun daha batısında bulunan Süvari Kolordusu'nun yanına giderek amaçladığımız harekâtı düzenlemesini rica ettim. Dördüncü Kolordumuzla hedeflediğimiz düşman büyük kuvvetini güneyden izleyen Birinci Ordu Karargahı'na da ben kendim gidecektim. İsmet Paşa'nın karargahta kalıp genel durumu yönetmesini uygun gördüm. Fevzi Paşa Hazretleri kuzeye hareket ederken ben de otomobille tren yolunu izleyerek batıya hareket ettim. Akçaşehir'de Birinci Ordu Karargahı'na saat dokuzdan önce idi ki ulaşmıştım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Birinci Ordu Karargahı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ordu Komutanı'na bir yandan cephenin yazılı emri aktarılırken ben de kendisine sözlü olarak durumu apaçık anlattım ve Dördüncü Kolordu'nun bütün tümenleriyle hızla ve şiddetle işte bu köyün; Çalköyü'nün batısındaki düşman ana kuvvetini kuşatacak şekilde savaşmak zorunda bırakmasını emrettim ve ekledim ki; düşman ordusu nasıl olursa olsun yok edilecektir. Ordu Komutanı benim yanımda telefonla Kolordu Komutanı Kemaleddin Paşa'yı buldu. Benim oraya geldiğimi ve emrimin ne olduğunu tebliğ etti. Bir süre bu karargahta kaldım. Durmadan gelen çeşitli rütbelerdeki esir subaylarla görüştüm. Bunlardan biri bir kurmay subaydı. Zavallı verdiği bilgiler çerçevesinde istemeyerek Başkomutanlık görevini alan General Trikopis'in ve İkinci Kolordu Komutanı Diyenis'in de bizim çevirmek istediğimiz çemberin içinde bulunduğunu ifade etmiş oldu. Derhal yanımda bulunan Ordu Komutanı'na; "Kemaleddin Paşa'yı bulunuz. Kendisine Trikopis'le birlikte bütün düşman generallerini mutlaka esir etmesini söyleyiniz" dedim. Bu emir hemen arkasından telefonla tebliğ edildi. Zavallı esir subay benim bu emrimi duyar duymaz, ikram ettiğimiz çayı içmeyerek büyük bir baygınlık geçirdi. Daha fazla bu Ordu Karargah'ında kalamazdım. Savaş durumunu gözümle görmek benim için dayanılmaz bir gereklilik oldu. Ordu Komutanı'nı da yanıma alarak Dördüncü Kolordu Komutanı'nın gözcülük için bulunduğu şu yöndeki 'Arpalık civarında' bir tepeye geldik. Çalköyü'nün batısında ve kuzeyinde patlayan topların tarrakalarını işitiyordum. Oradan vaziyeti dürbünle incelemeye uğraşmak bana sıkıntılı geldi. Daha ileriye, ateş yerine gitmek için kesin bir lüzum ve gereklilik hissediyordum. Bu noktayı; şimdi üzerinde bulunduğumuz bu tepeyi gösterdim. "Oraya gitmek lazımdır ve buyurun gidelim" dedim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ateş Hattı'nda&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Otomobillere atladık. Bu tepeye gelen yola girdik. Ara sıra güzergahımızın soluna düşman mermileri düşüyordu. Dördüncü Kolordu'nun tümenleri doğudan batıya güzergahımızı keserek hızlı adımlarla ilerliyorlardı. Biraz önce dediğim gibi saat ikide şuraya çıkmış bulunuyorduk. Düşman kollarını gündüz gözüyle tamamen kuşatmak ve düşmanın inatla savunduğu savaş mevzilerine süngü hücumlarıyla girerek kesin sonucu almak kaçınılmazdı. Bunun için bütün birliklerin son derece özverilerle ilerlemesini ve bütün bataryalarımızın, hatta gizlenme kuralına aldırmaksızın ateş hatlarına girip düşman hatlarını sarsmasını istiyordum. Yanımdaki komutanlar bu bakış açımızı anlar anlamaz derhal ve en asabi bir şekilde faaliyete geçtik. Maateessüf şimdi ismini hatırlayamadığım, yanımda bulunan bir süvari subayına birkaç kelime not ettirerek düşman hatlarını kuzeyden kuşatan İkinci Ordu'ya gönderdim ve sözlü olarak burada benden duyduklarını onlara da söylemesini emrettim. Bu subay, görevini yapmış ve birkaç saat sonra tekrar yanıma gelerek bilgi de vermişti. 11. Tümen'in kahraman Komutanı Derviş Bey kendisi ileri atılarak bütün kuvvetleriyle düşman hattına ilerliyordu. Kolordu Komutanı Kemaleddin Paşa güneyden ve batıdan düşmana saldırdığı diğer tümenlerini yeniden yeniye düzenleyerek ve şiddetlendirerek harekât için emirlerini gönderiyordu. İkinci Ordu'nun On altıncı ve Altmış birinci tümenleri düşmanla ciddi savaşa girişiyorlar, diğer tümenleri de kuşatma dairesini darlaştırıyorlardı. Bunları görüyordum. Süvari Kolordumuzun daha batıdan düşmanın arkasını kesmek üzere olduğunu bana, haber getiren süvari subayı söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Düşman Ne Halde İdi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Arkadaşlar!..&lt;br /&gt;Saatler ilerledikçe gözlerimin önünde gelişen manzara şu idi: Düşman Başkomutanı'nın şu karşıki tepede son gayretiyle çırpındığını görüyor gibiydim. Bütün düşman hatlarında büyük bir heyecan ve helecan vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin, mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü özellik kalmamıştı. Bu ovadan, kuzeyden ve güneyden birbirini tamamlayan avcı harlarımızın batmaya yaklaşan güneşin son ışınları ile parlayan süngüleri, her an daha ileride görülüyordu. Düşman hatlarını kuşatan bir daire üzerinde mevzilenmiş olan bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman siperlerini, içinde barınılmaz bir cehennem durumuna getiriyordu. Güneş mağribe yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda hissediliyordu. Bir an sonra dünyada büyük bir çöküş olacaktı. Beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu çöküş gerekliydi. Karanlıklar içinde bu çöküş meydana gelmeli idi. Gerçekten semanın karardığı bir dakikada Türk'ün süngüleri düşman dolu sırtlara hücum ettiler. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Tümüyle mahvolmuş, perişan bir kılıç artığı kitlesi bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibi baştan ayağa korkan ve titreyen şekilsiz bir kitle; acayip bir karışım durumunda kaçmak için yarık, delik, gedik arıyordu. Artık gecenin koyulaşan karanlığı; sonucu gözle görmek için güneşin tekrar doğudan yükselmesini beklemeyi zorunlu kılıyordu.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Ertesi günü tekrar bu savaş meydanını dolaştığım zaman ordumuzun kazandığı zaferin azameti ve buna karşılık düşman ordusunun içine düşürüldüğü felaketin dehşeti beni çok duygulandırdı. O karşıki sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bütün gizli ve örtülü yerler; terk edilmiş toplarla, otomobillerle ve sınırsız teçhizat ve malzeme ile ve bütün bu bırakılan şeylerin aralarında yığınlar oluşturan ölülerle, toplanıp karargahımıza götürülmekte olan sürü sürü esir kafileleriyle gerçekten bir mahşeri andırıyordu. Bu dar ateş ve saldırı çemberinden bugün için kurtulabilenler, birkaç bin kişilik kılıç artığından ibaretti. Fakat onlar da daha büyük Türk çemberi içinden çıkmaya muvaffak olamayarak başlarında Başkomutanları bulunduğu halde beyaz bayrak çekmeye mecbur olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir Buluşma ve Bir Karar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Ağustos'un 31. gününü izleyen öğlende idi ki; yine bu Çalköyü’nde yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki durumu inceledik. Kazandığımız meydan savaşının bütün seferi sona erdirecek bir azamet ve önemde olduğunda birleştik. Şimdi Bursa yönünde çekilen kuvvetlerini mahvetmekle beraber, bütün aslî ordu ile durmaksızın İzmir'e yürüyecektik.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Bugünden sonra İzmir'de Akdeniz'i, Mudanya'da Marmara'yı görmek için sekiz-dokuz günlük bir zaman yeterli gelmişti. Fakat hatırlatmalıyım ki; bugüne, bu üzerinde durduğumuz tepeye, yanık Çalköyü'ne gelebilmek için sadece Sakarya'dan itibaren sarf ettiğimiz zaman, tam bir yıldır. Fakat bu kutladığımız zaferi kazanabilmek için bir seneyi çok bulmazsınız sanırım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Savaş Orduların Çarpışması Demek Değildir...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Çünkü efendiler, harp, muharebe, nihayet meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi milletlerin bütün varlıkları ile; bilim ve teknik alanındaki düzeyleriyle, ahlaklarıyla, hırslarıyla; kısacası bütün maddî ve manevî kudret ve faziletleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştığı bir sınav sahasıdır. Bu sahada çarpışan milletlerin gerçek kuvvet ve değerleri ölçülür. Sonuç sadece gerçekleşme düzeyinde vardır. Bu nedenle meydan savaşında yenilen millet ve memleket, maddî ve manevî varlığıyla yenilmiş sayılır. Böyle bir sonun ne kadar feci olabileceğini tahmin edersiniz. Perişanlık ve yok olma sadece savaş alanında bulunan orduyla sınırlı kalmaz. Asıl, ordunun mensubu olduğu millet feci sonuçlara uğrar. Tarih, başlarındaki hükümdarların, ihtiras sahibi politikacıların, birtakım hayali emellerin aracı konumuna düşen işgalci orduların, işgalci milletlerin uğradığı bu tür feci sonlarla doludur.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Türk vatanını fethetmek fikrini, Türk'ü esir etmek hayalini genel bir vicdanî fikir durumuna koymaya çalışanların da, layık oldukları sondan kurtulamamış olduklarını gözlerimizle gördük.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Kendilerine bir milletin kaderi emanet edilen adamlar, milletin kudret ve kuvvetini sadece ve ancak yine milletin gerçek ve elde edilebilir yararları yolunda kullanmakla yükümlü olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki; bir memleketi yönetim altına almak ve işgal etmek, o memleketlerin sahiplerine egemen olmak için yeterli değildir. Bir milletin ruhu yönetim altına alınmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete egemen olmanın olanağı yoktur. Halbuki yüzyılların çocuğu olan bu millî ruha, güçlü ve sürekli bir millî iradeye hiç bir güç direnemez. Mahkum olmak istemeyen bir milleti esareti altında tutmayı becerebilecek kadar güçlü işgalciler, artık bu dünya yüzünde kalmamıştır. Türk milleti son mücadeleleriyle, özellikle burada kazandığı zaferle ortaya koyduğu kararlılık ve irade ile bilinen bu öyküleri bir defa daha tarihin bağrına çelik kalemle kazımış bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tarihimizin En Önemli Dönüm Noktası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son evresi olan 30 Ağustos Savaşı Türk tarihinin en önemli bir dönüm noktasını oluşturur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer o kadar kesin sonuçludur ki, bütün tarihte; sadece bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni akım vermekte kesin etkili bir başka meydan savaşı daha hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki; yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Ölümsüz yaşamı burada taçlandı. Bu meydanda akan Türk kanları, bu semada dolaşan şehit ruhları, devlet ve Cumhuriyetimizin ölümsüz muhafızlarıdır. Burada esasını belirlediğimiz ve konumlandırdığımız şehit asker anıtı, işte o ruhları; o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil edecektir. Bu anıt Türk vatanına göz dikenlere Türk'ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, hücumunu, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Bu muazzam zaferin çeşitli etkenleri üzerinde en önemlisi ve yücesi Türk milletinin kayıtsız ve şartsız egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün dünyada ne büyük, ne ilim, irfan ve bolluk getiren bir devrim olduğunu açıklamaya gerek görmem. Milletimizin uzun yıllardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların zorbalık ve baskıları altında ne kadar ezildiğini, onların hırslarını tatmin yolunda ne kadar büyük felaketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek milletimizin egemenliğini eline almış olması olayının bütün büyüklük ve önemi, gözlerimizin önünde belirir. Gerçi büyük zaferlerin ertesine kadar İstanbul'da halife ve sultan adı altında bir şahıs ve onun işgal ettiği hilafet ve saltanat unvanıyla bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları, o makam sahiplerini layık olduğu sona gönderdi.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Millî egemenlik öyle bir nurdur ki; onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur. Milletlerin esaretleri üzerine kurulmuş kurumlar her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar. Avrupa'nın ortasından ta doğunun diğer ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak Osmanlı İmparatorluğu'nun hak ettiği kaderi daha güzel anlayabiliriz.&lt;br /&gt;Arkadaşlar!..&lt;br /&gt;Saraylarının içinde Türk'ten başka unsurlara dayanarak düşmanlarla birlik olarak, Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından kovulması, düşmanların denizlere dökülmesinden daha kurtuluşçu bir harekettir. Türk milletinin mübarek ecdad emaneti olan bu topraklarda tam anlamıyla efendi olarak yaşaması ancak o gereksiz ve manasız olmaktan başka, varlıkları tartışmasız zarar ve felaket olan makamların bir kenara bırakılmasıyla mümkün olabilirdi.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Onlar yüzünden Türk vatanının ve Türk milletinin geçirdiği kederleri, elemleri hissetmemiş bir ferdimiz yoktur. Bu kadar yaslar ve felaketler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki; vatanı yeniden yapmak ve orada mesut ve özgür yaşayabilmek için nasıl olursa olsun egemenliğine sahip kalmak ve cumhuriyet bayrağı altında bütün evlatlarını toplu ve dikkatli bulundurmak gerektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Vatanın İstedikleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Yüzyıllardan beri inleyerek feryat eden, fakat despotların, gafillerin, cahillerin meydana getirdikleri engellerle canhıraş sesini milletin kulağına işittiremeyen vatan bugün diyor ki: Bütün can kulağınızı, harap olmuş bağrında en derin acılar duymuş validenizin samimi sözlerine sürekli açık bulundurunuz!..&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Asya'da, Avrupa'da, Afrika'da hükümran olmak kudret ve yeteneğini göstermiş olan atalarımız; zamanında bu haykırışı duymaktan yasaklanmamış olsalardı Türk toplumunun, Türk ülküsünün, Türk çıkarlarının bol, gür ve korunmuş olacağı anavatanı, bugünkü harap şekliyle mi miras alırdık?&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Artık vatan imar istiyor. Zenginlik ve refah istiyor. İlim ve bilgi, yüksek uygarlık, özgür fikir ve özgür düşünce istiyor. Şeref, namus, bağımsızlık; gerçek ve artık vatanın bu isteklerini tamamen ve hızla yerine getirmek için, esaslı ve ciddi bir şekilde çalışmayı emreder.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Yüzyıllardan beri Türkiye'yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir. Fakat sadece bir şeyi düşünmemişlerdir. Türkiye'yi! Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları, ancak bir şekilde giderebiliriz. O da artık Türkiye'de, Türkiye'den başka bir şeyi düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü güven, kurtuluş ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hedeflerimiz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Bizim milletimiz vatanı için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır. Bunu kanıtladı. Milletimiz, yaptığı devrimlerin kıskanç savunucularıdır da... Benliğinde bu erdemlerin yer ettiği bir milleti yürümekte olduğu doğru yoldan hiç bir kuvvet alıkoyamaz.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Milletimizin egemenliği eline aldığı günü bilmeyen kalmamıştır. En karanlık felaketlerin, en derin uçurumun kenarında bulunuyordu. Maddî kuvveti yıprattırılmış, savunma araçları gasp edilmiş, morali, kutsalları saldırıya uğramış, elim bir vaziyette bulunuyordu. Tüm bunlara rağmen varlığını ve bağımsızlığını kurtarmaya karar verdi. Bu kararında başarılı olabilmek için tüm milletin kendine bir hedef ve hareket belirlemesi gerekiyordu. Tüm milletin o hedef üzerinde ne olursa olsun başarılı olmayı amaç ve arzu etmesi gerekiyordu. Milletin tüm varlığıyla, tüm özverisiyle, tüm imanıyla hedefe birlikte yürümesi ve ne olursa olsun başarılı olması gerekliydi.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;O hedef burasıydı. Arzu ve amaç edinilen başarılar burada kazanılan zafer idi.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Milletimiz bundan sonraki çalışmalarında da başarılı olabilmek için millî hedefini tüm belirginlik ve kesinlikle bütün vatandaşların gözünde ve vicdanında tüm parlaklığı ile saptamış ve belirlemiş bulunuyor: İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi siz milletin ülküsü olarak tanımlayınız. Fakat bu unvanı verirken dikkat ediniz ki hayalî bir anlama kendimizi kaptırmayalım.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Milletimizin hedefi, milletimizin ülküsü bütün dünyada tam anlamıyla uygar bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki dünyada her kavmin varlığı, değeri, hak, özgürlük ve bağımsızlığı sahip olduğu ve yapacağı uygar eserlerle uyumludur. Uygar eser meydana getirmek yeteneğinden yoksun olan kavimler özgürlük ve bağımsızlıklarından yoksun bırakılmaya mahkumdurlar. İnsanlık tarihi baştan başa bu dediğimi doğrulamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Uygarlık Yolu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşam şartıdır. Bu yol üzerinde duraklayanlar ve yahut bu yol üzerinde ileriye değil, geriye bakmak bilmezlik ve gafletinde bulunanlar, genel uygarlığın coşan seli altında boğulmaya mahkumdurlar.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Uygarlık yolunda başarı yeniliklere bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve fen alanında başarılı olmak için yegane olgunlaşma ve gelişme yolu budur.&lt;br /&gt;Yaşama ve geçime egemen olan hükümlerin zaman ile değişimi, gelişmesi ve yenilenmesi zorunludur. Uygarlığın icatları, tekniğin harikaları, dünyayı şekilden şekle soktuğu bir devirde yüzyıllık köhne düşüncelerle geçmişe tapınmakla varlığı korumak mümkün değildir. Uygarlıktan bahsederken şunu da kesinlikle söylemeliyim ki; uygarlığın esası, gelişme ve kuvvetin temeli, aile yaşamındadır. Bu yaşamda kötüleşme muhakkak sosyal, ekonomik ve siyasî beceriksizliğe sebep olur. Aileyi oluşturan kadın ve erkek unsurların doğal hukuklarına sahip olmaları, aile görevlerini yerine getirme becerisine sahip bulunmaları gerekir.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Milletimiz, burada kutladığımız büyük zaferden daha önemli bir zafer peşindedir. Zaferin olgunlaşması milletimizin, ekonomik alandaki başarılarıyla mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki ekonomik bakımdan zayıf bir millet sefalet ve fakirlikten kurtulamaz, kuvvetli bir uygarlığa, refah ve mutluluğa kavuşamaz. Sosyal ve siyasî felâketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin yönetimindeki başarı da ekonomik alanda edindiği bilgiler derecesinde oranlı olur. Hiç bir uygar devlet yoktur ki; ordu ve donanmasından önce, ekonomisini düşünmüş olmasın. Memleketin ve bağımsızlığın savunulması için varlığı gereken bütün kuvvetler ve araçlar, ekonominin genişlemesi ve gelişmesiyle mümkün olabilir.&lt;br /&gt;Milletimizin sahip olduğu kuvvetli karakterini, sarsılmaz iradesini, ateşli milliyetçiliğini; ekonomik başarılardan kaynaklanacak bollukla, layık olduğu derecede pekiştirmek gereklidir. Yüzyılın kavgasında milletimizi başarıya ulaştıracak bir ekonomik yaşam sağlanması, hedeflenen eğitim ve kültür sistemleri her gün daha çok temelleşecek ve elbette başarılı olacaktır.&lt;br /&gt;Efendiler!..&lt;br /&gt;Artık bugün yaşam ve insanlık gerekleri tüm gerçekliğiyle ortaya çıkmıştır. Bunlara aykırı olan söylentiler; ahlak ve imana esas olamaz. Gerçeklik ortaya çıkınca yalan ortadan kalkar. Safsatalar, hurafeler ka¬falardan çıkmalıdır. Her gün yükselmeye ve gelişmeye yetenekli olan milletimizin sosyal ve düşünsel devrim adımlarını kısaltmak isteyen engeller ne olursa olsun, ortadan kaldırılmalıdır.&lt;br /&gt;Arkadaşlar!..&lt;br /&gt;Son sözlerimi özel olarak memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum.&lt;br /&gt;Gençler!..&lt;br /&gt;Cesaretimizi pekiştiren ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitim ve bilgi ile insanlık vasıflarının, vatan sevgisinin, fikir özgürlüğünün en değerli sembolü olacaksınız.&lt;br /&gt;Ey yükselen kuşak!..&lt;br /&gt;Gelecek sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yüceltecek ve sürdürecek sizsiniz.&lt;br /&gt;Arkadaş!..&lt;br /&gt;Bu gazâ ve şahadet diyarını terk ederken şehit askeri hep birlikte hürmet ve saygı ile selamlayalım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Zito Venizelos , Sevr’den İzmir’e kitabının 196 – 209. sayfalarından alınmıştır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-7229921783700521386?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/08/mustafa-kemalin-dumlupnar-konusmas.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SpQLEBJW8JI/AAAAAAAAAY0/C6bpJUwQCHU/s72-c/Dumlupinar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-4406298203382780241</guid><pubDate>Sat, 18 Jul 2009 12:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-18T05:28:59.170-07:00</atom:updated><title>Fethullah'ın Copları Kitabının yazarı Zübeyir Kındıra: Cemaat'in Emniyet'teki Varlığı 30 Yıldır Sürüyor</title><description>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Fethullah Gülen cemaatinin polis teşkilatı içerisinde kadrolaşması hangi dönemde ivme kazandı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülen örgütü, uzun yıllardır Polis Koleji, Polis Akademisi ve Polis Okulları’ndaki öğrencileri Işık Evleri’ne götürüp, buralarda kendi ideolojik eğitimini veriyor. Bu faaliyetler en az 30 yıldır süren faaliyetlerdir. Gülen cemaatinin ilk ve öncelikli faaliyet alanı eğitim kurumlarıdır ve bunların başında da emniyet teşkilatının eğitim kurumlarının gelmekte olduğu artık bilinen bir gerçektir. AKP iktidarı döneminde oluşan atmosferle gizlilik, ketumluk ve inkar politikasını yumuşatan cemaat de artık bu örgütlenmeyi açıkça dile getirmekten çekinmemektedir. Oysa 2000’li yıllara gelinceye kadar cemaat bu tür faaliyetlerde bulunduğunu sürekli yalanlıyordu.&lt;br /&gt;Cemaatin polis eğitim kurumları içindeki bu faaliyetlerine ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın çeşitli tarihlerde defalarca yaptığı inceleme ve soruşturmalar mevcuttur. Devletin arşivleri bu tür iddialar ve bunların araştırmasına ilişkin raporlarla dolu olmasına karşın somut ve sonuç alıcı hiçbir önlem alınamamıştır.&lt;br /&gt;Bunun nedeni cemaatin bu faaliyetlerini soruşturanların bir bölümünün, cemaate olan sempatisi ve bu kişilerin her türlü yöntemi kullanarak bu soruşturmaların akamete uğramasını sağlamalarıdır. Cemaatin yapılanmasına ilişkin tehlikeyi dile getiren baş müfettiş düzeyindeki isimlerin bile cemaatin elemanlarınca baskı, tehdit, dolaylı yıpratma yöntemiyle cezalandırılmış olmaları da; bu konuda somut bir önlem alınmasının önündeki bir başka engel olarak sayılabilir.&lt;br /&gt;Cemaat vehmedilen ve kulaktan kulağa yayılan ‘gizli ve güçlü’ olmak niteliği ile elde ettiği gücü ile adeta bir kartopu gibi sempatizan kazanarak, büyümüştür.&lt;br /&gt;Emniyet içinde ‘kemik’ denilen ve cemaatin bizzat elemanı olarak görülenler ile sadece sempatizanı olanlar, gücünden çekindiği için cemaate yakın duran ve yarın olası bir konjonktür değişikliğinden cemaatten uzaklaşacak kişilerin varlığı biliniyor. Artık Emniyet birimleri içerisinde cemaatin çok güçlü olduğunu söylemek hiç de yanlış bir yorum olmayacaktır.&lt;br /&gt;Emniyet içinde 30 yıl önce küçük, gizli-saklı, ketum, sessiz gruplar olarak varlığını sürdüren ve uyguladıkları taktiklerle; kendilerini ve kendilerinden olanları teşkilatın en kritik birimlerine yerleştiren cemaat şakirtleri, Polis Akademisi yasasına eklenen bir maddenin açtığı yol ile çığ gibi büyüdüler. Akademiye Polis Koleji’nin yanı sıra üniversite mezunlarının da kayıt yaptırmasına imkan veren bu düzenleme sonrasında polisin kurmay sınıfına imam hatip ve ilahiyat mezunu binlerce öğrenci katıldı. Bu kişilerin mezun olup teşkilatın eğitim kurumları, personel şubeleri, istihbarat, kaçakçılık ve organize şubeleri ve son olarak mali şubelerinde görev almaya başlamasıyla cemaatin kadrolaşması artık maksimum seviyeye ulaştı. Bu tarihten sonra artık sempatizanlar alt kadrolara, asıl kadrolar en üst ve kritik birimlere getirilmeye başlandı. Daha birkaç gün önce yapılan atamalara uzman bir gözle bakıldığında, bunun ne kadar doğru olduğu görülecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Bu kadrolaşma Emniyet’in özellikle hangi birimlerinde mevcut?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle eğitim kurumlarında başlayan cemaat faaliyetleri daha sonra mezun olan yandaşlarının öncelikle personel şubelerini ele geçirmesi sağlandı. Bu kişilerin kontrolünde olan atamalar ile istihbarat, kaçakçılık ve organize suçlar şubeleri ve ardından mali şubelerde yapılanma sağlandı. Ve artık asayiş şubeler, emniyet müdürlüğü makamları, emniyet genel müdürlüğünün hemen tüm birimlerinin cemaat kontrolünde olduğu iddiaları sık sık dile getiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Bugün sürekli önümüze gelen belgelerde polis bağlantısı olduğunu düşünüyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde bunun böyle olduğunu düşünen çok kişi vardır. Emniyet içinde bu kadar etkili olan bir oluşumun, basın ve kamuoyunu etkilemeye dönük bazı belgeleri sızdırması anlaşılabilir bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»İstihbarat servislerinde cemaatin gücü var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisin istihbarat birimlerinde cemaatin gücü olduğuna ilişkin neredeyse kuşku yoktur. İstihbaratın en üst isminin sicilinde bile bu cemaatle ilgili olduğu devletin valisi tarafından bizzat not edilmiş şekilde durmakta. Ancak bu bilinmesine karşın kimileri kamuoyuna mal olmuş belgeyi görmezden, bilmezden gelmektedir. İstihbaratta görev yapan kişilerin kimler olduğuna, kaç yıldır bu birimde görev yaptıklarına ilişkin küçük bir arşiv araştırması bile emniyet istihbaratında cemaatin gücünün ve etkisinin ne olduğunu ortaya koyabilir.&lt;br /&gt;Fethullah Gülen’in istihbarat merakı herkes tarafından artık biliniyor. Emniyet istihbaratının hazırladığı ancak henüz bakana bile göndermediği Gazi olaylarının olacağına ilişkin bir raporu dönemin başbakanına anlatması, bizzat genelkurmayın andıç belgesinin Pensilvanya’dan sızdırıldığına ilişkin manşetler ve daha bir çok örnekler bu istihbarat merakının ve istihbarat gücünün örnekleridir.&lt;br /&gt;Son belge olayında da bu açıkça görüldü. 8 Nisan tarihinde Gülen’in yaptığı açıklamada, haftalar sonra ortaya çıkan ve bugün imza sahte mi gerçek mi, belge gerçek mi sahte mi diye tartışması süren; ‘Gülen ve AKP’yi bitirme planı’ olarak bilenen belgedeki her not açık açık dile getirildi.&lt;br /&gt;Belgenin ortaya çıkmasından günler önce ABD’de bulunan Fethullah Gülen tarafından bilindiğinin net kanıtıdır bu açıklaması. Ya bu belge Türkiye’de daha ele geçirilmeden Gülen’in elindeydi ya da Gülen okuduktan sonra Taraf gazetesine servis edildi. Ve belge aslında şunu söyledi:Artık Işık Evleri tartışılamaz. Artık Işık Evleri ile ilgili herhangi bir olumsuz şey söylenemez. Söyleyen Ergenekoncudur, darbecidir, anti demokrattır, komplocudur. Ayrıca artık, cemaat ile AKP aynı cephenin iki unsurudur. Çünkü komplocular cemaate ve AKP’ye karşıdır. Öyleyse ikisi dost ve ayrılmaz bir bütündür. Yani cemaat iktidardır. Belge bu şekilde bir algı yaratmıştır. Ve sahte mi gerçek mi tartışmaları arasında bu algı topluma yerleştirilmiştir. Ve belge amacına ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Asker ile polis teşkilatı kurumları arasında cemaat dolayımıyla bir gerginlik var mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ordunun kimi zaman bu tarz örgütlenmeleri “temizleme” girişimleri olduğu da söyleniyor…&lt;br /&gt;Bu uzun süre önce başlayan ve halen süren bir durum. TSK, içinde böyle bir cemaatin varlığını ve etkinliğini kabul etmeyecek bir yapıda. Cemaat ise TSK’da var olmadıkça, Türkiye’de gerçek bir iktidar kuramayacağına inanıyor. Aslında temel mücadele de bu noktadan kaynaklanıyor. Özellikle 28 Şubat döneminde cemaatin yapılanmasına ilişkin ciddi bir mücadele yapılmıştır. Ancak, cemaatin gerek maddi yapısı, gerek örgütlenme biçimi, gerekse ABD’de bulunan liderinin bu ülkede sağladığı desteği nedeniyle; TSK’nın yaptığı mücadele yeterli olamamıştır. Mücadele yöntemi ve mücadelede kullanılan güçlerin içinde cemaatin varlığı, TSK’nın bu girişiminin başarısız olmasına yol açmıştır. TSK son dönemde yalnızca Askeri Şur’alarda bir kısım ordudan uzaklaştırma kararlarıyla mücadele düzeyine kadar gerilemek zorunda kalmıştır. Özellikle son Ergenekon operasyonları ve soruşturmaları sonrasında oluşan atmosfer de bu mücadelenin kırılmasına dönük gibi görülüyor. TSK mücadelesini kanunların sınırları dahilinde yapmak zorundadır. Oysa cemaatin bağlı olduğu hiçbir kural yoktur. Dernek statüsünde bile değildir ki, yasal denetim olsun. Hem toplumda her türlü etkinliği gösterecek bir noktada durmaktadır, hem de hiçbir yasal denetime tabi değildir. Örgütlü yapısıyla ve hiçbir yasal çerçeveyle sınırlandırılmamış bir güçtür. Cemaate karşı olanlar ise bireysel mücadele vermek zorundadır. Karşısındaki tek örgütlü güç olan devletin içine sızmıştır, çünkü. Türk Silahlı Kuvvetleri ise cemaatle mücadele edebilecek tek örgüt gibi duruyor. Ama onu da sınırlayan yasalar vardır ve yasalarla bağlı olmayan bir yapı ile yasaların kısıtladığı bir yapının mücadelesi yapılmak zorundadır. Ve son belge olayında görüldüğü gibi; hareketleri yasal sınırlarla kısıtlanamayan yapı avantajlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Gülen cemaatinin hedefi nedir? İslami bir devlet yaratma hedefi mi var yoksa dini de kullanarak iktisadi ve siyasi güç kazanma hedefi mi var?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hedefi daha birkaç gün önce yapılan bir açıklama ile ortaya konuldu. ‘Yolculuğun kendisi de hedeftir’, denildi. Hedef ülkenin burçlarına cemaat bayrağı dikmek ve ‘işte hedefe ulaştık’ demek gibi bir basitlik değil. Gerçi zaman zaman türbanlı kızları devlet kurumlarında ağırlamakla, 23 Nisan’da imam hatiplileri TBMM Başkanlığı koltuğuna oturtmakla, Çankaya’ya türban bayrağını diktik, gibi övünücü sözlerle bu tür aslında ana hedef olmayan tavırlar olsa da asıl hedef daha büktür.&lt;br /&gt;Bu, ülkenin tüm yönetim birimlerinde, ekonomik-ticari alanlarında, yasama, yürütme ve yargının tüm etkin kademelerinde var olmak ve cemaatin anlayış ve ideolojisine uygun yürüyen bir sistem kurulmasıdır.&lt;br /&gt;Zaten bu da büyük ölçüde başarılmış durumda. Bunun adına ne denildiği çok da önemli değildir. Adın değil içeriğin önemli olduğu fark edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Bugünkü Ergenekon davası sürecinde cemaatin rolünü nasıl görüyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon davası sürecinde de sürecin başlangıcında da cemaatin etkisi olduğunu artık herkes söylüyor. Türkiye’deki sistem gereği soruşturmalar savcıların bizzat yürüttüğü bir biçimde işlemez.&lt;br /&gt;Bu fiilen mümkün olamaz zaten. Savcı polisin getirdiği bilgilere göre karar verir ve yine bu bilgilere göre polise talimat verir. Yani polis ‘filan yerde silah olabilir’ türünden bir istihbarat bilgisi verirse, savcı ‘gidip kazın’ der. Burada savcı kazma kürek kendisi kazacak durumda değildir. Baskın yapılan evlerde ne kadar titiz olunacağı, ne kadar ayrıntılı arama yapılacağı, ne kadar üstünkörü davranılacağı yine polisin inisiyatifindedir. Yani savcı talimat verir ama kötü niyetli bir polis isterse gömülü silahı bulamaz, isterse en kritik belgeyi aradığı ofiste masa üstünde bile bulamayabilir. Ya da olmayan bir belge icat edilebilir, herhangi birisinin ofisinde bulunabilir.&lt;br /&gt;Cemaatin bu davaya nasıl baktığı ortada. Bu dava kapsamında yargılanan, soruşturulan kişilerin cemaat düşmanı olduğu, darbe girişimlerinin AKP ve cemaate karşı olduğu inancındadırlar.&lt;br /&gt;Artık bu tür bir inanca sahipken, cemaatin Ergenekon soruşturmasına şu ya da bu şekilde müdahil olmayacağını düşünmek saflık olur.&lt;br /&gt;Hele ki, etkin ve kritik birimlerde kendi şakirtleri varken…&lt;br /&gt;‘En yakınımdaki dostlarım benden uzaklaştı’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Siz bu konuda bir kitap yazdınız ve hakkınızda dava açıldı. Dava nasıl sonuçlandı? Bunun dışında herhangi bir baskı gördünüz mü?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha cemaatin varlığının yeni yeni konuşulmaya başlandığı ancak ne emniyet içinde ne de başka devlet kurumları içinde örgütlenme çabası konuşulmaz iken; Fethullah’ın Copları isimli kitabı yazdım. Bu kitap Türkiye’de bu anlamda yazılmış ilk ve tek kitaptır. Kendi bilgi ve anılarımın aktarılmasının yanı sıra aslında tümüyle devletin resmi belgelerine dayalı bir kitaptır. Kitap, cemaatin örgütlenmesini deşifre etmesiyle bir ilk olmasına karşın örgütlenmenin tümünü göstermek için devletin ciddi bir çalışma ve araştırma yapması gerektiğini göstermekteydi. Çünkü yalnızca bir kitap ile fotoğrafın tümünü göstermek mümkün değildi.&lt;br /&gt;Kitap cemaat mensupları arasında ciddi bir ses getirmesine karşın güç dengeleri, siyasi atmosfer ve yukarıda işaret ettiğimiz bir çok nedenden dolayı; kitapta ismi geçenlerin bırakın soruşturulmasını, adı geçenlerin terfi alıp, daha önemli noktalara gelmesine bile yardımcı oldu. Kitapta isminin yer aldığını referans göstererek, üst makamlara tayin isteyen ve bunu başaranlar olduğunu biliyorum. Kitap neredeyse 10 yaşına gelmesine karşın hala içerdiği ve işaret ettiği bilgiler ile önemli bir kaynak kitap olarak güncelliğini sürdürüyor.&lt;br /&gt;Öte yandan, yıllardır söylediğim bir söz var. ‘Bir kitap yazdım hayatım değişti’ diye. Ama geriye ve sıkıntılara doğru bir değişiklik bu. Bırakın aracımın kundaklanması, tehditler, doğrudan çalıştığım kurumlara baskı yapılmasını; istihbarat çalışmaları ile daha bir iş başvurusu yapmadan önce işverene telkinde bulunmaya kadar uzanan; en yakınımdaki dostlarımın bile benden uzaklaşmasına yol açan bir netice doğurdu, kitap. 60’tan fazla dava ile karşı karşıya kaldım. Bunların, temyiz sınırı altında olduğu için Yargıtay’a götüremediğim bir dava dışında yüzde 99’u lehime sonuçlandı. Cemaat mensuplarının iddia ettiği gibi bu kitaptan hemen hiç para kazanmadım. Benim hayatımı geriye doğru değiştiren bu kitabın yıllar önce söylediği ve yanlış olduğu iddiasıyla onlarca davayla karşı karşıya kaldığı hemen her şey bugün açık açık ortada. O tarihte kitabın inanılmaz gelen ve muhatapları tarafından ret edilen bilgileri, belgeleri, iddiaları bugün cemaat tarafından neredeyse övünerek kabullenilmekte. Bugün yaşanan bir çok olayın perde arkasını, anlaşılmayan bir çok olayı ve bazı olayların arkasında kimlerin olduğuna ilişkin soruların yanıtını Fethullah’ın Copları’nda bulmak mümkün. Fethullah’ın Copları kitabımı okursanız; bugün yaşananları daha iyi anlarsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-4406298203382780241?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/fethullahn-coplar-kitabnn-yazar-zubeyir.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-6414515234819191061</guid><pubDate>Sat, 18 Jul 2009 12:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-18T05:11:45.971-07:00</atom:updated><title>Mustafa Peköz: Gülen ABD'ye, ABD'de Gülen'e Güveniyor</title><description>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Hareketin devlet içerisinde nasıl bir kadrolaşması var? Özellikle polis teşkilatı ve MİT içerisindeki ilişkileri nasıl kuruyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gülen, iktidar mücadelesinde açık bir çatışmadan çok, uzun erimli sistem içerisinde aşamalı bir örgütlenme yaratarak ele geçirmeyi hedefliyor. Bu nedenle hangi biçimde olursa olsun devlete yakın durmayı tercih ediyor. Stratejisinde katı olan Gülen, politikada oldukça esnek davranır. Hedeflerine varmak için güç dengelerini kendi lehine kullanmaya özen gösterir. Devlet içerisine nüfuz ederken, güncel politikanın dışında durduğunu ve hatta devletin kararlarına kesintisizce uyduğunu görüntüsüne özel bir önem vererek, sistem kurumlarının üzerinde kendine bir rol biçer. Böylece sitsem kurumlarında örgütlenmek için çok yönlü taktik planları uygulamaya koymaktadır. Devlet kurumlarındaki örgütlenmeye son derece önem veren Gülen şunları belirtiyor: “Adliyede, Mülkiyede veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim ünitelerde bizim garantilerimizdir. İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin. Hatta bu sistem devam ediyor. Bu sistem içerisinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını bilmemiz lazım. Aşmaları lazım. Bu da meselenin diğer bir yanıdır. Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız. Teknik-taktik yerinde sizin kalbiniz önemli... İster mülkiyede çalışan arkadaşlarımız olsun, ister Adliyede çalışan arkadaşlarımız olsun herkes için söz konusudur bu. Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitme. Erken vuruş diyeceğim çıkışlar yapılırsa, dünya Cezayir’deki gibi başlarını ezer. Zayiata meydan verilmemeli. Bu açıdan ister o daireden ister diğer daireden arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir. İslamcı hareketin devlet içerisinde örgütlenerek iktidarı ele geçirme stratejisinin en iyi uygulayıcılarından Gülen’in AKP hükümetinin üzerinde ciddi bir ağırlık ve etkisi olduğu biliniyor. Erdoğan ile yakın ilişki içerisinde olduğu söylenen Gülen’in bu bakış açısı genel olarak İslami örgütlerin politik yönelimlerini yansıtmaktadır. Yani siyasal sistemi ‘yumuşak’ bir geçişle ele geçirmesi için kapsamlı bir örgütlenme planına sahiptirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;» Yine kitabınızda Gülen hareketinin Türk İslam sentezi ile beslendiğinden bahsetmişsiniz. 12 Eylül darbesi ile Gülen arasında nasıl bir bağ kurabiliriz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gülen hareketinin ideolojik gıdası Türk-İslam sentezidir. Hemen hemen bütün söylemlerinde ‘Türk-İslam’ kimliğinde ‘Türklüğe’ vurgu yapar. Bu özelliğiyle İslam’ın ümmetçilik’ kavramından da uzaklaşır. Hatta kendisini Saidi Nursi geleneğinin devamcısı olarak görmekle birlikte, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç gibi milliyetçi?-İslamcı kesimlere çok daha yakın durmaktadır. Gülen hareketini bir bakıma Türk-İslamcı politikanın yeni versiyonu olarak değerlendirmek mümkündür.&lt;br /&gt;Gülen hareketi, Türk-İslam sentezciliğini Türklerin egemenliğinin bir aracı olarak kullanmaktadır. Dolayısıyla Nursi’nin genel İslamcılık yorumu Gülen’den Osmanlı-Türk sentezine dönüştürülür. Bu nedenle Türk devletinin genel yapısını tereddütsüz destekler. Halkın, devletin üniter birliğini desteklemesi için çok ciddi bir faaliyet yürütmektedir. Gülen’in sürekli vurguladığı asr-ı saadet döneminin, çağımıza uygun bir tarzda düzenleyebilecek olan ‘yeni’ İslam toplumunun ancak Türk-İslam ülküsü tarafından sağlanabileceğini belirtir. Böylece Türk-İslam sentezi, onun görüşlerinin ana halkasını oluşturur.&lt;br /&gt;Türk İslam sentezini Orta Asya’da egemen kılma fethine çıkmış bulunan Gülen, Türk kökenli Orta Asya cumhuriyetlerinde Türk-İslamlığını egemen kılmak için faaliyetlerine özel bir ağırlık veriyor.&lt;br /&gt;Gülen hareketinin ideolojik gıdası haline gelen Türk İslam sentezi, ‘komünizm ve teröre karşı NATO eksenli devlet politikası’ ile tamamen uyumludur. Gülen, komünizme karşı mücadeleyi öncelikli görevleri arasında görür ve bunun için de; ‘Komünizme Karşı Mücadele Dernek’lerinin kuruluş süreci içerisinde yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;» Kitabınızda Gülen hareketinin yurtdışı eğitim faaliyetlerinin MIT ile ilişkili olduğundan bahsetmişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Soruya şuradan başlamak daha doğru olur gibime geliyor. Gülen okullarının stratejik hedefi nedir? Bu okullardan kimler yetiştiriliyor. Gülen cemaati uluslararası içeriği son derece gizli olan bir kısım ilişkiler ağına dayanarak dünyanın en sorunlu ve en geri olan ülkelerinden gelişmiş kapitalist ülkelere kadar hemen her kıtada ve ülkede okullar açtı. Gülen Cemaati dört kıtasında 60’tan fazla ülkede çok kapsamlı bir eğitim faaliyeti örgütlemiş durumda. Bu okullar ağırlıklı olarak dünyanın stratejik merkezi durumunda olan Asya-Avrasya, Ortadoğu ve Avrupa-Balkanlar, hatta Afrika ve Amerika kıtasında açılmış olması da okulların hangi politikalara hizmet ettiğini de ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;İslami bir cemaatin uluslararası alanda bu düzeyde yaygınlaşması, onun politik perspektifleriyle doğrudan bağlantılıdır. Şeriat için cihat çağrısı yapan Gülen, yaratmış olduğu kaynakları hedefe varmak için bir araç olarak değerlendiriyor. Gülen’e yakın olanlardan biri, söz konusu okullara ilişkin belirlenen proje için şunlar vurgulanıyor. Şöyle açıklıyor: “Fethullah Gülen cemaati, olabilecek en kısa vadede ama mecburen orta-uzun vadede ve yaygın bir coğrafyada bir İslam elitti yaratmaya çalışıyor. Bu, kitleselleşmeye göre daha öncelikli bir hedef. Önce kolej kurmanın, üniversiteye hazırlık dershaneleri zincirini oluşturmanın, yurtdışına yüksek lisans için öncü eleman yollamanın, bazı çocukları da ortaokuldan alarak mühendisliğe, bazı çocukları mülkiyeye hazırlamanın, eğitim, sağlık ve güvenlik teşkilatında kadrolaşmaya çalışmanın temelinde yatan etken bu...”&lt;br /&gt;Gülen, stratejik planını yaşama geçirmek için, bu okullara çok önem vermektedir. Şeriat devletinin ‘altın nesil’ olarak tanımladığı İslamcı kadroları bu okullarda yetiştirmeyi hedefliyor; Bu okullarda, “...öyle inanıyorum ki, yetişmekte olan yeni nesiller arasında, her sahada inkılâpçı ruhlar çıkacak ve birkaç asırdan beri süregelen bu acı dönemini sona erdireceklerdir...” diyor. Son derece önemli roller biçilen Gülen okulları ile devletin stratejik çıkarları arasındaki bağ ön plana çıkmaktadır. Okulların yoğunluklu olarak açıldığı bölgeler, Balkanlar, Avrasya, Ortadoğu’dur. Bu bölgesel uluslar arası ilişkilerin merkezinde olan bölgeler olarak Türk devletinin de ilgi alanındadır.&lt;br /&gt;Söz konusu okulların bu düzeyde yaygınlaştırılmasında devletin önemli bir rolü olduğunun altını çizmek gerekir. Çünkü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), bu okullar aracılığıyla birçok ülkede ‘illegal’ faaliyet yürütüyor. Özellikle Kafkasya ve Orta Asya bölgesinde MİT, bu okullar aracılılığıyla faaliyet alanını oldukça genişletti. Örneğin Azerbaycan’da ve Özbekistan’da darbe girişimlerine destek veren Türk elemanlarının bir kısmının bu okullarından görevli olduğu ortaya çıktı. Özbekistan Cumhurbaşkanı’na karşı, darbe girişiminin açığa çıkmasından sonra, bu ülkede Gülen grubuna ait olan 13 Lise ve Kolej kapattırıldı. Bu okullarda görev yapan öğretmenlerin önemli kesimi, Özbekistan hükümeti tarafından sınır dışı edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»CIA ile Gülen ilişkisi nasıl? ABD’nin ajanlık faaliyetleri ile cemaat arasında ilişki var mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Öncelikli olarak bir noktaya açıklık getirmek gerek. Ajanlık kavramını nasıl yorumlamak gerek. Eğer ajan dediğimiz elinde kimliği olan ve resmi olarak birilerinin hesabına olarak çalışan kişi veya kişiler olarak algıladığımızda, bu tarzda ajan bulmak artık günümüz dünyasında son derece zor. Ajan faaliyetinde ideolojik, politik ve örgütsel alanda oynadığı rol çok daha ciddi olarak ön plana çıkmaktadır. Bunun için ille de bir memur olmak, kimlik taşımak gerekmiyor.&lt;br /&gt;Örneğin CIA’nın eski şefi ve ABD’nin uluslararası ilişkiler uzmanı Fuller, Gülen okulları için şunları söylüyor: “Bütün bölgeye yayılan ve Türkçe yanı sıra İngilizce öğretilen Türk okulları çok önemli. Orta Asya’da, İngilizcenin zamanla Rusçanın yerini alması beklenmeli. Çünkü Rusça uluslararası ticaretin dili değil...” Böylece Gülen okulları, ABD’nin sömürgecilik ve asimilasyon politikalarının araçlarından biri olarak görüldüğü çok daha iyi anlaşılıyor. Hem şeriatçı, hem de Yahudi ve Hıristiyan düşmanlığı yapmakla tanınan Gülen’in ABD ile çok özel ilişkileri var. Uzun zamandan beri ABD’de yaşayan, Kongre ve Senatoda geniş ilişkilere sahip olan, istihbarat raporlarında ‘özel güven duyulan biri’ olarak ifade edilen Gülen’in okullarının açılması için, ABD birçok ülkede özel olarak devreye girmektedir.&lt;br /&gt;Gülen de, dünyanın değişik bölgelerde açılan okulların ABD’nin izni ve onayı ile başarabildiğini çok açık bir anlatımla dile getiriyor. “Amerika şu andaki konumu ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hala bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır.”&lt;br /&gt;Gülen’in ekonomik olanakları ve politik ilişkileri kendi başına, böylesi uluslararası bir organizasyon için yeterli olmayacağı biliniyor. Dünyanın dört bir yanında çok yönlü faaliyet yürüten ‘gönüllü’ kuruluşların arkalarında büyük devletlerin politik gücü olmadan faaliyet yürütme şansları yoktur. Dünyanın stratejik bölgelerine okullar açan Gülen’in ‘gönüllü’ kuruluşlarını ekonomik ve politik olarak destekleyen ülke ise ABD’dir. Gülen ABD’ye, ABD’de Gülen’e, güveniyor&lt;br /&gt;ABD’nin, İslam’ı dünyaya yayma amacında olan Gülen’e bu kadar geniş olanaklar tanıması ve finansman yardımında bulunmasındaki temel amaç nedir? Hiç şüphesiz ki, ABD’nin uluslararası alanda ve özellikle de okulların açıldığı ülkelerde ABD çıkarlarına hizmet eden bir faaliyetin yürütülmüş olmasıdır. Orta Asya, Balkanlar, Kafkasya ve Afrika bölgelerinin öncelikli olarak ön plana çıkması, ABD’nin stratejik yönelimiyle doğrudan ilişkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cemaat, sistemi işte böyle kuşatıyor!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Sistemin kilit yerlerine nasıl kadro sokuyorlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülen cemaatinin örgütlenme alanları çok kapsamlıdır. Fakat daha somut olarak anlaşılabilmesi için bunları birkaç alt başlık altında toparlayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Stratejik Yönetim ve Denetim Merkezleri: Devletin can damarları olarak bilinen Yargı (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Sayıştay vb.), Yüksek Öğrenim Kurumu(YÖK), Milli İstihbarat Teşkilatı’(MİT), Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği gibi kurumlar devletin stratejisini yönlendirmede hayati derecede bir öneme sahiptirler. Bu kurumların tamamı başta Gülen hareketi olmak üzere İslamcı cemaatlerin hedefleri arasında bulunmaktadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Haşim KILIÇ, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN, MGK Genel Sekreteri büyük elçi Mehmet Yiğit ALPOGAN’ın Gülen cemaatiyle yakın ilişkileri olduğu biliniyor. Ayrıca MİT gibi stratejik önem sahip bir kurum içerisinde Gülen hareketinin önemli boyutlara örgütlendiği çok belirgin ortaya çıkmış bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Toplumsal İlişkileri Yönlendiren Temel Kurumlar: Diyanet İşler Başkanlığı, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar sistemin toplum içerisindeki volan kayışlarıdır. Gülen cemaatinin bu üç merkezde çok ciddi bir çalışma içerisinde olduğu ve kadrolaşmada bu alanları öncelikle ön plana çıkarttığı biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Devletin Medya Kurumları: Türk Radyo ve Televizyonu(TRT) ve Türkiye Radyo Televizyon Üst Kurumu(RTÜK) gibi kurumlar devletin ideolojik-politik aygıtları olarak işlev görmektedir. İletişim aygıtlarını elinde tutan güç aynı zamanda iktidar ilişkisinde önemli bir avantajı ele geçireceğini çok iyi analiz eden, Gülen cemaati, kendisine bağlı olarak çalışan bazı gazete, radyo, TV gibi medya araçları yanında devletin medya kurumları içerisinde de çok ciddi oranda örgütlenmektedir. Hatta TRT’de oynana dizilere dahi müdahale ettikleri basına yansıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Stratejik Ekonomik Merkezler: Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, gibi devletin ekonomik yönlendirme merkezileri olan kurumlarda örgütlenen İslami cemaatlerin, özellikle Gülen Cemaati sistemin ekonomik kaynaklarına hâkim olmaya çalıştıkları ve bu alanlarda çok daha kapsamlı olarak örgütlendiği ve çok ciddi oranda kadrolaştığı biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Devletin Yerel Yönetim Merkezleri: Bunları iki grupta ele alabiliriz. Birincisi doğrudan Ankara’yı temsil eden Vali ve Kaymakamlardır. Türk devletinin tek merkezde yönetilmesi nedeniyle il ve ilçelerde devleti temsil eden valilerin ve kaymakamların önemli yetkileri bulunuyor. Yerel merkezlerden İslamcı faaliyetin yaygınlaştırılması, toplumsal etki gücünün arttırılması için vali, kaymakam gibi yerel yöneticilerin kazanılmasını son derece önemsemektedirler. Özellikle Gülen cemaati bu konuda çok ciddi bir örgütlenme faaliyeti içerisindedir. Bugün onlarca vali’nin ve kaymakam’ın Gülen cemaatiyle ilişki içerisinde olduğu biliniyor. Özellikle Kürt bölgelerine gönderilen valilerin ve kaymakamların çoğunluğunun özellikle Gülen cemaatiyle yakın bağları bulunuyor.&lt;br /&gt;İkincisi yerel iktidar ilişkilerinde Belediyelerin çok ciddi bir rolü vardır. Devletin toplumla gündelik ilişkilerini sağlayan merkezler, belediyeler olduğu biliniyor. Toplum gündelik hayatta devleti aradığında karşısına belediyeleri bulur. Belediyeler toplumsal ilişkiler bakımından önemini bilince çıkaran cemaatler, bu merkezde çok ciddi oranda örgütlenmektedirler. Özellikle İslamcı güçlerin elinde olan belediyelerde oluşturdukları kurumsallaşma ile toplumun her alanına nüfuz etmeye başladıkları ve kitlesel örgütlenme merkezleri haline getirdikleri görebiliyoruz. Bu konuda en çok örgütlü olan ve kitlesel bağlar kuran kesim ise Gülen cemaatidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Silahlı Kurumlar: Bunlar polis teşkilatı,ordu özel tim ve özel kuvvetler olarak belirlenmişti. Emniyet içinde özellikle “Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve Polis Okullarında örgütlendikleri” ve emniyet teşkilatının % 70’e yakınının cemaatlerle ve özellikle de Gülen çevresiyle ilişkide olduğuna dair birçok rapor yayınlandı,&lt;br /&gt;Örneğin daha Mart 1992 yılında, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı tarafında gizli olarak hazırlanan, ancak kamuoyuna sızdırılıp yayınlandığı halde tekzip edilmeyen bir rapor, Gülen çevresinin emniyet içerisindeki örgütlenmesinin boyutlarını ortaya koymaktadır: “…Fethullhaçılar adlı örgütün, tüm Türkiye genelinde olduğu gibi, teşkilatımız içinde de örgütlendiği, özellikle hareket noktası olarak seçtiği Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve Polis Okulları içerisindeki faaliyetlerini yürüttükleri, sempatizan kadrolarıyla bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarını yoğun olarak sürdürdükleri… Polis Koleji öğrencilerinin yüzde 50’sine yakın bir kesimiyle çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olanlar üzerindeki ajitasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler… Gelecekte emniyet teşkilatının bürokratlarını oluşturacak polis koleji öğrencilerinin, kolej seçiminden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir...” Bu rapor üzerinde 17 yıl geçti, bu zaman dilimi içerisinde Gülen cemaati, polis teşkilatı içerisindeki örgütlenme stratejisini çok önemli oranda tamamladı denilebilinir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-6414515234819191061?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/mustafa-pekoz-gulen-abdye-abdde-gulene.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-821092592913853173</guid><pubDate>Sat, 18 Jul 2009 12:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-18T05:09:36.088-07:00</atom:updated><title>‘Cemaat vekilliği’ yapan iki milletvekili kim? Amaçları ne?</title><description>Yaklaşık bir ay önce Kızılcahamam-Ankara yolunda meydana gelen kazada 10 üniversite öğrencisi hayatını kaybetmişti... Bu kazadan sonra ortaya atılan iddialara göre kız öğrenciler bir tarikat kampından dönüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhabir kardeşimiz Öge Demirkan bu iddiaların peşini bırakmadı ve kazada hayatını kaybeden 20 yaşındaki Mücella’nın babası Muharrem Şimşekoğlu ile görüştü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Muharrem Bey, kazayla ilgili olarak çok sayıda dava açmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarya Kuzuluk’taki kampta dini eğitim verildiğini ve kızının cemaate çekilmeye çalışıldığını iddia ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da çok ilginç bir iddiada bulunuyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu davaları açtıktan sonra 2 milletvekili beni aradı. Cemaate zarar verdiğimi söyleyerek davadan vazgeçmemi istediler...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru açık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletin vekili olmak için yemin eden ama “cemaat vekilliği” yapan o iki milletvekili kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi partinin çatısı altında barınıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları seçtiren ve “milletvekili” yaptıran partinin genel başkanı ve yöneticileri, bu “cemaat”le ilişkilerini bilmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu milletvekillerinin kim olduklarını, kazada hayatını kaybeden Mücella’nın babası elbette biliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açtığı davalar görüşülmeye başlandığında mahkemede de söyleyecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama mahkemenin bu konuda yapabileceği bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, “cemaat adına” iş takipçiliği ve baskı yapan bu vekiller, “dokunulmazlık” zırhına bürünmüş durumda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletin vekili olarak, bir cemaatin kaçak dini kamplar kurmasına, gencecik kızların beyinlerini yıkamasına ses çıkarmayacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kızlar kaza geçirip hayatlarını kaybedince, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen acılı babaya baskı yapacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözdağı vereceksin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkutmaya, sindirmeye çalışacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maaşını devletten almaya devam edip devlete isyan bayrağı açan, yasalarını hiçe sayan tarikat örgütlenmelerine hizmet edeceksin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da Meclis çatısı altında ettiğin o yeminden utanmayacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mücella’nın babası biliyor, yakında mahkeme heyeti de bilecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama belki kendiliklerinden ortaya çıkarlar da cemaate hizmetlerinin gerekçesini açıklamak isterler diye yine de soruyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bu iki milletvekili?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mustafa Mutlu&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-821092592913853173?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/cemaat-vekilligi-yapan-iki-milletvekili.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-3162728482354353550</guid><pubDate>Fri, 17 Jul 2009 14:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-17T07:09:06.489-07:00</atom:updated><title>TSK'nın pkk'ya Karşı Operasyonlarıyla İlgili Hesaplaşma Yaşanıyor</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SmCF0NsC-PI/AAAAAAAAAYs/xibr8i__Wxo/s1600-h/ergenekon.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359430688644987122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 127px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SmCF0NsC-PI/AAAAAAAAAYs/xibr8i__Wxo/s320/ergenekon.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ergenekon soruşturmasının yankıları, her gün çıkan yeni haberler ve onların getirdiği kafa karışıklığı ile tam anlamıyla bir bilgi kirliliği eşliğinde devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruşturmanın yürütülme biçimi, bir türlü hazırlanamayan iddianamesi ve yapılan tutuklamaların nedenleri üzerindeki sis perdesi henüz aralanmış değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odatv.com olarak; Türkiye’nin gündemini sarsan Ergenekon soruşturması ve gözaltılarıyla ilgili Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal’ı aradık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Aytunç Altındal’dan Ergenekon soruşturmasıyla ilgili ezber bozan ve çok tartışılacağa benzeyen açıklamalar…&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birincisi bu iş; Sayın Baykal 'Başbakan'ın şahsi meselesidir' diyor ama bu galiba, Başbakan’ı çoktan aştı bu olay. Dolayısıyladır ki, AKP’nin içerisindeki belirli gruplar anladığım kadarıyla, çok ısrarcı davranıyorlar. Ve Türkiye’de askerle, TSK ile bir hesaplaşma yapılması gerektiği kanısındalar. Şöyle bakıldığı zaman, burada da ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü terör örgütü olmakla suçlanıyorlar ama ortada örgüt var mı yok mu belli değil, savcının iddianamesi yok, henüz bir örgütleşme nasıl yapıldığı şeklinde bir açıklama yok ama bir takım kişilerin gözaltına alınmaları ve kendilerine isnat edilen ne olduğu anlaşılmayan suçlamalar var. Örgüt mü kuruyorlar, darbe mi yapıyorlar, darbe kalkışması mı var, suikast mı planlamışlar? Nedir, ne yapacakları da pek belli değil, birçok iddia var ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iddialar 1970’te, 1980’de Kenan Evren darbesi sırasında da benzer şekilde yapılmıştı birçok başka insana. Burada sağcı solcu diye de ayırmıyorum, birçok insana benzer suçlamalar yapılmıştı. Şimdi, yalnız dikkat çeken husus şu; burada gözaltına alınan rütbeli subaylara baktığımız zaman tamamına yakının PKK ile Kürtçülük hareketiyle ve her türlü bölücülük hareketiyle birinci dereceden mücadele etmiş kişiler oldukları gözüküyor. Daha küçük, adları bilinmeyen, altta yer alan isimlere bakıldığında da bunların çoğunun PKK itirafçısı olduğu görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi akla ister istemez şöyle bir soru takılıyor; galiba böyle bir hesaplaşma var ortada. Yani bir anlamın da TSK’ ya karşı yapılan operasyonlarla ilgili bir hesaplaşma gibi geliyor çünkü dikkat edilirse şu son tutuklamalardan veya gözaltılardan sonra, PKK’nın eylemleri sıfıra indi birden bire tekrar. Durup dururken PKK gene hiçbir şekilde harekete geçmiyor. Son 10 gündür özellikle. Bu da çok manidar geliyor bana yani Apo’yu sorgulamış olan iki albay gözaltına alınıyor. Niye alınırlarmış? Belli değil, suç yok çünkü ortada, ne olduğu anlaşılmıyor. Hangi suçla suçlandıkları belli değil, ama akla böyle bir soru takılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tabi çok önemli bir husus var. Gözaltına alınıp da ölen Kuddusi Okkır adlı bir vatandaş var. Bu şahsın, bu olayın finansörü oldu söyleniyor, meğerse adamcağız gerçekten de neredeyse yoksul denilebilecek bir kişiymiş. Adam orada, devletin gözetimi altındayken dikkat, devletin gözetimi altındayken, hastalanıyor ve ölüyor. Şimdi bu adamın hakkını kim savunacak? Bu adamın başına gelen bu hadise, bu ölüm olayı bir anlamında da bir cinayettir. Ve bu cinayetin de sorumluları bugünkü hükümetin içindedir, ister istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hiçbir suçlamaya tabi olmadan, sanıyorum 9 ay mı, 10 aydır mı ne, cezaevindeymiş bu adam. Neyle suçlandığını bilmiyor, ne olduğunu bilmiyor, bu bir cinayettir. Ve bu cinayet maalesef ve maalesef devletin gözetimi altındayken olmuştur. Bu nedenledir ki, özellikle bu olay, bu Kuddusi Okkır olayı, bu hükümeti yerinden sarsabilecek kadar önemli bir hadisedir. Dünyanın başka bir yerinde olsa bu hadise hükümet anında gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anında istifa etmek zorunda kalır, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı hepsi istifa etmek zorunda kalırlar, dünyanın her yerinde. Böyle şey olur mu ya? Bir adamı atacaksın içeri, adam hasta, kanser hastası ve ölecek ve sen diyeceksin ki, e ne yapalım daha biz iddianame hazırlayamamıştık hakkında, iddianamesini göremeden gitti. Yani 10 ay geçmiş aradan, bu adam neyle suçlandı? Neydi bunun meselesi? Hiç, tek kelime yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan şu son Ergenekon olayı, başka olayları da göz ardı ettirdi. Neydi bunlar? Fethullah Gülen’in bizzat Amerika’da açıklanan CIA bağlantıları. Bu bağlantılar, bakın hiç konuşulmuyor, yazılmıyor, çizilmiyor artık. Hiç, bunlar üzeri hemen örtüldü, geçildi. Neymiş, bir Ergenekon hikâyesi var ortada. Benim gördüğüm kadarıyla bu olayda, bir rövanş varsa bu rövanş dediğim gibi belirli bir kesimin, AKP içerisindeki belirli bir kesimin TSK ile şu ya da bu şekildeki bir hesaplaşma isteğidir. Bundan kaynaklanıyor. Ama sonuçta ne olacaktır? Sonuçta yargıya intikal ettiği için de o sonucun ne olacağını yargı söyleyecektir. Ama ben böyle bir örgütün, Türkiye^de darbe yapabileceğini düşünmek komik olmaktan öte yani hakikaten trajikomik bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz İstanbul’da bir darbe yapmaya kalkıyorsunuz. Diyelim ki birileri bir darbe yapmaya kalkıştı, bu ordu değil, ordu dışından birileri darbe yapmak istiyor. Kardeşim sadece İstanbul’daki bankalara ve banka şubelerine el koymaya kalksan 1400 kişiye ihtiyacın var. Silahlı olacak bu adamlar da. Böyle zırva olur mu ya? Böyle komik bir şey olur mu? Böyle bir komik darbe modeli olabilir mi? Mümkün mü? Onun için bunlar hiçbir şekilde ciddiye alınamayacak olan iddialardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemelerde de bunlar yargılanacaklardır ve yargıları ne çıkarsa onu göreceklerdir ama gördüğüm kadarıyla bunun biraz daha devamı da olacaktır sanıyorum. Bazı iş adamlarına da yani, bazı iş adamlarını da gözaltına alırlarsa hiç şaşırmamak gerekir çünkü buna bir de finansör bulmak gerekiyor. Buldukları, finansör dedikleri adamcağız meğerse yoksul denebilecek kadar mütevazı bir hayat süren bir adamcağızmış. O finansör olmadığına göre bunun finansörleri kim? E bakalım herhalde orada da bir şeyler çıkacaktır ortaya, durum bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun Türkiye içinden planlanıp yürütüldüğü kolluk gücü meselesidir. Ama esasta baskın şimdi hep bir Soros olayı anlatılır. Efendim işte Soros gitti, Gürcistan’da yaptı, orada yaptı, burada yaptı, Ukrayna’da yaptı denir. Oradaki model ile bu uymaz gibi gözüküyor ama Türkiye’nin bünyesine en uygun olan şekli bu. Onun için bunun bir de dış desteği ve dış tarafı olması gerekiyor. Burada bu planlayıcılar, burada bu işi yürütenler başka ama ‘master mind’ denilen olay, bunun arkasındaki kafa diyelim buna veya bunun arkasındaki planlayıcıların ben Türkiye’den olduklarını sanmıyorum. Türkiye dışındaki bazı mihraklardır. Çünkü hedef TSK, dikkat! Burası çok önemli. Hedef TSK olduğu için bunun Türkiye içinden planlandığını sanmıyorum. Çok büyük bir risktir bu. Böyle bir olayı yapmak, böyle bir olayı gerçekleştirmek, Türkiye’nin içinden olmaz, bu mutlaka dış destekle yürütülen bir operasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda dikkat edin, birileri malı götürmekte. Birileri böyle karanlık dönemlerde çok para kazanır, bu bir. İkincisi, sosyolojik bir şey tespit yaparsak, Türkiye2de sermaye el değiştiriyor, sermaye el değiştirdi. Tabi diyor ki, mademki sermaye el değiştirdi, artık bundan sonra gücü de sermayeye, yeni sermaye kimdeyse o temsil etmelidir deniyor. Bir Fethullah Gülen’in 25 milyar doları yönettiği söyleniyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçesi 1980’lere kadar 25 milyar değildi yav.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla, bir kişinin yönettiği örgütteki paraya bakın siz. Bu sermaye el değiştirdiği içindir ki, güç de bizde olmalıdır diyorlar. İşte mesele bu. Bu arada bir de, parti kapatma ortaya çıktı, bu parti kapatma ortaya çıkınca da Ergenekon patladı. Ha bundan sonra da devam eder mi? Eder. Ergenekon bir olur, iki, beş olur bilmem ne, yeni bir isim buluncaya kadar. Yeni bir isim bulurlar, bu defa da Engerek olur, öyle gider bu. Türkiye’nin kaderi böyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yav bunlar masal. Tıpkı şeye benziyor bu; efendim, Taliban diye bir örgüt var, Afgan Dağları’nın bir yerinde, sakallı bir herif var, Ladin diye, bir mağaraya girmiş, düğmeye bir basıyor, Amerika’da her şey havaya uçuyor. Böyle bir zırvaya inanıyorsanız, buradaki Ergenekon zırvasına da inanırsınız. Yani, bunlar böyle fantastik öyküler gibi. Burada not tutmuş da, ötekinin hakkında Türkiye’de herkes herkesin hakkında not tutuyor ya. Yani burada niye not tutuldu, niye not tutulmadı diye bir şey yok. Buna dikkat edin, Türkiye^de sermaye el değiştirdi. El değiştirdiği için de artık yeni sermayenin sahibi biziz, gücü de biz yönetiriz diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay bu. Türkiye’nin özelliği, dünyanın en istikrarlı istikrarsızlaştırılan ülkesi olmasıdır. Türkiye, istikrarsız olduğu için istikrarlı bir ülkedir. İstikrarsızlık bizim yani tıynet, tabiatımızda vardır demek istiyorum. Biz istikrarlı bir şekilde istikrarsızlık üretebilen insanlarız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odatv.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Temmuz 2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-3162728482354353550?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/tsknn-pkkya-kars-operasyonlaryla-ilgili.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SmCF0NsC-PI/AAAAAAAAAYs/xibr8i__Wxo/s72-c/ergenekon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-9180452369958348901</guid><pubDate>Thu, 16 Jul 2009 22:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-16T15:59:10.373-07:00</atom:updated><title>Hikmet Çetinkaya: Gülen'in Kuzey Irak'taki Okulunu Tuncay Güney Kurdu</title><description>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Fethullah Gülen hareketinin siyasetle ilişkisi nasıl kuruldu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül’e kadar Yeni Asya Grubuna bağlı bir hareketti bunlar ve Yeni Asya Grubu da Demokrat Parti den beri Demirelciydi. 82 anayasasına bunlar evet dedi ondan sonra bu Fethullahçılık dediğimiz olay çıktı. ANAP’ın iktidar olmasıyla 83’den itibaren biliyorsunuz dershane açtılar ve ufak ufak bunlar büyüdüler. Turgut Özal’ın büyük bir desteği var. Sonuç olarak bunlar gelmiş geçmiş o dönemden itibaren bütün siyasal iktidarlarla Ecevit de dahil Tansu Çiller de Demirel de Mesut Yılmaz da dahil olmak üzere bütün siyasal iktidarlarla çok iyi geçindiler. 12 Eylül sonrası bunlar İzmir’de Sızıntı dergisini çıkardılar ve okullara parasız dağıtıldı. Bu dergi hatta ben İzmir’deydim o zaman bana geldiler. 80’li yıllarda benimle röportaj yapmak istediler. Tabi eğitimle ilgili faaliyetleri 80 sonrasıdır daha çok… 80’den önce eğitimde etkin olan cemaat ya da tarikat Süleymancılardır. Süleymancılar özellikle yurt konusunda Denizli, Samsun ve Antalya yöresinde örgütlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»O dönemde Milli Eğitim Bakanı’nın Köksal Toptan olmasında bu faaliyetlerin etkisi var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tabii hepsi iç içedir sadece Köksal Toptan değil hükümetin başbakanı ve cumhurbaşkanı da dahil… Mesela Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra cemaat Orta Asya cumhuriyetlerinde örgütlenirken Süleyman Demirel büyük destek vermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı büyük destek vermiştir, o dönemde Köksal Toptan Milli Eğitim Bakanı’dır. DYP genel başkanlığına aday olan Köksal Toptan’ı Zaman gazetesi desteklemiştir onu da anımsatayım. Orta Asya cumhuriyetlerinde Özal ve Demirel’in büyük katkısı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Herkesle nasıl iyi geçinebilir bir İslamcı hareket?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hiç fark etmez bunlar için kendi çıkarları için bunlar siyasi bir örgüt değil bunlar demokratik kitle örgütü de değil… Yani siyasi örgüt olsa bunlar bir yere hesap verecek. Bunlar siyasal erkle iktidarda olan, herkesle hemen temas kuruyorlar. Ecevit’le kurdular… Rahşan Hanım anlattı işte evdelermiş bir gece çıkıp gelmiş… Bütün siyasal iktidarlarla ilişikli kurdular. 28 Şubat’ta da Çevik Bir’e gittiler. Bunların 80’li yıllarda Amerika’yla olan ilişkileri vardı, odönemde başlayan bir ilişki oldu. Aksi halde Orta Asya cumhuriyetlerinde falan adama öyle okul mu açtırılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Nasıl kurdular Amerika’yla ilişkileri?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İşte orası bir tartışma konusudur ama benim savım şudur bu ilişkiyi Turgut Özal kurdu. Orta Asya cumhuriyetlerinde ilk uyanan Özbekistan oldu. Özbek çocukları, (Rus çocuklar da vardı yani Müslüman değil), annelerine başınızı örtün falan demeye başladı. Bir takım darbe hazırlıkları olduğunu gazeteler yazdı. Bu okullar yeni bir iş adamı da ortaya çıkardı. Anadolu da yakın olan kişiler Orta Asya’da bir takım ihaleler aldı bunlar ihalelere aracılık ettiler.&lt;br /&gt;Örneğin Orta Asya cumhuriyetlerindeki okullarda ve üniversitelerdeki öğretmenler oradaki devlet erkinin önemli isimlerinin ya çocuklarıdır, ya kardeşleridir, ya eşleridir. Onlara da öyle bir olanak sağladılar. Mesela Kuzey Irak’taki okulu kuran kişi Tuncay Güney’dir. Tuncay Güney bir Fethullahçıydı. Hala da öyle… Bunları ben yazdığım için rahatça söyleyebilirim. Erbil’deki Süleymaniye’deki okulların araç ve gereçleri Kızılhaç ve Kızılay arabalarıyla gitmiştir. Habur sınır kapısında ve Kızılay arabalarının MİT’e ait olduğunu Kızılhaçın CIA’ya ait olduğunu ben yazdım. Tekzip de görmedim şu ana kadar. Yıllar önce yazdım 15-16 yıl önce... Bunlar bugün bütün dünyada sadece dershane okul değil hastane zincirleriyle de varlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Hangi hastaneler bunlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pek çok hastane… Şu hastane dediğin zaman diyorlar ki ben o değilim. Mesela Fatih Koleji, Fatih Üniversitesi oldu. Ben yazdığım için söylüyorum mahkemeye verdiler beraat ettim. Bunlar parasal açıdan güçlendiler, ekonomik olarak güçlendiler, medya olarak güçlendiler, medyaya baktığın zaman bunların Samanyolu mehtap TV’leri vardı program yapanlar ikinci cumhuriyetçilerdir. Mehmet Altanlar, Eser Karakaşlar, Şahin Alpaylar… Örtülü olarak da bazı medya kuruluşlarının patronları oldukları iddia ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Aralarında güçlü bir iktisadi ilişki olduğu söylenir cemaattekilerin. Böyle bir ilişki var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik ilişki var, bakın kimilerine göre 10 milyar dolara hükmettiği söylenir mesela, banka var örneğin Asya Bank oldu. Hani faiz haramdı? O hastaneler, okullar, dershaneler, Türkiye’deki 2500 dershanenin 2000’i bunlara ait büyük bir para dönüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Tek bir cemaate mi ait?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fethullahçılara ait. Türkiye’de 1350 tane özel okulun da yaklaşık 800ü falan bunların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Kuzey Irak’ta bir konferans düzenlendi çeşitli aydınlar katıldı. Bu tip organizasyonları niye yapıyorlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyunda kendilerine saygı yaratmak için yapıyorlar. Bunlar kolay işler değil. Londra’da çok büyük toplantılar yapıyorlar, çok büyük parasal kaynak gerekli, ancak bu değirmenin suyunun nereden geldiğini sormuyorlar. Sadece AKP hükümeti değil şimdiye kadar ki hükümetler de sormadı. İki örnek verirsek; BirGün gazetesinin 300-400 bin potansiyeli vardır. Tirajı ise 5-6 bin… Bunların gazetelerinin bayii satışı 22 bin. Toplamda 800 bin parasız dağıtılıyor. Kim veriyor bu parayı, nerden çıkıyor. Örneğin; Yeni Asya’nın Tirajı 3 bin, abonesi 2 bin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Bir iktisadi ilişki kurmuşlar para döngüsü sağlamışlar demek…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tabii, özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla bunlar kendi yandaşlarını desteklemişlerdir. Siyasi iktidarlarda kendilerini desteklemeleri için onların önünü açmışlardır, Tabi 1999 seçimlerinde, Zaman Gazetesi’nde DSP’nin sayfa sayfa ilanları çıktı. Şimdi AKP yi destekliyorlar ama yarın kimi destekleyecekleri belli olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Siz bu konuyla ilgili bir yazı dizisi yapmaya çalışmıştınız, engellendi. Kim engelledi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Mahkemeye başvurdular ve dizinin içeriği belli olmamasına rağmen 17 günlük dizi yazısının 2. gününde durdurma kararı verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Nasıl oluyor bu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme kararı verdiler, itiraz ettik, itiraz ise 2 yıl sürdü. Ben de o arada kitabı yayınladım, düşünün içeriği belli bile değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;»Ergenekon ve Gülen ilişkisi nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Bugün Ergenekon diye bir çuval var, içine her şeyi atıyor, katiliyle aydını aynı kefeye koyuyor. Mesela, Balbay not tutmuş içerde. Paşalar dışarıda… Bunu dediğiniz zaman faşist oluyorsun? Sosyalist sol dediğinde eski Marksist, Maocu dönekler mi ya da bunca zulüm baskılara direnen, bu ülkede ne şeriat ne darbe olsun diyenler mi? Uğur Mumcu’dan Hrant Dink cinayetine kadar, baktığımızda Hrant Dink cinayetinin üstü örtülmeye çalışılıyor. Behçet Cantürk cinayetinin dosyası kapanmış. Tetikçiler içerde, tetikçiden bol ne var, darbeyi kim yapacak 3 tane subay mı? Bunları söylediğinde faşist oluyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Fethullah Gülen’in bu davadan çıkarı ne?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;28 Şubatın öcünü alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»Ama 28 Şubat’ı destekledi dediniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Desteklemedi, örtülü destekledi. Ecevit haber verdi, git dedi, ABD’ye gitti. Korktu kaçtı, niye gelmiyor? Gelsin, biz Türkiye’deyiz… Bu ülkede dikkat edin solcuyum diye ortalıkta dolaşan insanlar, her insanın yapması gereken şeyi yapmıyorlar. Emek sermaye çelişkini görmüyorsan bırak solculuğu sen insan değilsin. Rant pazarı olmuş, silahlar aşiretlere veriliyor maaşı 600-700 lira olmuş ama korucunun cebine 200’ü gider geri kalanı aşiret liderine gider&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;»CIA ile ilişkisi olduğunu düşünüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Olmaz mı, Erbil’de Süleymaniye’de okul açabilir misin ilişki olmadan… Bu cemaat Amerika’nın ılımlı İslam modelinin bir parçası, açıkça büyük Ortadoğu projesinin bir parçasıdır. Bunlar ayrıca Türk-Kürt İslam sentezini savunuyorlar. Gülen, Erzurum komünizmle Mücadele Derneğinin başkanıydı. Yani anti-sosyalist… Komünizm dünyaya hiçbir zaman gelmediği için, ben bunlara saldırırım diyor. Bunlar solcu düşmanı… Türkiye’nin Pravda’sı Cumhuriyet diye yazar bunlar… Cumhuriyet hiçbir zaman sol bir gazete olmadı ki. Özgürlüklerden, demokrasiden, laiklikten yana bir gazete oldu. Bana da saldırıyorlar. Mesela benim kızım, anayasa hukuk doçenti, benim kızım üzerinden bana vuruyorlar. Alkolik diyorlar, akıllara geldiklerini söylüyorlar, benim de umurumdaydı…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-9180452369958348901?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/hikmet-cetinkaya-gulenin-kuzey-iraktaki.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-6028134797094752813</guid><pubDate>Fri, 10 Jul 2009 16:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-10T09:02:22.706-07:00</atom:updated><title>Doğu Türkistan</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/Sldl6JG5hnI/AAAAAAAAAYk/F0BVL8z-vEw/s1600-h/gul+-+kissinger.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356862331332167282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 130px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/Sldl6JG5hnI/AAAAAAAAAYk/F0BVL8z-vEw/s320/gul+-+kissinger.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin yıllardır Doğu Türkistan’da baskı ve zulüm uygulamaktadır ve tüm dünya buna gözlerini kapatmaktadır. Bir yenisi de dün başladı ve şuan da bilinen yüzlerce kişi öldürüldü ve hala da öldürülmeye devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1965 yılından beri sistemli olarak Çin, Doğu Türkistan’da bulunan Türkleri katletmekte ve bu rakam 35 milyonu geçmiş bulunmaktadır. Söylendiği zaman imkânsız gibi algılanan bu rakam gerçektir, herhangi bir abartı içermemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı bir rejim ile yönetilen Çin, tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak yalan söylemekte, olayı bir halk kavgası, kişisel olaylar gibi göstererek üstünü örtmektedir, ama hepimiz biliyoruz ki 35 milyon insanın düzenli olarak katledildiği bir sistemin devlet sistematiği ve politikası olmadığı sürece gerçekleşmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin, Halepçe gibi olaylara tepki gösteren batılı ülkeler, bürokrasi ve politikacıları bu gerçekleri bildikleri halde hiçbir tepki göstermemekte ve gözlerini bu olaylara kapatmaktadır. Globalleşen dünyada birçok ülkenin ticari ilişkilerinden dolayı Çin’i karşısına almamak için izlediği bu yolun sonucu olarak 35 milyondan fazla insan öldürülmüştür ve sürekli de öldürülmeye devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan birkaç ay önce önemli Türk şehirlerinden olan Kaşgar’ın yapısının değiştirilmesi gündeme yeniden gelmişti ve bu doğrultuda da orada bulunan Türk varlığı yok edilmek istenmektedir. İzlenen asimilasyon politikalarının sonucunda başarılı olamayan Çin, artık işi şiddetle çözmek yoluna başvurmuş ve zorbalaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya kamuoyunun da bu olaylara sessiz kalması Çin’i adeta şımarık bir çocuk haline getirmiştir. Sömürgeci ve istilacı bir yapı izleyen Çin, bölgenin yerlisi olan Türkleri yurtlarından kovarak bölgede hâkimiyetini sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Doğu Türkistan’ın özgürlüğü verilmeli ve bölgede bulunan Uygur Türkleri kendi kendini yönetmelidir. Aksi halde Çin soykırımcı tavrını sürdürmeye devam edecek ve bu olayları 44 yıldır yaşan Uygur halkı daha uzun bir süre yaşamaya devam edecek ve sonunda belki de soyları tükenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin’in şuan da yapmakta olduğu soykırım Hitler’in Yahudilere yaptığından daha alçakça, daha şiddetli ve çok uzun zamandır süre gelmektedir. Eğer vicdanınız rahat olarak yaşamak istiyor iseniz bu soykırıma göz yummayın. Bunlara göz yummak insanlık suçudur, gelecek nesillerin bizleri vicdanlarında mahkûm edeceği gerçeğini de düşünerek duyarlı bir insan olarak bu olaylara dur demeli ve Doğu Türkistan’a özgürlüğünün verilmesini sağlamalıyız. Bu bizlerin elinde. Yıllardır gözlerinizi kapatarak yaşadığınız bu gerçeği lütfen artık görün ve orada bu soykırıma maruz kalan insanların feryadını duyun. Hatta empati yaparak kendinizi ve çocuklarınızı onların yerine koyun ve bu vicdansızca süren katliamı durdurmak için elinizden geleni yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı Uygur kardeşlerimizi korusun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ferhat SARIKAYA&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-6028134797094752813?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/dogu-turkistan.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/Sldl6JG5hnI/AAAAAAAAAYk/F0BVL8z-vEw/s72-c/gul+-+kissinger.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-7904157594978493124</guid><pubDate>Fri, 10 Jul 2009 15:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-10T08:58:03.414-07:00</atom:updated><title>Başlarken</title><description>Türkiye siyasetinde önemli bir gerçeklik haline gelen Fethullah Gülen cemaatine dair çok şey yazıldı çizildi. Ancak sosyalist sol bu kesimi yeteri kadar araştırmadı, incelemedi. Politik tespitlerdeki hatalar, bu bilgisizlikle de alakalıdır. Bu bilgizislik ya da bilinçli tercih sonucunda, cemaatleri sivil toplum örgütü, demokratik organizasyonlar gibi gösteren liberal lafazanlığa soldan da katılanlar oluyor. Bu tarz cemaatlerin neye hizmet ettiğini, nasıl örgütlendiğini anlamadan tavır geliştirmek eksik kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı dizisinde cemaatin din yorumuna bilinçli olarak hiç girmedik. Kişisel olarak siyasi olguların siyasetle açıklanmasından yanayım. Tarih boyunca dinler, egemen sınıfların ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli biçimlerde değişerek siyasallaşmışlardır. O yüzden bir dini, kitabında yazanlara göre totaliter, baskıcı ya da bir cemaati özgürlükçü, demokrat gibi kavramlarla açıklamak doğru değildir. Ülkedeki siyasi İslam örgütlenmesinin sınıfsal ve toplumsal temelleri incelenmeden bu konuda üstten yorumlar yapılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dizide ilk gün cemaatin ne olduğunu genel anlamda anlamaya çalışacak, ikinci gün devlet içerisinde nasıl örgütlendiğini ve emperyalizmle ilişkisini görecek, üçüncü gün polis teşkilatındaki gücünü irdeleyeceğiz. Diğer günler, cemaatin kapitalizmle ilişkisini ve solun tavrını tartışacağız. Son gün ise cemaatin Işık Evi’nde yetişmiş daha sonra cemaati terk etmiş bir üniversite öğrencisinden cemaatin iç yüzünü kendi özel anı ve hikayeleriyle birlikte dinleyeceğiz. Sadece röportajlarla sınırlı kalmak istemedik. O yüzden sayfada kimi açıklayıcı derlemeler de bulacaksınız. Bir hafta boyunca birlikteyiz yani… Hepinize iyi okumalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;barisince82@yahoo.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-7904157594978493124?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/baslarken.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-2156765283331898006</guid><pubDate>Fri, 10 Jul 2009 14:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-10T07:58:46.200-07:00</atom:updated><title>ETIC’in Beyanatı: Guang Dong da ki Uygur-Çinli Çatışmasının Baş Sorumlusu Çin Hâkimiyetidir</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SldWzhiqk2I/AAAAAAAAAYc/dkSPAxLXJuE/s1600-h/Abdullah+gul+Ã§in"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356845724957578082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SldWzhiqk2I/AAAAAAAAAYc/dkSPAxLXJuE/s320/Abdullah+gul+%C3%A7in%27de.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin İnternet sitelerinin verdikleri haberlere göre, 26.06.2009 günü Çin’deki Guang Dong eyaletinin Şao Güan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında, Çinli işçilerle Doğu Türkistan’dan bu fabrikaya zorbalıkla getirilen Uygur işçiler arasında geniş çapı kanlı çatışmalar meydana geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar söz konusu çatışmada şimdiye kadar ölen ya da yaralananların gerçek sayısı hakkında kesin bir rakam bulunmuyorsa da, Şao Güan yerel hükümetinin durum hakkındaki raporunda belirtildiğine göre, toplam olarak 4 saat boyunca devam eden bu olaylarda 120 kişi yaralanmıştır. Bu yaralılardan 81 kişisi Uygur, geriye kalan 39 kişi ise Çinlidir. Bu olayda 2 Uygur’da hayatını kaybetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat dış ülkelerdeki bazı haber vasıtalarında belirtildiğine göre, olayda ölenlerin sayısı 18 kişi olup, bunların 12 kişisi Uygur, 6 kişi de Çinlidir. Bazı haberlerden anlaşıldığına göre çatışmayı önce Çinli işçiler başlatmış ve fabrikadaki Çinli işçilerden 200- 300 kişi kadarı ellerinde sopalarla Uygur işçilerin yatak binasına saldırmışlardır. Uygur işçiler de kendilerini korumak için sopalarla karşılık vermişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin internet sitelerindeki haberlerden anlaşıldığına göre, çatışmanın başladığı ilk saatlerde fabrikanın güvenlik görevlileri ve polisler olaya müdahale etmeyip seyirci kalmışlardır. Birkaç kardeşinin Çinli işçiler tarafından dövülerek öldürüldüğünü gören Uygur işçiler, kendilerini müdafaa etmek için karşı saldırıya geçer geçmez polisler çatışmaya müdahale etmişlerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaydan sonra polis birimleri fabrikadaki 600 Uygur işçiyi başka yerlere nakletmişlerdir. Temizlik işçileri olay mahallindeki kan izlerini 2 saatlik bir sürede temizlemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay sonrasında merkezi hükümetin emniyet ve toplum güvenliği işleri sorumluları Cu Yungkang, Ming Jiyen ju gibi kişiler yerel hükümeti yönlendirerek, olayın yayılmasının önlenmesi için tedbir alınmasını istemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize göre bu olay kesinlikle tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Onun belgeli siyasi arka görünüşü bulunmaktadır. Bu, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’da 2003 yılından bu yana yürütmekte olduğu “İşgücü fazlasını başka memleketlere yönlendirme” maskesi altında zoraki olarak yurtlarından kopartılarak Çin’in içeri eyaletlerine çalışmaya gönderilen Uygurların isyan ve feryatlarıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çatışmaların ortaya çıkmasının baş sorulusu ise, Uygur gençlerini(erkek ve kız) içeri eyaletlerdeki Çinli patronlara köle olarak teslim eden ve onları ağır derecede aşağılanmalara ve sömürülere mahkûm eden Çin hâkimiyetinin ta kendisidir..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin hâkimiyeti Uygur halkının gelecekteki istikbali sayılan gençleri çok büyük bir Çin girdabı içerisinde asimile ederek yok etmek maksadıyla 2003 yılından itibaren sözde “İşgücü fazlasını başka memleketlere çalışmaya yönlendirmek” maskesi altında Uygur kız ve erkeklerini Çin’in içeri bölgelerine büyük çaplı olarak göndere gelmekteydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslar arası insan hakları teşkilatları Çin hâkimiyetinin Uygur kız ve erkeklerini içeri eyaletlere mecburi olarak çalışmaya gönderme politikasını ise, Uygurlara yöneltilen ırki temizlik hareketinin mühim bir parçası olarak görüp, Çin hâkimiyetini bu tür gayri insani eylemlerden vazgeçmeye çağıra gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Çin hâkimiyeti uluslar arası toplumun bu kadar kınamasına ve Uygurların çok büyük tepkilerini bile dikkate almaksızın, içeri eyaletlere sürgün edilmekte olan Uygur kızlarının sayılarını her geçen gün daha da arttırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezimizin edindiği malumatlara göre günümüzde Çin’in içeri eyaletlerinde mecburi olarak çalıştırılmakta olan Uygur kız ve erkeklerinin sayıları tahmini olarak 500 binin üzerindedir. Çin basınında bu konuda yayımlanan bazı malumatlar da onların bu tahminlerinin temelde doğru olduğunu, hatta gerçek sayının bunun da üzerinde olduğunu ispatlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygurları Çin’in içeri eyaletlerine sürgün etme hareketi Çin merkezi hükümeti tarafından doğrudan başlatılmıştı. 2003 yılının Mart ayında Pekin’de yapılan Çin komünist partisinin 16. dönem temsilciler kurultayından sonra Çin hâkimiyeti Doğu Türkistan’da, “Güney bölgelerdeki işgücü fazlasını başka memleketlere giderek çalışmaya yönlendirme hizmetini 10. beş yıllık plânın önemli muhtevası haline getirmek gerekir” şeklinde ortaya koymuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezin bu çağrısına istinaden 2003 yılının ortalarından itibaren Doğu Türkistan’daki her dereceden emek ve halk işleri daireleri genel seferberlik başlatarak, Uygurların yoğun olarak yerleşik bulundukları Kaşgar, Artuş ve Hoten bölgelerindeki Uygur çiftçilerini, özellikle de Uygur kız ve erkeklerini Çin’in içeri eyaletlerine zorbalıkla nakletmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin’in önderlerinden Hu Jintao, Ju Rong Ji, Wen Jibao gibiler de bu dönemlerde Doğu Türkistan’ı ziyaret ettiklerinde şu anda çok sıkı bir şekilde yürütülmekte olan sözde “İşgücü fazlasını başka memleketlere yönlendirme” politikasını överek göklere çıkartmışlardı. Yine ayrıca “otonom bölge” deki her kademeden parti ve hükümet dairelerinden bu hizmeti devamlı şekilde ve derinlemesine yaygınlaştırılmasını istemişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu politikanın sürdürülmeye başlanıldığı 2003 yılından beri Uygur çiftçilerinin geçiminde iyileşme bir yana, tam tersine bu politika sebebiyle milyonlarca Uygur çiftçileri yurtlarından, arazi ve topraklarından ayrılarak darmadağın oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin hâkimiyeti bir taraftan güney bölgelerdeki Uygur çiftçilerini Çin’in içeri bölgelerine zoraki olarak nakletmeyi sürdürürken, diğer yandan da onlardan boşalan bölgelere içeri eyaletlerden gelen- getirilen Çinli göçmenleri ve Bing’li Çinlileri yerleştirmeye başladılar. Hal böyleyken bu Uygur kız ve erkekleri içeri eyaletlerde nasıl bir siyasi ve içtimai ortamda yaşamaktadırlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı dış ülke medyasında ve hatta dış ülkelerdeki demokratik Çin medyasında çok defa haber yapıldığı gibi, Bugün Çin’in içeri eyaletlerinde Uygurları ırki cihetten aşağılama ve horlamalar en üst seviyelere çıkartılmış bulunuyor. Çin’in bütün eyaletleri ve şehirleri Doğu Türkistan’dan gelen Uygurlara otellerde yatak, kiralık ev ya da dükkân vermemeyi, onları istedikleri gibi dövmeyi, yitip-kakmayı, hiçbir yasal dayanağı olmadan onların mal-mülklerini müsadere etmeyi ve hatta diledikleri gibi tutuklayıp hapsederek işkence yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin’in içeri eyaletlerinde normal Çin vatandaşları da bir Uygur gördüklerinde ona kin ve nefretle bakmaktadırlar. Polisler bir Uygur’a rastladıklarında durduk yere üst araması yaparak sorular sormaktadırlar. Bir dükkâna veya Pazara bir Uygur girecek olsa bütün Çinliler ona tıpkı bir hırsıza bakar gibi şüphe ile bakmaktadırlar. Hatta dükkân görevlileri mikrofondan “dükkânımıza Sinkianglı girdi ceplerinize dikkat edin” diyerek açıktan açığa bağırmaktadırlar. Taksiciler ve Otobüs şoförleri Uygur yolcuları almayı reddeder hale geldiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ırki ayrımcılığın tipik ifadeleri olup, böyle bir durumun şekillenmesine tamamen Çin hâkimiyetinin Uygurlara yönelttikleri, “ terörist, katil, hırsız, haydut, bölücü, radikal İslamcı” gibi menfi propagandaları sebep olmaktadır. Çin hâkimiyeti, “devletimize en büyük tehlike Doğu Türkistan teröristlerinden gelir” diyerek vaveyla koparmak suretiyle, “Uygurlar ise ihtiyatlı olunması gereken, gözetlenmesi gereken düşman millettir” şeklinde faşist bakış açısını Çin vatandaşlarının beyinlerine yerleştirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek oluyor ki, yüz binlerce Uygur kızı ve yiğitlerini bekleyen ise, Çin medyasının propaganda yaptıkları gibi “gelişmeyi yakalamış, çağdaşlaşan, azınlık milletleri bağrına basan sıcak bir ortam” değil, olsa olsa, Uygurlara olan düşmanlık ve nefret duyguları zirveye çıkmış işte böyle faşist bir ortam idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelikte şu anda içeri eyaletlerde Uygur kızları çalışmakta olan şirket, atölye ve fabrikaların hepsi de üretim durumu oldukça kötü, iş güvenliği ve sağlık sigortası bulunmayan, ücreti düşük ve aslen fiziki güç gerektiren, bu sebeple de bulunduğu yerde işgücü bulamayan küçük çaplı şahıs atölyeleri olup, normalde çalışma kamplarından farksızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine, bu atölyelere getirilen Uygur kızlarının özgür hareket etmesinin ve fabrika bünyesinden ayrılmalarının sıkı biçimde yasaklandığı, günde 10 küsur saat boyunca ağır işlerde fiziki olarak çalıştırıldığı, hastalanan kızların memleketine dönmesine ya da anne-babasının gelip görmesine izin verilmediği biliniyor. Çalışan kızların ücretlerinin de kendi ellerine verilmeyip, onların ait oldukları nahiye veya köy yerel idarecilerine gönderilmekte olduğu, Çoğunlukla da fabrikaların temel anlaşmalarına aykırı davranarak kızların ücretlerini tam olarak ya da zamanında vermediklerine dair şimdiye kadar merkezimizde veya dış ülke basınında çok sayıda delil haber ve makaleler yayımlana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kızları gözetlemek için nahiye ve köy yönetimlerinden, karakollardan, kadınlar birliği ve barış komitelerinden özel yöneticilerde ilave edilerek gönderildiği, bu görevlilerin çoğunluğunun Çinli patronlarla işbirliği yaptıkları biliniyor. Uygur kızlarını iktisadi yönden yitip-kakmak, itiraz edenlere siyasi yönden tehditlerde bulunmak gibi uygulamalarda bulunuyorlar. Onları adeta suçluları yönetir gibi sıkı biçimde gözlem altına alarak bu fabrikaları adeta ceza kampına ya da hapishaneye dönüştürdükleri de bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek oluyor ki, Guang Dong eyaletinde meydana gelen Uygur- Çinli çatışması kesinlikle tesadüfen ortaya çıkmış olan normal bir hadise değil, olsa, olsa ağır derecede horlanmalarla karşılaşmakta olan Uygurların haklı isyanı ve protestolarından ibarettir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayın bütün sonuçlarından komünist Çin hâkimiyeti sorumlu olup, dünya kamuoyuna hesap vermesi gerekir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin Başkanı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Abdulcelil Karakaş&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.06.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.uygur.org/doguturkistan/index.html"&gt;http://www.uygur.org/doguturkistan/index.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-2156765283331898006?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/07/eticin-beyanat-guang-dong-da-ki-uygur.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SldWzhiqk2I/AAAAAAAAAYc/dkSPAxLXJuE/s72-c/Abdullah+gul+%C3%A7in%27de.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-781912212533373317</guid><pubDate>Tue, 30 Jun 2009 12:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-30T05:38:05.334-07:00</atom:updated><title>AKP'nin Fethullah Gülen'i Askeri Yargıdan Kaçırma Planı</title><description>Genelkurmay Askeri Savcılığı, Kayseri Hava İkmal Komutanlığı'nda görevli, Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ adlı üç astsubay gözaltına alındı. Kayseri'de yapılan sorgudan sonra Ali Balta ve Orhan Güleç tutuklanarak cezaevine gönderildi. TSK içindeki Gülen'e bağlı "Işıkevleri" mensubu olduklarını açıklayan astsubayların verdileri ifadeler sonrası TSK içinde büyük bir "Işıkevleri" operasyonu başlatıldı. Edinilen bilgilere göre ABD'de yaşayan Fethullah Gülen'i de içine alan soruşturma bütün Türkiye'de TSK içindeki "Işıkevleri"ni içine alacak şekilde genişletildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SORUŞTURMA DUYULUNCA APAR TOPAR YASA DEĞİŞTİRİLDİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İddialara göre AK Parti'nin kurmayları Fethullah Gülen'i de içine alan bu soruşturmanın başlatıldığını duyunca önümüzdeki günlerde Gülen'in Askeri Savcılık tarafından soruşturma açılmasına ve Askeri Mahkemelerde yargılanmasının önüne geçebilmek için apar topar geceyarısı teklifi getirdiler. AK Parti kurmaylarının, askeri mahkemelerle hiç ilgisi olmayan ve yolsuzluklarla ilgili bir kanun tasarısına gece yarısı önergeleriyle yaptığı eklemelerle bu düzenlemeler değiştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;GÜLEN'İ İKİNCİ KEZ KURTARACAĞI BELİRTİLEN DEĞİŞİKLİK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İlk olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesine şu fıkra eklendi: “Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanunu'nda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre işlenen suç ne olursa olsun, sivil kişilerin artık askeri mahkemelerde yargılanmaları son bulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ERGENEKON SANIKLARININ ASKERİ MAHKEMEDE YARGILANMASININ ÖNÜ KESİLDİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Devletin güvenliğine karşı suçlar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, Anayasayı ihlâl, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı, yasama organına karşı suç, hükûmete karşı suç, hükûmee karşı silâhlı isyan, silahlı örgüt, örgüte silah sağlama, suç için anlaşma, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, casusluk, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, uluslararası casusluk, devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik, yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini, yasaklanan bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklama, devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma” suçlarında yetki sivil savcılarda olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ERGENEKON 2 DAVASINDA GÜNDEME GELECEKTİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon davasında 20 Temmuz tarihinde mahkemeye çıkartılacak olan Hurşit Tolon ve Şener Eruygur ile 3. iddianamede Ergenekon örgütü yöneticiliği ile suçlanması beklenen diğer üst düzey rütbeli personelin, emekli olmadan önce işlenmiş suç olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanma istemlerinin de önü kesilmiş oluyordu. Avukat Levent Öztürk'ün bürosunda ele geçirildiği ileri sürelen "AKP ve Gülen'i bitirme planı" ara başlıklı "İrtica ile Mücadele Planı" AK Partinin yasa değişikliğininin mecliste neyi amaçladığının anlaşılmadan geçirilmesi ile sonuçlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SORUŞTURMADAN BİR SÜRE ÖNCE YURTDIŞINA ÇIKTI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen için daha önce de Anayasal Düzeni değiştirmek istediği iddiasıyla dava açılmıştı. Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından 1999 yılında başlatılan soruşturma, 1999/420 sayı üzerinden 11.08.2000 tarihindeki iddianame ile "Laik Devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak" iddiasıyla dava açılmasıyla sonuçlandı. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Gülen daha önceden Türki ülkelerdeki okullarını teftiş etmek amacıyla yurtdışına çıktığı kulaktan kulağa yayılmıştı. Ancak Gülen, Türki ülkelere değil daha güvenli bir ülke olan Amerika'ya giderek yerleşti. Davasını buradan avukatları aracılığı ile takip eden Gülen'in dava sona erdikten sonra Türkiye'ye gelmesi de gündeme gelmişti. Ancak Gülen henüz Türkiye'ye gelme zamanının gelmediğini açıklamıştı. Gülen internet sitesinden "AKP ve Gülen'i Bitirme planı" ara başlıklı "İrtica ile Mücadele Planı" belgesine de şüpheyle yaklaştığını belirtmişti. Belgenin fitne çıkartmak amacıyla yapılmış olabileceğini dile getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;GÜLEN İÇİN TERÖRLE MÜCADELE YASASI DEĞİŞTİRİLDİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen için daha önce de Terörle Mücadele Kanunu değiştirilmişti. Terörle Mücadele Kanunu'nda Anayasal düzenin değiştirilmesi için örgütün silahlı örgüt olması şartı getirildi. Silahsız örgütlerin bu faaliyetleri de düşünce özgürlüğünün önü açılıyor adı altında değiştirilmişti. Bu yüzden Fethullah Gülen hakkında yerel mahkemenin verdiği karar Yargıtay tarafından bozulmuş, yerel mahkeme kararında direnince Yargıtay Ceza Genel Kurulu verdiği kararda Gülen hakkında Terörle Mücadele yasasında yapılan değişikliğe göre örgütünün silahsız olması nedeniyle ceza verilemeyeceğine hükmetmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İhsan DEMİR&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-781912212533373317?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/06/akpnin-fethullah-guleni-askeri-yargdan.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-7380976680826780625</guid><pubDate>Thu, 25 Jun 2009 20:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-25T13:14:38.914-07:00</atom:updated><title>GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ’UN 29 NİSAN 2009 TARİHİNDE MEDYA MENSUPLARI İLE YAPTIĞI “İLETİŞİM TOPLANTISI –II”</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkPagwUDNqI/AAAAAAAAAYU/u8P8gxpV4y8/s1600-h/basbug.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351361038505948834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 229px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkPagwUDNqI/AAAAAAAAAYU/u8P8gxpV4y8/s320/basbug.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Medyamızın Saygıdeğer Temsilcileri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Karargâhına hoş geldiniz. Bu, sizlerle yaptığımız ikinci iletişim toplantımız. Bu toplantıya, maalesef, biraz evvel sizlerin de duyduğu üzücü bir olayla başlıyoruz. Her zaman ifade ediyorum: Türkiye, aslında terörle yaşayan bir ülkedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün evvel İstanbul’da yaşadıklarımız, bu sabah Diyarbakır Lice’de karşılaştığımız olay, bunlar hep terör olaylarıdır. Bu sabah, Diyarbakır’da, Lice - Genç yolu üzerinden yapılacak bir intikal öncesinde yol emniyetini sağlamak için görevlendirilen personel bir tank ve bir zırhlı personel taşıyıcı ile bölgeye geliyor. Olayın gerçekleştiği yerden ilk önce tank geçiyor. Arkasından da zırhlı personel taşıyıcı, Amerikalılardan aldığımız M-113 Zırhlı Personel Taşıyıcısı, aynı yerden geçerken maalesef bir patlama olayı oluyor. Bu patlama sonucunda dokuz tane vatan evladı şehit oldu. Şehit olan dokuz personelden ikisi uzman, diğerleri vatani görevini yapmakta olan personelimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zırhlı Personel Taşıyıcının altında yaklaşık dört - dört buçuk santimetre kalınlığında zırh var. Bu araca bu kadar büyük bir etki yaptığına göre patlayıcı çok güçlü olmalı. Henüz olayla ilgili detaylı yorum yapmak doğru değil. Bu olay nasıl olmuştur? Olay incelendikten sonra bu konuyla ilgili kamuoyunu aydınlatıcı bilgileri elbette sizlere sunacağız. Ordu Komutanı da olay mahalline gitti veya gitmek üzere. Yalnız önemli olan şu, zırhlı personel taşıyıcının altında yaklaşık dört, dört buçuk santimetre zırh var. Böyle bir olay olduğuna, böyle bir sonuçla karşılaşıldığına göre, bu olaya neden olan patlayıcı çok güçlü olmalı. Bu patlayıcı ne olabilir? Tabi bunlar şu an sadece tahmindir ama bizim ilk değerlendirmemiz bunun el yapımı çok güçlü bir patlayıcı olduğu şeklindedir. Belki başka bir patlayıcı da olabilir fakat çok güçlü bir patlayıcının sebep olduğu bir olayla karşı karşıyayız. Bu patlayıcının düzeneği nedir? Bunu da şu anda söyleyemiyoruz ancak, patlama tank geçtikten sonra olduğuna göre, uzaktan kumandalı veya kablolu bir sistem olma ihtimali daha fazla öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybettiğimiz dokuz vatan evladına, dokuz şehidimize ben yüce Tanrı’dan rahmet diliyorum. Tabi, bu büyük bir acıdır. Türk milletine de başsağlığı diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki, terörle mücadelede karamsarlığa yer yoktur. Terörle mücadelede karamsarlığa girdiğiniz an bu mücadeleyi kaybedersiniz. Dolayısıyla, bu tip olaylar Güvenlik Kuvvetleri olarak bizlerin, Bölücü Terör Örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede kesinlikle azim ve kararlılığımızı azaltmaz. Güvenlik Kuvvetlerimiz, Silahlı Kuvvetlerimiz, Polisimiz terörle mücadeleye dünden daha fazla, daha azimli, daha kararlı olarak devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medyamızın Saygıdeğer Temsilcileri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlayacağınız üzere, Genelkurmay Başkanı olarak Nisan ayında iki faaliyetimin olacağını sizlere iletmiştik. Bunlardan bir tanesi 14 Nisan’da Harp Akademileri Komutanlığında yaptığımız “Yıllık Değerlendirme Toplantısı”, diğeri ise bugün yapmakta olduğumuz bu iletişim toplantısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, bugünkü toplantımızın süresini 90 dakika, yani bir buçuk saat olarak planladım. Sizlerin de katkılarıyla tamamlayacağımız bu iletişim toplantısını ağırlıklı olarak sizlerin sorularına cevap verecek şekilde yürütmeyi düşünüyorum. Dolayısıyla, başlangıç olarak giriş bölümünde çok büyük bir açıklama yapmayı düşünmüyorum. Ancak, sorularınızı almadan evvel, bir konunun üzerinde açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Bu konuyu da hemen söyleyeyim: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan soruşturma kapsamında bulunan mühimmat ve silahlarla ilgili. Bu konuda, gerek kamuoyumuzun gerekse medyamızın haklı olarak bilgi ihtiyacı var. Bazı konuların cevaplandırılmasına ihtiyacı var ki buna istek, talep, ne derseniz deyin ben bunun haklı bir talep ve istek olduğunu düşünüyorum. Şimdi müsaadenizle ilk olarak bu konuya ilişkin bizdeki bilgileri ve değerlendirmeleri sizlerle ve bu vesileyle de Türk kamuoyuyla paylaşmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu doğru temele oturtabilmemiz ve sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemiz için ilk önce silahla mühimmat arasındaki farkı ortaya koymamız gerekir. Çünkü bu konu çok önemli. Ne fark eder, sonuçta etki aynı etki olmuyor mu, diyebilirsiniz. Evet, belki bir bölümüyle doğru fakat bu farkı anlamazsak bazı olayları sağlıklı olarak değerlendirmemiz zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde size silahı tanımlamaya gerek yok. Silahın ne olduğunu herkes iyi biliyor. Silah; tabanca, tüfek, top, havan gibi şeyler. Bunu şunun için açıklamak ihtiyacı duyuyorum. Her silahın üzerinde mutlaka o silaha ait stok numarası var. Yani aynı numarayı taşıyan iki tane silah olmaz. Birinci önemli olan nokta bu. İkinci önemli olan nokta; silah, askerî malzeme olarak sarf malzemesi değildir. Yani bu ne demek? Silah, envantere girdikten sonra envanterden çıkıncaya kadar uzun süre kullanılan bir malzemedir. Şimdi, silahı bu şekilde tanımladıktan sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bugüne kadar yürüttüğü soruşturma kapsamında bulunan silahlar nelerdir, dediğimiz zaman, ki silah kavramının içine tabanca, tüfek ve av tüfeği de giriyor, şu anda bu soruşturma kapsamında bulunan 45 adet silah var. Bu, Türk kamuoyu için de çok önemli bir husus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah kavramını ortaya koyduktan sonra, birinci önemli noktayı açıklıyorum. Soruşturma kapsamında bugüne kadar bulunan veya yakalanan 45 adet silahtan hiçbiri Türk Silahlı Kuvvetlerindeki envantere dâhil değildir, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait değildir. Bu bizim için çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45 silah bulundu ancak bu silahların hepsinin üzerinde numarası var. Baktığımız zaman bu bulunan, yakalanan silahların hiçbiri Türk Silahlı Kuvvetlerine ait envanterde bulunan silahlar değil. Bunu özellikle açıklıyorum ve bu konunun doğru anlaşılmasını da özellikle istirham ediyorum. Kime aittir ayrı bir konu ama Silahlı Kuvvetlere ait değil. Bunlardan bir subayımızın üzerinde bulunan silahlar kendi şahsi yani kayıtlı silahları. Diğer silahlar nerelerden gelmiştir, kaynağı nedir, nereden satın alınmıştır? Konu yargıya intikal ettiği için elbette bunların kaynağı, nerden geldiği, nereden satın alındığı yargı sonucunda çıkacak ama bizim konumuz değil o. Elbette bizi de bir parça ilgilendiriyor fakat bizim için önemli olan bu silahların Silahlı Kuvvetlerin malı olup olmadığı, bizim envanterimizde olup olmadığıdır. Çünkü bizim kendi envanterimizde olması demek, bunların Silahlı Kuvvetlerden çalındığı anlamına gelir. Aramız da hanımefendiler de var onları hariç tutarsak hepiniz Silahlı Kuvvetlerde görev yaptınız. Silahın ordunun namusu olduğunu, Türklüğün de önemli değerlerinden olduğunu bilirsiniz. Yorumlarda özellikle bu silahlarla Silahlı Kuvvetler arasında bağlantı kurulmaya çalışılıyor, bu kesinlikle doğru değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühimmata gelince. Çok çeşitli mühimmat var. Bulunan mühimmatlardan LAW bir mühimmattır. El bombası, mühimmattır. Tüfek bombaları var ve diğerleri, onların hepsini ifade etmeye gerek yok. Mühimmat ne demek, ilk önce onu anlamamız lazım. Mühimmat bir kere kullanılır, mühimmatı ikinci kez kullanma olanağınız yok. Bir sefer kullanırsınız, biter. Dolayısıyla, mühimmat saf malzemesidir. Bu konuyu anlamak, konuyu doğru değerlendirebilmek için önemli. Bir, mühimmat bir kere kullanılır ve sarf malzemesidir. İşin belki en zor noktalarından bir tanesi her mühimmatın üzerinde sadece kafile numarasının olması. Yani, her mühimmatın silahlarda olduğu gibi özel bir numarası yok, kafile numarası var. Kafile numarası demek, bir mühimmat örneğin Silahlı Kuvvetler diyor ki altı bin tane bana LAW üret, Makine Kimya Endüstrisi, altı bin LAW’ıüretiyor ve altı bin ürettiği LAW’a aynı numarayı vuruyor. Şu ana kadar bulunan mühimmatın nereden çıktığını bulabilmek bizim için hayati öneme sahip ama mevcut kafile numarası sisteminde bazı zorluklarımız var. Elbette bunlarla ilgili tedbirleri aldık, onları da ifade edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi LAW silahını gösterelim. Silah dedim, ben de hep yanılıyorum mühimmat. Elbette etkili bir şey, etkisi ayrı bir konu. LAW’ı mühimmat olarak kabul ediyoruz. Tekrar ifade ediyorum, ismi üzerinde durmuyorum, mühimmat kavramı bizim için önemli. Mühimmat bir kere kullanılır, ikinci kullanma olanağınız yok. İkincisi, sarf belgesini yazdığınız, imzaladığınız zaman bu mühimmat kayıttan düşer. Bir de adetler tabi. Binlerce var. Üzerinde şurada da gördüğünüz gibi sadece bir kafile numarası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkmayın bu, kullanılmış LAW yani içindeki roket ateşlenmiş ve geride kalan alüminyum bir parça. Bu ne işe yarar? Bu belki birliklerde eğitimde kullanırsınız, onun dışında başka hiçbir şeye yaramaz, çöpe atılır. Buna bir roket koyarak, bunu ikinci defa kullanma olanağınız yok. Etkili mi? Etkili, bakın bu mühimmat 200 metre mesafeden yaklaşık 30 santimetre zırhı deler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, şimdi yeri gelmişken şu soruyu soralım, boş LAW’ı ne yaparsınız? Ya eğitimde kullanırsınız veya atarsınız yani imha edersiniz ya da yakarsınız. Beykoz Poyrazköy’de yapılan kazıların bir tanesinde beş tane boş LAW paketlenmiş olarak gömülmüş bir şekilde bulundu. Bu boş LAW’ın kullanılma olanağı yok yani kullanamazsınız. Ben de şu soruyu soruyorum, acaba bunu yapanlar, gömenler kim? Bilemiyorum tabi, elbette yargıya gitmiş bir olaydır, bu beş tane boş LAW’ı niye gömdüler? Açıkça ifade ediyorum ben bunu anlamakta zorluk çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UĞUR DÜNDAR(STAR TV): Kullanılmış olup olmadığını anlayabiliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Elbette. Zaten çıkan raporda da, gömüden çıkan beş tane LAW’ın boş LAW olduğu belirtiliyor. Şimdi benim de şunu sormaya hakkım var mı? Kesinlikle herhangi bir şeyim kastım yok. Ben sadece merak için soruyorum. Diyorum ki beş tane boş LAW, ki hiçbir işe yaramaz, niçin paketlenerek gömülüyor? Kim yaptı onu da bilemem, bunu yargı çıkartacak, istiyoruz ki çıkartsın, bunda hiç tereddüdümüz yok, peki nasıl oldu bu iş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yeri gelmişken bu Beykoz Poyrazköy’deki araziyle ilgili de bir - iki bilgi vermek istiyorum. Çünkü bu da çok yanlış değerlendiriliyor. Beykoz Poyrazköy’deki arazi Millî Savunma Bakanlığına ait bir arazi değildir. Nedir peki? Bir vakfa aittir. Arazinin statüsü nedir? Arazinin statüsü: İkinci Derecede Askerî Yasak Bölgedir. Arazinin sahibi Millî Savunma Bakanlığı değil. Şimdi, İkinci Derecede Askerî Yasak Bölge nedir, özellikleri nedir diye haklı olarak sormanız lazım. Ben de size çok açık söylüyorum. Bu İkinci Derecede Askerî Yasak Bölgeye sadece yabancılar giremez. Kimler girer? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes girer. Hatta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları eğer imar izni alır, askeri yasak bölgede de bir engel yoksa burada bina yapar, oturur, faaliyet de yapar. Bu konuda biraz karışık bilgiler mevcut: Efendim kimse giremiyor. Askerî bölge olsa tel çit ile çevireceksiniz gibi vesaire. Hayır, öyle bir şey yok, oraya herkes girebilir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da bırakın girmeyi, gerekli müsaadeleri alırsa ve güvenlik açısından da Silahlı Kuvvetlerden müsaade alırsa bina da yapar, tesis de yapar, istediğini yapar. Buna Bakanlar Kurulu kararıyla kısıtlama konabiliyor. Poyrazköy’le ilgili olarak Bakanlar Kurulu’nun herhangi bir kısıtlama kararı da yok, bunu da böyle bir bilgi olarak ifade etmekte yarar görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, mühimmat konusuna dönersek. Dediğim gibi üzerinde sadece bir kafile numarası var. Mesela ben bir örnek vereyim, bir taarruz el bombası üretilmiş, 6 bin 380 tane üretilmiş, hepsinde aynı numara var ve bu 6 bin 380 tane üretilen taarruz el bombası çeşitli birliklerimize dağıtılmış yani rakamlar genellikle 10 binlere yaklaşan rakamlar. Yine mesela bir LAW, biraz önce gösterdiğim mühimmattan 4 bin 500 tane üretilmiş. Önemli olan diğer bir husus Makine Kimya Endüstrisi tarafından üretilen mühimmatın hepsi Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine girmiyor. Yani hepsi Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı değil. Nereye gidiyor? Bazıları Emniyet Genel Müdürlüğümüzün ihtiyaçlarını karşılamak için onlara gidiyor. Örneğin, el bombaları, LAW biraz evvel gösterdiğim, hafif silah mühimmatı, tüfek bombası, RPG-7 roketi, aydınlatma fişeği, sis kutusu, hakem bombası, tahrif kalıpları, bubi tuzakları sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine giren mühimmat değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan sakın yanlış bir yorum yapmayın. Ben bu bulunan malzeme şuradandır, buradandır imasını yapmak istemiyorum kesinlikle ama bilgi olarak sunuyorum. Olayın mühimmatla ilgili konunun karmaşıklığını çizmek istiyorum. Örneğin, 1988 yılında 3 bin 300 tane savunma el bombası üretilmiş, 1988 yılında 3 bin 300 tane. Bunun 3 bin tanesi Emniyet Genel Müdürlüğüne verilmiş, 300 tanesi de Silahlı Kuvvetlerinin envanterine girmiş ve bu el bombalarından bir kısmı da bu bulunan mühimmatın içinde. Tekrar altını çiziyorum, yanlış bir anlaşma olmasın. Sorunumuz bu mühimmatların kime ait olduğu. Silahlı Kuvvetlere ait değil. Konu, şu anki durumuyla basit değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu düzeltmek için yaptığımız çalışmaları biraz sonra söyleyeceğim. Konunun karmaşık olduğunu sizlere net olarak anlatmak için söylüyorum. Şimdi mühimmat konusunda işin zorluluğunu ifade etmeye çalıştım. Kamuoyunda biraz yanlış bilinen, bu konuyu net olarak açıklamadığımız için hata bizim belki de buna da net olarak açıklık getireceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi deniliyor ki: “Efendim bu bulunan mühimmatın bir kısmı Silahlı Kuvvetlerin Özel Kuvvetler Komutanlığına ait gömülü mühimmatı olabilir.” Şimdi bunun net olarak cevabını veriyorum. 1986 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin özellikle Özel Kuvvetler Komutanlığımıza ait Türkiye sathında gömülü silah ve mühimmatı vardı. O dönemde alınan karar çerçevesinde bu silah ve mühimmatın tümünün toplatılarak depolara alınması emri verildi ve bu işlem 1998 yılında tamamlandı. Bu ne demektir? Bu şu demektir, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye sathında hiçbir yerde gömülü silahı ve mühimmatı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu genel bilgilerden sonra sizler de mühimmatın kontrolü konusunda bazı sorunların olduğunu anladınız. Bunları açıklamaya çalıştım. O halde bizlere düşen görev, bu mühimmata ilişkin sistemimizi bütün boyutlarıyla gözden geçirerek daha sağlıklı, kontrol edilebilir sisteme sokmak. Bu bizim görevimiz. Çünkü bundan en çok zarar gören biziz. Neticede bir şey olduğunda bizle ilişki kurulmaya çalışılıyor. Bu açıdan biz, geçen yıldan itibaren bu konuda mesafeler aldık, bazı faaliyetlere başladık. Şimdi bunlardan bazı önemli olanları ifade ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir, el bombaları ve özellikle LAW. Biraz evvel gösterdim, önemli bir mühimmat. Onun için bizim mutlaka her el bombasına ve her LAW’a özel stok numarası vermemiz lazım ama vereceğimiz bu numaranın silinmemesi lazım. Silindiği zaman da en azından mutlaka o numarayı görmemiz lazım. Zaten bu sistemi kurarsak bundan sonra bir yerde hata olmuşsa o hatayı bulmamız çok kolay olacak. Şimdi özellikle yeni üretilenlerden başlamak üzere el bombalarına ve LAW’lara özel stok numarası verilmesi işlemine başlandı. Nereye yazıyorsunuz, nasıl yazıyorsunuz, diye sormayın bunu size de söylemem. Görünmeyen, bulunamayan yerlere yazılmaya başlandı ve bulsalar dahi silme olanağı olmayacak. Buna başladık. Tabi, envanterde olanlara kısa zamanda bunu yapmak kolay değil. Fakat, bütün şartlarımızı zorluyoruz. Bunu samimi olarak ifade ediyorum, bütün imkân kabiliyetlerimizi zorluyoruz, elbette dolu olan mühimmatın içini açıp içine yazma şansımız yok. El bombalarında bunu yapma imkânı yok ama bu bizim için önemli. Dolayısıyla kafile numarası sistemi değişmiştir. El bombaları ve özellikle LAW’lar için ve bunu da mümkün olan en kısa zamanda tamamlamayı hedefledik. Tabi ki bir müddet zaman alacak çünkü bahsettiğimiz rakamlar 10 binler, 100 binlerle ifade ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci konu, herhangi bir yerde mühimmat veya silah bulunduğu zaman, özellikle mühimmat bizim için çok önemli, Ankara’dan Kuvvet Komutanlıklarından o kafile mühimmat hangi birliklerdeyse oraya nokta denetleyicisi gönderiyoruz. Lojistik Komutanlıklarında kuvvetlerin personeli var. Onlara diyorlar ki hemen yarın uçakla gidecekseniz, şu kafileli numaralı şu, şu mühimmat şu birliklerde, o mühimmatı olan depolara girecekseniz, nokta olarak kontrol edecekseniz, kontrol edecekseniz. Bunu yapıyoruz. Ayrıca, her olaydan sonra birliklerden mühimmatınız tamam mı, eksik mi diye resmî rapor alıyoruz. Bu iki sistemi yaklaşık bir yıldır çalıştırıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi alınan raporların ve ani değerlendirme, denetleme sonuçlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Birliklerden alınan, tabi bütün Silahlı Kuvvetleri kastediyoruz, resmî raporlarda da bizim kayıtlarımıza göre mühimmat eksiğimiz gözükmüyor. Bu mühimmat o zaman nereden geldi, sorusu var. Kaynaklardan biri Irak, maalesef Irak. Her açıdan bize problem olan bir yer. Irak’a gidenleriniz varsa, şu andaki durumu bilmiyorum ama dört, beş sene evvelki Irak’a gittiğiniz zaman, Irak’ın kuzeyine, sokakta neredeyse Doçka uçaksavar silahını bile parayı verin, çantanıza koyup getirirsiniz, öyle bir durum var. Doçka ki en ağır silahtır. El bombası, Kaleşnikof, LAW, tedariki çok kolay. Diğer kaynak, İç Güvenlik Harekâtında kontrol zorluklarımız var. Bu gerçeği de gizleyemem. İç Güvenlik Harekâtında operasyona çıkan bir birliğin operasyondan sonra üzerindeki mühimmatı tam olarak kontrol etmeniz güç. Birliklerde atıştan sonra el kovanlarını toplayıp sarfını yapabiliyoruz. Ancak, operasyondaki birliğe hem çatış hem el kovanını topla diyemezsiniz. Orada bazı zorluklarımız var ama bu zorlukları ben mazeret olarak söylemiyorum. Elbette bunları da daha sağlıklı bir sisteme bağlamak mecburiyetindeyiz. Bunun için ne yapıyoruz? Bunun için, mühimmat, sarf malzemesi dedim, o önemli. Çünkü sarf malzemesi neticede Birlik Komutanı, Bölük, Tabur Komutanı, sarf edildi diye imzaladığı zaman o belge hukuki belge oluyor. Şimdi biz sarf belgelerinin daha üst komutanlar tarafından onaylanma zorunluluğunu getirdik ki bu işin kontrolünü daha güçlü yapalım. Bu güvensizlik değil. Son senelerde kesildi ama eskiden örneğin bir Komando Tugayında görev yapan komando eri, komando çavuşu, operasyona girdiğinde el bombasını saklıyor veya bilmem ne yapıyor, bunu bir simge olarak görüyor. Bu bir noktada cehalettir de. Terhis olduğu zaman köyünde, bu el bombasıdır diye gösteriyor. Bunlar oldu, yaşandı. Böyle sorunlar var ama bunların şimdi çok çok alt seviyelere çekildiğini açıkça ifade edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer önemli nokta, bu konuda söyleyeceğim, benim söyleyeceğim, son nokta şu, her bulunan mühimmat veya silah söz konusu olduğu anda hiç gecikmeksizin Silahlı Kuvvetler olarak konuda, iddiada ismi geçenlerle ilgili, iddiadır bu çünkü kimin suçlu olup olmadığı yargı sonucunda elbette ortaya çıkacaktır, biz derhal askerî yargı sistemini çalıştırıyoruz. Yani askerî savcılar hemen o olayla ilgili soruşturmasını açıyor. Şu ana kadar bu konuda askerî soruşturma açılmayan hiçbir konu yoktur. En son iki örnek, biliyorsunuz bir yarbaya ait silah ve mühimmat bulunması -ki iddiadır mahkeme elbette bunu netleştirecek- ile ilgili olarak hemen Genelkurmay Askerî Savcılığı tarafından soruşturma açılmıştır. Soruşturmanın, hazırlık soruşturması sonuçlanmak üzeredir. Beykoz Poyrazköy’de bulunan malzemelerle ilgili iddialar yöneltilen kişiler hakkında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Savcılığı soruşturmayı o gün açmıştır. Bu konuları hemen yargıya, savcılıklara, askerî savcılıklara getirme konusunda kararlılığımız kesindir ve bu uygulamalarda da bugüne kadar en ufak bir gecikmemiz yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mühimmatın kimler tarafından ne amaçla gömüldüğünü bize soruyorlar. Herhalde bu sorunun muhatabı ben değilim. Bu sorunun muhatabı yargıdır. Yargı bunu sorguluyor. Temenni ediyoruz ki yargı, kendisine gelen konuları mümkün olduğu kadar kısa bir sürede bu olayların kimler tarafından yapıldığını, ne amaçla yapıldığını ortaya çıkarsın. Bunu biz de bekliyoruz ama bu sorunun muhatabı ben değilim. Onun için herkesten özellikle bunu rica ediyorum, istirham ediyorum, biraz sabırlı olalım. Yargının bu konularla ilgili kararlarını sonuçlandırmasını sabırla bekleyelim. Çok sabırsızlık var. Bazen yargının zaman olarak da biraz yavaş işlemesini eleştirebilirsiniz. Doğrudur ama başka alternatifiniz yok. Bu açıdan, özellikle bu mühimmatın kimler tarafından ne amaçla gömüldüğü konusunu yargıya bırakmak durumundayız. Konu, yargıya intikal etmiştir. O halde hepimize düşen görev, sabırla yargının ulaşacağı sonuçları beklemektir çünkü çok yerde bu konu gündeme geliyor. Genelkurmay bunu bulsun, kim yaptı, nasıl yaptı, neden yaptı? Bu, bizim işimiz değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak bu bulunan silah ve mühimmatla ilgili olarak benim bu safhada sizlere açıklayabileceğim, sizlerle paylaşacağım bilgiler bunlardır. Bu konu bizi de, elbette Türk kamuoyunu da rahatsız etmektedir, buna katılıyorum. Silahlı Kuvvetler olarak üzerimize düşen görevleri yaptığımızı, gerekli tedbirleri aldığımızı sizlerle paylaştım. Bu konuda en ufak bir tereddüdümüz yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühimmatın kontrolü için elbette bazı düzenleme ihtiyaçları var, bu ortada. Bir yıldır ciddi şekilde bunun üzerinde duruyoruz. Bazılarında mesafe aldık. Belki ileride de yapabileceğimiz bazı şeyler çıkabilir. Bu bizim için önemli bir konu, bunun öneminin farkındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu safhada konuyla ilgili sizlere aktaracaklarım bunlar. Şimdi sizlerin sorularınızı cevaplandırmaya çalışacağım. Evet, Sayın Dündar’dan başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UĞUR DÜNDAR: Efendim, savunma el bombalarından söz ettiniz, 3300 adet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Bir tanesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UĞUR DÜNDAR: Evet, aynı kafile numarasını taşıyan bir örnekten bahsettiniz. Bunun 300 adedinin Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından alındığını belirttiniz. Acaba Poyrazköy’deki kazılarda bulunan el bombalarının kafile numaralarını taşıyan benzeri mühimmat Emniyet Genel Müdürlüğüne verilmiş olabilir mi? Bu konuda bir incelemeniz oldu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UĞUR DÜNDAR: Efendim, savunma el bombalarından söz ettiniz, 3300 adet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Heyetle ilgili olarak daha ilk raporlar geldi. Bu sorunuza tam net olarak cevap veremeyeceğim. Onu inceleyelim size bilahare aktaralım. Elimde Poyrazköy’de bulunan mühimmatla ilgili olarak net dökümler yok. Cinsler belli ama ne nerededir konusu açık değil. Madem sordunuz söyleyeyim: Bildiğim bir şey var. Orada dolu bulunan LAW var. Rakamı hatırlamıyorum. Galiba 25 tane dolu bulunan LAW’ların bir tanesi bir kafile numarası bir stok numarası olanlar mesela SAT Komutanlığı’nın envanterinde yok. Başka yerden gelmiş olabilir ama ifade ettiğim gibi özellikle Makine Kimya Endüstrisi tarafından üretilen LAW silahları sadece Türkiye içinde üretilmiyor. Yabancı ülkelere de satılıyor. Bunu oradan geldi anlamında söylemiyorum ve bu bilgileri herhangi bir istihbarat noktasına getirme amacıyla söylemiyorum. Çünkü zaten onu ortaya çıkartmamız fevkalade zor ama amacım olayın karmaşıklığını, mevcut sistemin karmaşıklığını sizlere aktarabilmek. Ama yarın her LAW silahının üzerine stok numarasını vurduğumuz zaman ki başladık bu sorun ortadan kalktı. Silinmemek kaydıyla bu numarayı vurduğumuz ki onu yapıyoruz, yapmaya çalışıyoruz o zaman zaten bu tartışmanın hiçbir yeri olmayacak. Bulunan mühimmatın sahibi hemen beş dakika sonra açıklanabilecek ama şu anda bir zorluğumuz var doğrudur. Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU (GAZETECİ): Poyrazköy bahsinden hareketle bir kısmı açıkladınız. Ergenekon soruşturmasıyla ilgili malum iki iddianame, ikinci iddianame de ortaya çıktı. Birçok taraflar, birçok suçlama, birçok eylem var iddianame içerisinde. Bir kısmı da Silahlı Kuvvetlerle ilgili sayılabilecek türden. Eski personelinizin, eski komutanların da içinde bulunduğu birtakım iddialar var. Bunlarla ilgili birtakım isimler tartışma konusu. Örneğin selefiniz Sayın Özkök bir tanıklık yaptı, ifade verdi geçtiğimiz hafta. Genel olarak yaklaşımınız nedir? Türk Silahlı Kuvvetleri olarak siz Genelkurmay Başkanı olarak Ergenekon soruşturmalarına, davaya, dava safahatına nasıl bakıyorsunuz? Nasıl bir dava olarak görüyorsunuz? Kamuoyunda herkesin bir kanaati var. Sizin kanaatiniz nedir? Davanın iddia edilen birtakım geçmişteki olayları açığa çıkarma potansiyeli görüyor musunuz? Yaklaşımınız nedir? Ergenekon davasını nasıl görmektesiniz, nasıl izlemektesiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Evet Karaalioğlu teşekkür ederim. Şimdi bir kere isim zikrediyorsunuz; bu isim zikretme yanlış. Bu isim zikredilmeyeceği, davayla ilgili özel isim olmayacağına dair mahkemenin de kararı var ama maalesef…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU: En azından etkilenmeyeceğine dair.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Hayır özel isim zikrediyorsunuz. Bu davanın özel isimle anılmayacağına yönelik mahkeme kararı var. Var mı yok mu? Burada hemfikir olalım. Var mı yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU: Var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Var. Hukuk devleti miyiz? Saygı göstereceğiz. Bunda hemfikir olalım. İşimize geldiği zaman evet, işimize gelmediği zaman hayır. Bir kere yani bu noktanın altını çizmek isterim. Benim bildiğim kadarıyla dosyalara ilgili mahkemenin dosya numarası verilir. Hukuken de bizim Ceza Muhakemesi mevzuatına göre özel isimle bir davanın anılması doğru değil. Bu bir mahkeme kararı da olduğuna göre herhalde buna hepimizin başlangıçta saygı göstermemiz lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel bakış açımızla ilgili sorunuza gelince, hatırlıyorsunuz 14 Nisan Harp Akademileri’nde yapmış olduğum konuşmada dedim ki, bu önemli olduğu için bir kez daha burada altını çizmek istiyorum. Biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız. Ve biz elbette demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız. Bunda da kimsenin ufak tereddüdü olmaması lazım. Yine orada ifade ettiğimiz bir diğer husus, demokrasinin elbette en vazgeçilmez temel noktalarından bir tanesi de yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüdür. Gerçekten bugün her ülke için anayasal düzen ve hukuk düzeni çok önemlidir. Bir ülkede anayasal ve hukuk düzeninde zafiyet varsa o ülke zaten çok zor bir durumdadır. Dolayısıyla bir kere her şeyden evvel herkesin mevcut yargı sistemimize, hukuk düzenimize zarar verecek davranışlardan kesinlikle kaçınması lazım ve bu konularda çok dikkatli olunması lazım. Bu açıdan biz Silahlı Kuvvetler olarak yargı ve hukuk süreci konusunda dikkatli olmaya azami şekilde önem veriyoruz ve herkesin aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz. Genel prensip olarak bu kapsamda biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak her zaman hukuka sonuna kadar güvenilmesi düşüncesindeyiz. Bunda da en ufak bir tereddüdümüz yok. Hukuka, hukuk sistemimize, yargıya sonuna kadar güvenmek mecburiyetindeyiz. Başka alternatifi yok ve bu herkes için geçerli. Bunları söyledikten sonra, aslında benim bu konuyla ilgili, devam etmekte olan yargı süreçleriyle ilgili yorum – değerlendirme yapmamı bekleyemeseniz. O zaman başta söylediklerimden farklı noktalarda olabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak madem ki sordunuz, bazı konularla ilgili bu konuda düşüncelerimizi de paylaşmak isterim ki sizlerle paylaşacağım bu düşünceler tamamen bu süreçte Silahlı Kuvvetleri kurum olarak ilgilendiren konularla ilgilidir ve bazı konularda emekli ve muvazzaf personelimizi de kişisel bazda ilgilendiriyor. Bu söyleyeceklerim yeni değil ama sorduğunuz için konuları gelin bir kere daha şöyle bir gözden geçirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci konu; biz dedik ki mahkemeler kesin karar verinceye kadar herkes suçsuzdur. Bu beynelmilel yani uluslararası bir hukuk kuralı; mahkemeler kesin kararı verinceye kadar herkes suçsuzdur. Diğer bir deyişle hukuki terim olarak buna “masumiyet karinesi” diyoruz. Bunu da terim olarak da hatırlarsanız ilk defa biz gündeme getirdik. Şimdi soralım bu yürütülen soruşturma kapsamında masumiyet karinesine tam uyuluyor mu? Ben soruyorum, cevap da vermeyeceğim; yani bu temel bir prensip. Siz daha kesin karara ulaşılmadan, iddialar üzerine hüküm veremezsiniz. Yargı süreci elbette devam ediyor, bekleyeceğiz, sabredeceğiz. Baştan itibaren kişileri suçlu ilan etmeye kimsenin hakkı yok. Kişilerin kişisel haklarını da zedeliyoruz. Yarın o kişiler temenni ederiz beraat ederler; o zaman bu kişilere verilen kişisel zararı kim kapatacak? Bırakın öbür konuları, moral açısından, etik açıdan verilen zararı kim kapatacak? Burada tabi medyaya da çok önemli görev düştüğü ortada. Zaten medya bu konuda sağlıklı hareket etse zaten bu sorun ortada olmaz. Medyaya yine geldik, medya konusuna geldik ama medya olarak siz de kendinizi lütfen sorgulayın, sorgulayın. Birinci konu buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci konu, soruşturmanın gizliliği ilkesi. Mesela şimdi soruşturmanın gizliliği ilkesi Türkiye'de gerçekten var mı, yok mu? En önemli olan noktadan bir tanesi bu soruşturmaların ve yargılamaların yapılırken kurumların saygınlığına ve güvenliliğine de zarar verilmemesi lazım. Mecbur kaldım, bir örnek vermek istemiyorum ama sordunuz için vereceğim. Bu maalesef her yerde de oldu; Beykoz Poyrazköy’de bulunan mühimmat ve silahlar bir televizyonda kaç dakika gösterildi? 50 dakika, 50 dakika sürekli, gösterilen bant herhalde altı yedi dakika; 10 sefer haberi geçiyorsunuz. Tabi Beykoz Poyrazköy’de bulunduğu için SAT ilişkisi kuruluyor, ayrıca bir kişiyle bağlantı kuruluyor. 10 sefer geçiyorsunuz, geçiliyor. Bu bir haber midir? Haberdir elbette. Burada hemfikir olalım; bu haberdir, kamuoyuna verilmelidir. Doğrudur ama bu haberin 50 dakika boyunca defalarca verilmesinin amacı nedir? Ben de bunu soruyorum ve haklıyım da burada. Haksızsam sonra konuşalım. 50 dakika, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz defa aynı haberi geçiyorsunuz ve kurumlara acaba bu zarar vermiyor mu? İkincisi, 50 dakika boyunca bu kazıların defalarca gösterilmesi, acaba gerçekten bir habercilik midir? 10 kere tekrar edilmesi habercilik midir yoksa acaba kamuoyuna korku, karamsarlık vermek midir? Medyamızın haber vermesine saygı gösteriyorum, kamu hizmeti yapıyorsunuz, onda kimsenin tereddüdü yok, elbette haber verilecektir ama verilen haberle acaba bir taraftan da kamuoyunda bir karamsarlık, kötümserlik yaratıyor muyuz, yaratmıyor muyuz? Bu da herhalde sorgulanması lazım gereken noktalardan bir tanesi. Bir itirafçı çıkıyor, bir gazete bu itirafçının konuşmalarını beş gün yayınlıyor ardı ardına. Bu gerçekten bir haber midir? Bu şeylerde maalesef ve maalesef bir noktada kurumsal bağ ilişkisi kurulmaya çalışılıyor ve bunlar elbette bizi rahatsız ediyor. Ama tekrar altını çiziyorum, mutlaka haber olacaktır, haber vermeye kimsenin en ufak bir şey söylemeye ne hakkı ne yetkisi vardır. Ama elbette bu haberin veriliş şekli, süresi ve yaratacağı, kamuoyu üzerinde yaratacağı etkinin de dikkate alınması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir konu, Türkiye artık her sabah kalktığımız zaman acaba kimin ses bandıyla karşılaşacağımız bir ortama geldi. Ses bantları kanuni yollarla mı alınmış? Hayır. İkincisi, o ses bantları gerçekten doğru mu? Hayır. Çünkü bir kısmı belki doğru olsa da diğer bir kısmı belki onun içine ilave edilmiş konular. Peki, bununla nereye gideceğiz? Bu da bizi çok rahatsız ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir konu, sorduğunuz için söylüyorum, iddianamede yer alan öyle konular var ki ben bir tanesini Silahlı Kuvvetleri ilgilendirdiği için örnek vereceğim: Bu söylediklerimi Silahlı Kuvvetler bağlamında konuşuyorum, diğerleri zaten benim ilgi alanıma girmez. İkinci iddianamede yanılmıyorsam 1993 yılında Bingöl’de meydana gelen olayla ilgili bir gizli tanığın ifadesi var. Gizli tanık kimdir, ne kadar güvenilir? Bu beyanı iddianamede yer almış ama şimdi bu olabilir mi? Olabilir ama şunu beklemek de, şunu sormak da bizim hakkımız: bu gizli tanığın vermiş olduğu ifade ile iddianamede geçen kişiler arasında bağlantı kurulması lazım. Olay var ama olayın o iddianamede suçlanan kişilerle olan organik ilişkisi yok. O zaman niçin koydunuz bunu? Sormaya hakkımız yok mu? Artı sadece bir gizli tanık, onu destekleyen bir delil de yok. Delil olmayabilir belki, ben onu da kabul ediyorum ama neticede eğer bir şey konmuşsa iddianameye bir noktada o iddianame kapsamında ismi geçen kişilerle veya olaylarla onların bir ilişkisi olması lazım ki bir anlam ifade etsin. Bu da maalesef çok sık karşılaştığımız bir durum. Tabi bu konuda benim temas edeceğim bir diğer konu şu; iddianamelere baktığımız zaman bazı olayların sadece ve sadece gizli tanık ve itirafçılara dayandığını görüyoruz, gizli tanık artı itirafçılar. Tabi bütün yan dosyaları incelemedik. Ama sadece özellikle gizli ve itirafçılara bazı konuların dayanmış olması da insanı bir noktada düşünme noktasına sürüklüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel sordunuz; bu hukuk süreci içerisinde genel olarak ifade edebileceklerim bunlar ama onun dışında başta da söylediğim gibi yargı süreci devam etmektedir. Silahlı Kuvvetler olarak biz bu yargı sürecine elbette saygılıyız. Bu süreci herkes gibi bizler de takip edeceğiz, izleyeceğiz. Elbette sonuçlarını hep beraber yaşayacağız. Evet, hanımefendilere de söz verelim, buyurun efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUAZZEZ SELDAĞ AYDIN (BRTK): İstanbul’da söz konusu zararların Kıbrıs’a kadar yayılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Onu da Kıbrıs’taki yetkililer değerlendirsin. Teşekkür ediyorum. Bizim zaten Türkiye’yle ilgili yeterli konu şeyimiz var. Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOĞAN ŞENTÜRK (FOX): Efendim ben bir şeyi çok merak ediyorum, emekli generallerimiz ve Sayın Emekli Genelkurmay Başkanlarımız da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir mensubu olduğu için Sayın Özkök’ün ifadesi alındı İzmir’de. Daha önceden bunun bilgisi sizde var mıydı, yoksa sonradan mı öğrendiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Şimdi ikinci iddianameyi incelediyseniz, ikinci iddianamede bu söz konusu konunun tefrik edildiğini görüyoruz yani savcı ikinci iddianame içine almadım, bunu ayırdım diyor. Tefrik, hukukçularda tabi bu terim daha iyi tanımlarlar. Şimdi 2’nci iddianamede bu konu teflik edilmişti ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sizin de ifade ettiğiniz Emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ün tanık olarak ifadesine başvurma ihtiyacını duyduğu anlaşılıyor. Buradan da şu sonuç tabi, şu hususu ifade edebiliriz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu konuyla ilgili soruşturmaya devam etme niyetinde olduğunu gösteriyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu soruşturma neticesinde hangi sonuca gelir? Bunu tabi şu anda ne yorumlayabilir ne tahmin edebiliriz ancak bu ifade alınmasıyla bu soruşturma sürecinin devam edeceği anlamı geliyor. Tabi hepimize burada düşen görev, bu soruşturmanın sonucunu beklemek. Sayın Emekli Orgeneral Hilmi Özkök, Sayın Komutanımız, benim de komutanım biliyorsunuz, bu konuyla ilgili kendisi de ifade ettiler, bizden hukuki boyut ile, salt hukuk boyutu ile Adli Müşavirliğimizden bilgi talep ettiler hukuk çerçevesiyle ki elbette bizim Adli Müşavirimiz bu konularda danışmanlık vermekte, gayet doğaldır bir komutanımıza. Biz bu danışmanlık, hukuk bazında danışmanlık görevimizi yerine getirdik. Bu konuyla ilgili benim söyleyeceğim bunlar. Sorunuzu çektiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): Yo, daha duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Peki. Evet,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OKAN MÜDERRİSOĞLU (SABAH): Efendim, birbiriyle bağlantılı iki soru soracağım. 14 Nisan’da Harp Akademileri’nde yaptığınız konuşmada, tırnak içinde, devlet dağ kadrosunun örgütten ayrılmasını sağlayacak şekilde mevcut yasal düzenlemelerin daha yi şekilde uygulanabilmesini sağlamak için bazı değişiklikler yapmalıdır dediniz. Bu değişiklikler konusundaki önerileriniz nelerdir? Bu çerçevenin içini nasıl dolduruyorsunuz? Bu kapsamda bir af kavramı da tartışıldı. Bu konuya da değinmek ister misiniz? Yine aynı şekilde Harp Akademileri’ndeki konuşmanızda Atatürk’ün bir sözüne atıfta bulundunuz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir ifadesini bizimle paylaştınız. Bu Türkiye halkı kavramı içinde Kürt halkı kavramını nereye oturtuyorsunuz? O Kürt halkının, eğer böyle bir kavramı içine oturtuyorsanız, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde ortaya koyduğu iradeyi hatta bir milletvekilinin deyişiyle Kürdistan sınırları ortaya çıktı ifadesini üniter devlet yapısı ve terörle mücadele açısından nasıl yorumlarsınız? Teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Ben teşekkür ederim. İsterseniz şöyle yapalım. Sorunuzu aldım, cevaplandıracağım. Birinci bölümde o hukuk süreciyle ilgili aslında başka sorunuzun olmadığını tahmin ediyorum. O konuyla ilgili o bölümü tamamlayalım. Sonra diğer genel konulara geçelim. Ben fazla sorunuz yok diye tahmin ettim ama hukuk süreciyle ilgili kaç kişinin acaba sorusu var? O zaman toptan suallerinizi alalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): Bir nokta, Özden Örnek’in anıları, günlükleri yayınlandı, gazetelerde çıktı. Genelkurmay bu konuda bir şey yaptı mı? Yani bir inceleme, soruşturma, böyle resmi soruşturma değil ama hiç değilse doğru mu, değil mi, şeklinde? Bu birinci sorum, ikincisi, emekli komutanların yaptıkları hakkında iddianamelerde, iddialar var, konuşmalar var, suçlu bulunmaları halinde veya halen bu faaliyetler Türk Silahlı Kuvvetlerini ne oranda rahatsız ediyor? Çünkü ortada bir dağınıklık söz konusu, aynı dağınıklığı silahlarda da görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Artık silahlarda bir dağınıklık görmemeniz lazım. Ayrıca silahların bizimle ilgili olmadığı konusuna değinmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): Türk Silahlı Kuvvetlerinin silahlarındaki dağınıklıktan söz etmiyorum, öyle bir dağınıklık iddia etmiyorum ama ortada topraktan fışkıran bir silah durumu mevcut. Onun için ne diyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Siz medyanın duayenlerindensiniz, bu fışkırtma lafı doğru mu sizce? Fışkırma demek kazmayı vurduğunuzda, her yerden bir şeyin çıkması manası çıkacak. Bununla kamuoyuna ne mesaj veriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): Peki, fışkırtma değil, topraktan çıkan, kazara çıkan silahları kastediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Gerçekten bu tabir güzel mi sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): Peki, geri aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Hayır, kamuoyu yargı sürecine güvenmeli, kamuoyu yargı süreciyle ilgili bilgilendirilmeli, buna hiç itirazımız yok, ama bunun yanında da kamuoyuna, her vesile, korku, karamsarlık vermenin ne faydası var? Şimdi mesela, Ankara Bahçelievler’de üç tane G–3 mermisi bulunmuş. Büyük ihtimalle birinin güneydoğudan getirdiği ancak, korkarak attığı bir durum. Hemen bizim televizyonlarda, son dakika olarak geçirilerek yazılıyor. İstanbul-Ankara’da, üç tane mermi bulundu şeklinde yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): Ama başka ülkede bu kadar mermi bulunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Nereden biliyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND (KANAL D): -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Teşekkür ederim. Başka soru alabilir miyim? Evet, Sayın Altaylı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FATİH ALTAYLI (HABERTÜRK GAZETESİ): Özden Örnek’ten yola çıkarsak, bu davanın temel konusunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir darbe yapma hazırlığı içerisinde olduğu veya birilerinin Türk Silahlı Kuvvetlerini darbe yapmaya yönlendirdiğidir. Ben emeklilerin veya sivillerin darbe yapabileceğini pek düşünmediğim için eğer darbe yapılacaksa bunun mutlaka ordu içerisinde olması gerektiğini düşünüyorum mesela eğer dört tane emekli paşa darbe yapılacaksa ellerine tabanca alıp, yürüyün çocuklar diye darbe yapamazlar. Siz Genelkurmay Askeri Savcılığına; ordunun darbe yapmaya hazırlanan bazı birimleri olduğuna dair veya darbe heveslisi bazı birimlerin, kişilerin olduğuna dair bir soruşturma yaptırdınız mı? Bu mevcut yürüyen soruşturmaya paralel olarak, oradan gelen birtakım bulgulara yönelik, Genelkurmay Askeri Savcılığının yetkileri çerçevesinde bir değerlendirmeye aldınız mı? Keza Birand’ın da söylediği günlüklerden de yola çıkarak, ordu içerisinde ayrı bir çalışma var mıdır? Çünkü aslında bu konu doğrudan doğruya Silahlı Kuvvetlerin kendi iç bünyesini ilgilendiren bir konudur. Siz Genelkurmay içinde bununla ilgili bir soruşturma yürütüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FATİH ALTAYLI (HABERTÜRK GAZETESİ): Ben teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Evet, Sayın Küçükkaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSMAİL KÜÇÜKKAYA (AKŞAM GAZETESİ): Efendim, bu sabah İstanbul yürütülen soruşturmayla ilgili birtakım soruları gündeme taşıdınız ve yasal sürece saygınızı ifade ederken, bir taraftan da Türk Silahlı Kuvvetlerinin olayla kendisi arasında kurulan iddia bağlamındaki konuları da kendiniz soruşturma sürecinizde ortaya çıkması anlamında çalıştırdığınızı, mekanizmaları işlettiğinizi söylediniz fakat tabi sorularınız da sürece dair birtakım şüpheleriniz olduğunu ortaya koyuyor. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı olarak bu endişelerinizi devletin ilgili mekanizmalarında da ya da ikili temaslarınızda devletimizin, örneğin Sayın Cumhurbaşkanıyla haftalık olağan görüşme mekanizmasını başlattınız, mesela Sayın Başbakanla konuşarak. Oralarda bu soruları gündeme taşıdınız mı? Teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Ben teşekkür ederim. Şimdi burayı mahkemeye çevirmek istemiyorum. Bu konuyu son iki soru alarak kapatacağım. Evet Sayın Aktaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERDOĞAN AKTAŞ (HABERTÜRK): Efendim, sorum Ergenekon hakkında olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Beni burada 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı yerine koymayınız, dava mahkemede devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERDOĞAN AKTAŞ (HABERTÜRK): Türk Silahlı Kuvvetleri yıllardır terörle mücadele ediyor, bölücü terör örgütüyle, PKK ile mücadele ediyor ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sürdürdüğü soruşturmada, terör örgütünü Ergenekon örgütünün kurdurduğuna dair bir ifade var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Ergenekon dediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERDOĞAN AKTAŞ (HABERTÜRK): Evet ama şunu da açıklayayım, yasak olan o soruşturma terör örgütünün yani ETÖ kısaltılması yasaklanmıştır. Terör örgütü demek yasaklanmıştır. Ben de başka bir kavram bulamadım ama, 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesinin aldığı karar, iddia olunan terör örgütü ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Ben de özel isim kullanılmayacağını biliyorum, Ceza Muhakemesi Hukukuna göre davalara özel isim verilemez. Özel isim verdiğiniz zaman davaya özel bir anlam yüklemiş oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERDOĞAN AKTAŞ (HABERTÜRK): İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERDOĞAN AKTAŞ (HABERTÜRK): Numarası var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Numarası da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERDOĞAN AKTAŞ (HABERTÜRK): Peki efendim, ben sorumu bitireyim. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada atfedilen suçlarla cezaevine konulan ya da üzerinde iddia edilen yapının PKK terör örgütünü de kurduğu ve yönettiği gibi çok önemli bir iddia var. Sizler terörle mücadele ederken ve aynı zamanda bu konuyla ilgili çalışmalar sürdürürken buna bir yaklaşımınız oldu mu ya da verebilecek bir yanıtınız var mı, ya da ilişkilendiriyor musunuz? Bir terör örgütünün başkaları tarafından kurulup kullanılması sizce mümkün müdür? Teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Ben teşekkür ediyorum. Evet bu konulara ilişkin son soruları alacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FUAT UĞUR (ATV): Çok gergin konulardan söz ediyoruz, ortamı biraz yumuşatmak maksadıyla bu arada doğum gününüzü kutluyorum. Çok özel bir günde olmamız nedeni ile böyle bir giriş yapmak istedim. Sayın Başbuğ, biz haberleri yaparken, bir insan olarak konudan etkileniyoruz, bu arada kendi kişisel fikirlerimiz de oluşuyor. Silah ve mühimmatlar bulundukça halkın ve seyircilerin de çok sık tepkilerini alıyoruz, ciddi bir endişe de ortaya çıkıyor ve bu silahlarla darbe mi yapılır diyenler oluyor ancak öte yandan şöyle de bir sav da var. Büyük bir çoğunluk bu silahlarla Türkiye'de ciddi bir kaos yaratılabilir endişesi duymaktadır. Habercilere de bu silahlar çok ürkütücü geliyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu silahlar gerçekten Türkiye'yi bir kaos ortamına sürükleyecek kadar ciddi niteliğe sahip midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Teşekkür ediyorum. Şimdi bir hususu ifade ederek soruları cevaplandırmaya başlayayım. Bunu açık ve defalarca ifade ettik, benden önce de diğer komutanlarımız da ifade ettiler. Tabi burada bu kelimelerin, bu kavramların tartışılması bile bizi rahatsız ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan kimse barınamaz. Daha açık olarak Silahlı Kuvvetler olarak; biz demokrasiye, demokratik rejime, hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde farklı düşüncede olan kimse barınamaz, bunu da çok açık söylüyorum, buna müsaade etmeyiz. Böyle bir durum da söz konusu değildir. Dolayısıyla bu konulara ilişkin olarak şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi bünyesinde böyle bir sorun yoktur ve bu soruna yönelik herhangi bir araştırma, inceleme ihtiyacı da yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer konu medyada ve basında çıkan günlükler konusudur ki, hatırlayacaksınız 12 Nisan 2007 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a da bu soru sorulmuştur. Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 12 Nisan 2007’de bu soruya verdiği cevabı bir kere daha hatırlatmak isterim. O gün demiştir ki, “Genelkurmay Başkanlığının elinde bu konuyla ilgili hiçbir belge yoktur”, bunu açıkça ifade ediyorum. Ben de aynı cümleyi bugün yani 29 Nisan 2009 günü aynı şekilde tekrarlıyorum. Genelkurmay Başkanlığının elinde bu konuyla ilgili hiçbir belge yoktur, bunu sizinle paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FİKRET BİLA (MİLLİYET): Sayın Başbuğ, burası tam olarak anlaşılamadı. Elimizde belge yoktur derken, günlükler yoktur anlamında mı söylüyorsunuz? Günlüklerde adı geçen darbe hazırlıklarına ilişkin belgeler yoktur anlamında mı söylüyorsunuz? Çünkü bunlar yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Basında yayınlananlara her vatandaş İnternet’ten nasıl erişiyorsa siz de ilgilenirseniz bulabilirsiniz ama bunun dışında resmi herhangi bir belge bizde mevcut değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FİKRET BİLA (MİLLİYET): Mahkemeden de size gelmiş bir şey yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Hayır, yok. 2007’de de bu şekilde söylendi, bugün de aynı şeyi tekrar etmek durumundayım. Ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ikinci iddianamede bunu tefrik etti ve soruşturmaya devam ediyor, o süreci bekleyeceğiz. Bu konuda şu an benim söyleyeceğim, ilave edeceğim bir husus yoktur. Çünkü hatırlarsınız günlüklerin kendisine ait olduğu iddia edilen Emekli Oramiral Özden Örnek de bu günlüklerin kendisine ait olmadığını iddia ediyor. Biraz evvel de ifade ettiğim gibi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturmaya devam ediyor, bu soruşturmanın neticesini, durumunu hepimiz beklemek durumundayız. Evet, bu konuya ilişkin düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi gerektiği yerlerde ilgililerle de paylaşıyoruz. İddianamelerde yer alan bu örgüt ile PKK bölücü terör örgütüyle arasındaki bağ - bağlantı konusu, genellikle gizli tanıkların ve itirafçıların konuşmalarına dayanarak yapılmış olması nedeniyle konu üzerinde yorum yapmamı zorlaştırıyor. Ancak yeri gelmişken bir olayı ifade etmek isterim, şimdi 93 yılında iç güvenlik harekâtı esnasında olan bir olayı bu olayla nasıl bağlayacaksınız? Onu da anlamakta çok zorluk çekiyorum. 93’te meydana gelmiş olayı siz silahlı örgüt olarak vasıflandırıyorsunuz, silahlı örgüt girdiği zaman Türk Ceza Kanununun 4’üncü ve 5’inci bölümlerine girmek durumundayız, bunlar tartışılabilir. Ancak, yıl 93, bunu yapan iki şahıs, bu bağlantı nasıl kurulur onu da ben şahsen biraz anlamakta zorluk çekiyorum. Herhalde bu bölümde cevap vermediğimiz kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZETECİ: Silah ve mühimmatlar konusu kaldı efendim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: O konuda yorum yapmak istemiyorum, o ortada olan bir durum. İsterseniz bu konuyla ilgili bölümü kapatalım. Bir iki konu vardı. Bu konularla ilgili soracağınızı tahmin etmiştim ancak sormadınız, bu nedenle bu konulara ben değineceğim. Bunlardan bir tanesi, kamuoyunda çok yanlış yansıtılan bir konudur. Bu süreçle ilgili olarak, soruşturma sürecine Silahlı Kuvvetlerin, Genelkurmay Başkanlığının destek verdiği, izin verdiği konusudur. Medyamızın değerli mensupları, bir hukuk devletinde herhangi bir kurumun yürütülmekte olan bir yargı sürecine destek vermesi veya destek vermemesini düşünmek kadar abes bir şey yoktur. Biz hukuk devletindeyiz. Bir kurumun hukuk sürecine destek verecek veya destek vermeyecek olmasını tartışmak diye bir şey olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FATİH ALTAYLI: Zaten o yüzden sormadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Ama bu maalesef bu şekilde söyleniyor. Ben de bu konuyu burada sizlerle paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Önemli olan, bu sürecin yasalar çerçevesinde yürütülüp yürütülmemesidir. Şimdi burada kavram kargaşası yaşanıyor. Bunu iyi değerlendirebilmeniz için, Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerini, Ceza Muhakeme Kanunu, Askeri Muhakeme Kuruluş ve Yargılama Kanunu, Askeri Ceza Kanununun iyi bilinmesi lazımdır. En önemlisi de, Ceza Muhakemeleri Kanununun 250’nci Maddesi kapsamında kurulan özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri ve bunların özel yetkili Cumhuriyet Savcılarının yetki ve görevlerini iyi anlamazsanız yanlış yorumlar yaparsınız. Çünkü bu soruşturmayı Türk Ceza Kanunu 250’nci Maddesi çerçevesinde kurulan özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri yürütüyor. Bunların yetkilerini iyi anlamak lazımdır. Bir tane örnek verip bu konuyu kapatmak istiyorum. Ceza Muhakemeleri Kanunu 119’uncu Madde beşinci fıkrasına bakarsanız, askeri mahallerde aramanın nasıl yapılacağı çok açık yazılıdır. İlgili madde şöyle hükmeder; “Cumhuriyet Savcılarının istem ve katılımıyla, askeri makamlar tarafından yerine getirilir”. Maddenin açık olmasına rağmen bazıları kendi istikametlerinde şöyle yorumluyorlar: “Bu arama askerin müsaadesiyle, izniyle yapıldı”. Hayır, böyle bir şey söz konusu değildir. Siz bu maddeden böyle bir sonuç çıkartamazsınız. Madde çok açık, Cumhuriyet Savcılarının istem ve katılımıyla, yani mahkeme kararına dayanıyor. Kanun, yani bizler yasalara uymak durumundayız. Sistem nedir? Savcılık, Merkez Komutanlığına bilgi verir. Merkez Komutanlığınca personele gelinir ve arama neyse bu mahalde yapılır. Dolayısıyla, yürütülmekte olan yargı süreci hakkında bu şekildeki konuşmalar, değerlendirmeler bizi cidden rahatsız ediyor. Silahlı Kuvvetler destekliyor, desteklemiyor, bunlar bir hukuk devletinde konuşulmaması, ifade edilmemesi gereken kavramlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer çok rahatsız olduğumuz bir konu da, GATA ile, özellikle İstanbul Haydarpaşa GATA Hastanesiyle ilgili yapılan değerlendirmelerdir. Değerli medyamızın değerli mensupları, tutuklu statüsünde olan, muvazzaf veya emekli askerlerin askerî hastanelere sevki mevcut mevzuat çerçevesinde ve Adalet Bakanlığının gözetiminde yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçle ilgili olarak, bizim askerî makamlar olarak hiçbir ilgimiz, hiçbir dâhilimiz yoktur. Bu konuyla ilgili olarak Sayın Adalet Bakanı da birkaç açıklama yapmış ve bu sevklerin mevcut mevzuata uygun olarak yapıldığını ifade etmiştir. Ama öyle bir kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor ki, sanki İstanbul GATA Haydarpaşa Askerî Hastanesine sevkleri biz yapıyoruz, kişileri cezaevinden biz alıyoruz. Açık söylüyorum, bu gerçekten yakışıksız ve uygunsuz bir ifade. Bizim bu süreçle ilgili ne yetkimiz var ne de bu olayların içinde bulunan bir kurumuz. GATA Haydarpaşa Askerî Hastanesine yapılan sevkler ve bu kişilere uygulanan tedaviler bildiğiniz üzere İstanbul Tabip Odası Başkanı tarafından tetkik edilmiş, incelenmiş ve rapor da yayınlanmıştır. Gerek sevk konusunda gerekse hekimlik uygulamalarında bir sorun olmadığı söylenmiştir. Siz buna rağmen sistemli bir şekilde, bu kişilerin hasta olmadığını, GATA’ya usulsüz olarak sevk edildiğini söylüyorsunuz. Hangi usulsüzlük? Sevkler Adalet Bakanlığının gözetiminde yapılmıştır. GATA’da yapılan tedavilerin asılsız olduğunu nereden biliyorsunuz? En yakışıksız olanı da bazı tutuklu durumda olan kişilerin sevklerinin asker kanalıya yapıldığının söylenmesidir. Bakın, çok açık söylüyorum, GATA tarafından düzenlenen bir rapora istinaden, bugün tutukluluktan tahliye durumuna geçen bana bir kişi söyleyin. Bu kadar olur mu? Özet olarak şunu ifade edebilirim. GATA İstanbul Haydarpaşa Askerî Hastanesinde yapılan her işlem, hukuk, kanun, mevzuat neyi gerektiriyorsa ona göre yapılmaktadır. Bu konuyu bu şekilde gündeme getirmek uygun değildir. Hukukla ilgili olarak bu açıklamaların yeterli olduğunu zannediyorum. Diğer konulara geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OKAN MÜDERRİSOĞLU (SABAH): Bunlardan birincisi, örgütün dağ kadrosunun çözülmesine yönelik yer yer genel affa varan bazı yorum ve taleplere de rastlanmaktadır. Bu konuda bir değerlendirme yapar mısınız demiştim. Bir de Atatürk’ün sözüne atfen, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir vurgunuza yine atıfla. Bu kavramın içine Kürt halkını nasıl oturtuyorsunuz, o Kürt halkının 29 Mart’ta yerel seçimlerde ortaya koyduğu irade, hatta bir milletvekilinin tanımıyla Kürdistan sınırlarını çizdik ifadesini üniter devlet yapısı ve terörle mücadele açısından nasıl yorumluyorsunuz demiştim, teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Teşekkür ederim. Harp Akademilerinde yapmış olduğum konuşmada bu konuyla ilgili olarak “Devlet dağ kadrosunu örgütten ayrılmasını sağlayacak şekilde, yanlış hatırlamıyorsam orada bunun altını çizdim, mevcut yasal düzenlemelerin daha iyi şekilde uygulanabilmesini sağlamak için bazı değişiklikler yapmalıdır” diye ifade ettim. Yeni Türk Ceza Kanununun 221’inci Maddesi bu konuyla ilgilidir. 221’inci Maddenin özellikle ikinci fıkrası, örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmuyor. Bu maddenin, özellikle ikinci fıkrası önemlidir. Ayrıca Ceza Muhakemeleri Kanununun 171’inci Maddesi de bu maddenin uygulanmasının nasıl olacağını ifade etmektedir. 221’inci Maddenin ikinci fıkrasıyla CMK’nın 171’inci Maddesini daha etkin şekilde uygulayabilirsek -ki uygulanabilir- dağdan çözülmelerde daha iyi sonuçlar alabileceğimize inanıyoruz. 2005’ten 2009’a kadar son dört yılda bu kapsamda 1038 kişi müracaat etmiştir. Bunun 675 tanesi ceza almamış, mahkeme tarafından suç işlediğine yönelik bir bilgi olmadığı için serbest bırakılmıştır. Bu rakam aslında çok kötü bir rakam değildir. Dört yıl süre zarfında yaklaşık 675 tanesi ceza almamış, 114 kişinin davası devam etmekte, 171’inin ise Etkin Pişmanlık Yasasından faydalanması reddedilmiştir. Burada önemli olan nokta 221’inci Maddenin zor bir madde olması nedeniyle birkaç defa okunsa bile tam anlaşılmasının zor olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi bu madde değiştirilmeden, söz konusu maddenin daha anlaşılır, daha nasıl iyi işleyebilir hale getirilebilmesidir? Bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Bu maddeyi kitapçık haline getirerek sivil toplum örgütleri, barolar, aileler aracılığıyla kamuoyuna yansıtmamız gerekmektedir. Bu kapsamda düşünülebilecek diğer bir ilave tedbir de teslim olmayı biraz daha cazip hale getirmek, biraz da psikolojik olarak yön hissi vermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkin Pişmanlık Yasasından önceki Eve Dönüş Yasasını hatırlarsanız, Eve Dönüş Yasası uygulanması esnasında o yasa kapsamında topluma kazandırma merkezleri kuruldu. Sonra o yasa yürürlükten kalktığı için, bu yasa kapsamında kurulan topluma kazandırma merkezleri işlevini yitirdi. Alınması gereken tedbirlerden bir tanesi de topluma kazandırma merkezlerinin tekrar kurulmasıdır. Bizim burada altını çizmek istediğimiz önemli olan konu -yasa aslında iyi bir yasadır- bu yasanın etkin şekilde ve özellikle dağdaki teröriste daha cazip kılacak şekilde uygulanmasıdır. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Benim bu konuyla ilgili söylemek istediğim budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harp Akademilerinde yapmış olduğum konuşmadaki Atatürk’ün sözüdür, Atatürk’ün düşüncesidir, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti” denir. Buna ilave edeceğim hiçbir şey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MURAT ÇELİK (STAR): İki kısa soru soracağım, birincisi Amerikan Başkanı Obama’nın ziyaretinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde locadaki yerinizi almanız eleştirildi ya da bazı farklı yorumlar yapıldı, Amerikan Başkanı için komuta kademesi Meclise gitti ama başka zamanlarda gelinmiyor diye, bilinen de bir tavrınız var, o konuya bir açıklık getirmek ister misiniz? İkincisi de yine çok ısıtılıp hep gündeme getirilen konu şu meşhur bedelli askerlik konusunda bir kez daha galiba sizden bir şey duymaya ihtiyacı var kamuoyunun, öyle gözüküyor, teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Teşekkür ederim. Tabi şunu ifade etmek isterim, biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak hiçbir zaman ne Türkiye Büyük Millet Meclisini ne de Türkiye'deki siyasi partilerimizi protesto etme gibi bir düşüncemiz yoktur. Ancak bu Meclis içinde yer alan bir grup/siyasi parti PKK terör örgütüyle olan ilişkisini, terör örgütüne bakışını açıklığa kavuşturmadan bizim onlarla aynı ortamda olmamız söz konusu değildir. Ben bu sabah dokuz şehit veren bir kurumun komutanıyım. Onların da terör örgütüyle ilgili konuşmaları ortada olup, burada tekrarlamamıza da gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bizim biraz önce ifade ettiğim gibi terör örgütüyle arasına mesafe koyamayan ve bunu da açıkça ifade edemeyen bir grupla aynı yerde bulunmamaya özen göstermemizi bütün Türk halkının anlayışla karşılayacağına yürekten inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca ben Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanıyım. Bu grup/parti PKK terör örgütüyle arasına hâlâ bir mesafe koyamıyor. Bugün PKK terör örgütü dokuz personelimizin daha canını aldı. Bu nedenle benden bu grupla aynı ortamda bir arada bulunmayı kimse beklemesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedelli askerlik konusuna gelince; bedelli askerlik konusu bildiğiniz üzere 1111 sayılı Askerlik Kanununun 10’uncu Maddesinde çok açık yer alan bir husustur. 1111 sayılı Askerlik Kanununun 10’uncu Maddesine göre bedelli askerlik uygulaması fazla yükümlülük olması halinde uygulanır. Fazla yükümlülük ne demek? Silahlı Kuvvetler olarak benim bu yıl şu kadar personele ihtiyacım var, bu kadar personeli askere almam lazım. O sene askere giden yükümlülük adedi, müracaat eden personel adedi bizim ihtiyacımızdan fazla olursa uygulanabilir. Peki, şimdi durum nedir? Özellikle 2008’den itibaren Silahlı Kuvvetlerin asker ihtiyaçlarını karşılama yüzdesi düşüyor. 2008’de ihtiyacın ancak yüzde 65.49’u karşılanabilmiş. İhtiyacım yüzde 100, ama onun ancak yüzde 66’sına yakınını karşılayabilmişim, mevcutlarım düşüyor. Bu durum görevlerin yürütülmesinde zorluklar yaratıyor. 2009’da bu rakamın %64’e, önümüzdeki yıl %62’ye, 2011’de ise %60 seviyesine düşeceğini tahmin ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacını karşılamama durumunda yani fazla yükümlülük olmaması durumunda, bizim Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bedelli askerlik uygulamasını düşünmemiz söz konusu değil ve önümüzdeki tahminlere dayalı perspektif de bunun pek uygulanma olanağının olmadığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konunun bir de moral boyutu var, bunu da unutmamamız lazım. Türkiye terörle mücadele ediyor. Bu sabah dokuz vatan evladını kaybettik. Bu terörle mücadele devem ettiği sürece bedelli askerliğe kimse evet diyemez. Biz bunu insanımıza nasıl anlatırız? Benim dokuz insanım, vatan evladım ölüyor, şehit oluyor. Diğer yandan 7 bin 500 Dolar, 10 bin Dolar ödeyen diğer vatandaşlar da kısa bir eğitimden sonra askerlik yapmayacak. Bunu biz izah edemeyiz. Türkiye'de bu terör sorunu devam ettiği müddetçe, bunu bizim insanımıza ifade etmemiz, ikna etmemiz zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvvetlerindeki asker alma sistemlerini daha basit, daha sade, daha objektif bir sisteme getirme konusunda da ciddi şekilde çalışıyoruz. Dolayısıyla bedelli askerlik uygulaması söz konusu değil, lütfen bunu herkes iyi anlasın. Bir, yükümlü olarak gelecekler ihtiyaçlarımızın çok altında. İki, terörle mücadele eden bir ülkede, her gün şehitlerin verildiği bir ülkede bedelli askerliği biz vatandaşımıza, halkımıza anlatamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZETECİ: Efendim, şimdi herkes merak edecek. Özellikle son söylediğiniz cümleyle ilgili, genel yapıyla ilgili bir çalışma yapıyoruz dediniz. Bunu açıklamak ister misiniz ya da açıklayacağınız bir şey var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Genel yapıyla ilgili olarak üniversite / yüksekokul mezunu olmayanlara, 15 ay süren normal bir askerlik sistemimiz var: 3 ay eğitim, 12 ay birlik. Üniversite mezunları olanlara kısa dönem askerlik hizmetimiz var. O da ayrı bir sistem. Bedelli askerlik uygulaması kanunen var, diğer sistemlerimiz de var. Biz bütün bu sistemleri genel olarak ele alıp daha sağlıklı, daha sade, daha iyi şekilde, daha adil bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Bunları daha bir tek tipe indirebilir miyiz konusu üzerinde duruyoruz ama burada şunu kimse yanlış anlamasın, bedelli askerlik uygulaması Türkiye'nin gündeminde değildir ve ilerideki dönemde de Türkiye'nin gündeminde olma ihtimali yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOĞAN ŞENTÜRK (FOX TV): 2011’e kadar yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Yoktur. Yalnız 2011 yılına bağlamayayım. Bir de terörle mücadeleyle ilgili düşünceyi de kenara bırakamayız. Biz halkımızın duygularına, düşüncelerine de saygı göstermek ve onları karşılamak mecburiyetindeyiz. Son iki sual veya son üç suali alacağım. Sayın Yetkin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MURAT YETKİN (RADİKAL GAZETESİ ANKARA TEMSİLCİSİ): Aslında Okan arkadaşımızınkine bir devam gibi bir tanesi. Siz bu 14 Nisan’daki konuşmayı yaptığınızda az önce gayet iyi izah ettiniz, bu dağdan indirmenin kolaylaştırılması konusunda. Sayın Çiçek dedi ki, biz bunu MGK'da görüşsek daha iyi olur hatta siz o yüzden haftaya yapacağınız, geçen hafta yapacağınız toplantıyı bugüne ertelemiştiniz MGK sonrası diye bunun görüşüldüğünü umuyoruz. Bu konuda biraz daha etraflı bilgi alabilir miyiz? Yani sadece 171’inci Maddenin yeniden yazılması dışında da önlemler var mı, bir bu? İkincisi, yine 14 Nisan konuşmanızda özel olarak vurgu yapmıştınız bu cemaat konusuna. Acaba MGK'da ya da Hükümet yetkilileriyle özel görüşmelerinizde bu konu hiç gündeme geliyor mu ve nasıl geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Evet, teşekkür ediyorum. Türk Ceza Kanunu 221’inci Madde ve Ceza Muhakemeleri Kanunu 127’nci Maddenin değiştirilmesine yönelik bir düşüncemiz yok. Önemli olan, maddelerin daha etkin bir şekilde uygulanabilirliğini sağlamaktır. Bu kapsamda neler yapılabilir? Üzerinde çalışıyoruz elbette. Örneğin, somut olarak bir tanesini söyledim. Teslim olan teröristlere yönelik olarak daha önceki yıllarda yapıldığı gibi “Topluma Kazandırma Merkezleri Sisteminin” kurulması. Bunun topluma daha iyi anlatılması. 221’inci Maddenin 2’nci fıkrası önemli, onu daha işler hale getirebiliriz. Dolayısıyla mevcut yasada herhangi bir düzenleme yapılması söz konusu değil. Önemli olan bu mevcut düzenlemenin daha etkin uygulanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MURAT YETKİN: MGK'da nasıl yaklaştınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Genel hatlarıyla görüştük ama daha üzerinde çalışılması gereken bir konu. İkinci sorunuz neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MURAT YETKİN: Cemaat konusuna yaptığınız vurgu vardı. O konuda açabilir misiniz ve Hükümet yetkilileriyle resmi ya da gayri resmi ortamlarda hiç görüşüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Evet, o konuyla ilgili olarak Harp Akademilerinde yapmış olduğum konuşmaya bugün burada ilave edeceğim başka bir husus yoktur. Biz bu konuların özellikle bu konularla yetkili sosyolog, siyaset birimleri tarafından da görüşülmesinin, ortaya fikirler çıkartılmasının yararlı olduğunu düşünüyoruz. Bu konulara bağlantılı olarak şu anda yargıya intikal etmiş bazı konular var. Yargıya intikal etmiş bu konuları da herhalde burada benden açıklamamızı beklemezsiniz. Çünkü yargı sürecinde olan konular yargıya intikal etmiş konulardır. Onun sonuçlarını bekleyeceğiz, beklemek durumundayız. Atatürk’ün 1927’de ifade ettiği Nutuk’ta bu konuya ilişkin sözleri var, onu bir kere daha isterseniz okuyalım. Atatürk Nutuk’ta diyor ki; daha önce olduğu gibi bugün de milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasi ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların içeride ve dışarıda varlığı bizi bu konuda söz söylemekten ne yazık ki henüz uzak bulundurmuyor. Bizim durumumuz da aynı noktada. Evet, son iki sual.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YUSUF ZİYA CÖMERT (YENİŞAFAK): İlk genel basın toplantılarınızdan birisinde şey demiştiniz, “Akreditasyon uygulaması daralabilir, genişleyebilir.” Bu konuda herhangi bir değişiklik oldu mu, olacak mı, olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Akreditasyon konusunda tabi ki değişiklik olabilir. Bizim Silahlı Kuvvetler olarak akreditasyon olayını sanki bir elimizde koz, bir araç olarak kullanma gibi bir düşüncemiz kesinlikle yoktur. Keşke olanaklar olsa da akreditasyon olayını daha fazla genişletebilsek. Ancak bizim de bu konuda bazı kriterlerimiz, düşüncelerimiz vardır. Her kuruma gösterildiği gibi bizim de bu konudaki düşüncelerimize herkesin saygı göstermesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Silahlı Kuvvetler olarak hiçbir şeyden çekincemiz yoktur. Silahlı Kuvvetler olarak her şeyi emirler ve talimatlar ne ise ona göre yaparız ve her konuda da açığız, samimiyiz, karşıdan da açıklık ve samimiyet bekliyoruz. Silahlı Kuvvetlerde bazı konularda, uygulamalarda yanlış olduysa biz bunu da söyleriz, şu konuda yanlışlık yapmışız düzeltiriz deriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormadınız ama Kahramanmaraş’taki Cihan Haber Ajansı muhabirleriyle ilgili olan ve çok speküle edilen bir konuyu ifade edeyim. Bu konuyla ilgili bizim elimizdeki bilgi şudur: Olay 30 Mart günü gerçekleşiyor. 30 Mart günü Doğan Haber Ajansı elemanını ilgili komutan olay yerindeki arşiv çekimini yapmak için helikoptere almış, bölgeye götürmüş, çekim yaptıktan sonra da aşağıya indirmiş. Almış götürmüş, o tartışılır, acaba doğru mu yanlış mı onu bir kenara koyalım. Aynı gün saat 15.00 civarında bir helikopter malzeme yüklüyor, artık dönülecek, malzeme yüklerken yanlarında kamera ve fotoğraf makinesi olan iki kişi yaklaşıyor. Bunlardan bir tanesi helikoptere binmek için girişimde bulunuyor, kendilerine bu helikopterde sadece askeri malzeme taşıyacağız bunun için görevlendirildik sizi alamayız deniliyor. Olay günü hava açık +13 derece. Basında ise havanın –15 derecede olduğu ve donmaya bırakıldıkları çıkıyor. O gün olay bölgesinden yaya olarak inen neredeyse 350-400 kişi var. 350-400 kişi bölgeden yaya olarak iniyor ve son helikopter 17.30’da ayrılmadan önce de bölge özellikle herhangi bir şekilde birisi kalmıştır, varsa alalım diye kontrol ediliyor. Bize gelen bilgi budur. Burada kesinlikle bir kasıt olduğu kanaatinde değiliz. Farklı bir bilgi varsa, bize iletilirse biz inceleriz, gereken bir hata varsa da hataya gerekeni yaparız. Biz Silahlı Kuvvetler olarak böyleyiz. Ben teröristi bile gerekli olduğu zaman helikopterle taşıyorum, yaralı teröristi helikopterle taşıyorum, taşımak mecburiyetindeyim. Çok zor durumda olan bir kişiyi bölgede bırakamayız, böyle bir şey olmaz. Türk askeri bunu yapmaz. Böyle bir hata yapan varsa da biz o hatayı kabul etmeyiz. Ama şartlar da bu, inanın bu, hava +13 derece, bölgede en aşağı 350-400 kişi var yaya olarak iniyorlar. Burada lütfen kasıt aramayın. Ama tekrar altını çiziyorum yanlış bir şey yapıldığına dair değişik bir bilgi varsa bize yollasınlar ben bunu incelerim. Bir hata varsa da hatayı kabul ederim, gerekene de hesap sorarım. Silahlı Kuvvetler olarak biz açığız. Özellikle insani açıdan Silahlı Kuvvetlerin insani boyutlarla insanlara farklı bakış açısında olmasının düşünülmesi bile beni çok rahatsız eder. Bu vesileyle bunu burada ifade etmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MURAT BARIŞ KORALP (FOX TV): Ermenistan sınır kapısının açılması konusunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin resmi görüşünü yansıtacak mısınız? Bir de dün Milli Güvenlik Kurulu Bildirisine de yansıyan Afganistan’a ek ilave tedbirlerin görüşüldüğü konusu, bir muharip güç gönderilmesi söz konusu mudur, böyle bir gündeminiz var mı? Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Afganistan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEŞİM DİKMEN (ART): Evet Afganistan ve Ermenistan sınırının açılması konusunda. Peki efendim şu anda Afganistan’da kaç Türk askeri var? Onu net olarak bize söylerseniz çok sevinirim. Efendim bir de Suriye ile yapılacak ortak bir tatbikata ilişkin bir de onunla ilgili bilgi verirseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Suriye mi? Evet başka?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURAK AKINCI (AFP): Bir de efendim Jandarma konusu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Peki. Evet soruları kapatıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU (STAR GAZETESİ): Avrupa Birliği’nden de o zaman birkaç cümle, iki konuşmada da konuşmadınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Her konuşmada her şeyden bahsetme mecburiyetinde değiliz, zaman kısıtlı. Örneğin, ben Harp Akademilerinde yapmış olduğum konuşmada Afganistan'dan Irak'tan bahsettim mi? Diğer uluslararası güvenlik konularına temas ettim mi? Çünkü bir zamanımız kısıtlı bir de belirli konuların üzerinde konuşmak durumundayız. Yani herhalde bizim Silahlı Kuvvetler olarak da dört beş ayda bir fikir değiştirdiğimizi de düşünmüyorsunuz. Avrupa Birliği ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüşünü merak ediyorsanız Genelkurmay Başkanlığı Devir-Teslim Töreninde yapmış olduğum konuşmanın 15’inci sayfasını açarsanız ki Ağustos’un sonunda söylediklerimiz herhalde değişmedi elbette. Ne demişiz? Türk Silahlı Kuvvetleri Cumhuriyet tarihinde her zaman çağdaşlığın ve ilericiliğin simgesi ve destekleyicisi olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri için Avrupa Birliği’ne tam üyelik, altını çiziyorum, Atatürk’ün amaçladığı çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma doğrultusunda önemli bir araç anlamını taşımaktadır. Bu süreçte Avrupa Birliği’nden beklentimiz, Türkiye’ye diğer ülkelere olduğu gibi eşit davranılması ve Türkiye'den ulus-devlet ve üniter devlet yapısını zayıflatabilecek isteklerde bulunulmamasıdır. Herhalde çok net. Bugün de elbette aynı düşüncemizi muhafaza ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ilk önce Afganistan konusuna değineyim. Ben sizden başka bir sual bekledim, onu da sormadınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ BİRAND: Daha önceden ihtiyaçlarınızı bildirin de biz onlara göre konuşuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU: Yok, hayır, aslında bunu sormanız da gayet doğal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU: Hangisiydi ben merak ettim şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Herhalde basında çıkan her şeyi de herkes okumuyor, takip etmiyor. Geçtiğimiz süreçte, geçen cumartesi akşamı Amerika Genelkurmay Başkanıyla görüştüm. Amerikan Başkanı Obama Türkiye'ye geldiği Pazar günü ve onu da hiçbiriniz yakalayamadınız onu da şimdi söyleyeyim. Obama’nın Milli Güvenlik Danışmanı Emekli Orgeneral Jim Jones’la da görüştüm. İkisiyle de bu bir ay içinde görüştük. İlk önce o görüşmelerle ilgili soru soracağınızı tahmin ediyordum. O iki görüşmeyle ilgili bazı temel noktaları sizlerle de paylaşmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basınımızın Değerli Mensupları,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de bir şey var; birisi Türkiye’ye geldiği zaman Türkiye’den bir şey ister. Niçin bunu böyle görüyoruz? Yani Türkiye her zaman bir şey istenecek ülke midir? Bir kere bunu silelim artık. Türkiye gerçekten büyük bir ülkedir. Belki büyüklüğümüzün biz farkında değiliz. Türkiye sadece bir şey istenilmek üzere gelinen bir ülke değil. Çeşitli konularda Türkiye ne düşünüyor? Olayları nasıl değerlendiriyor? Ayrıca Türkiye bu konulara ne gibi katkılarda bulunabilir? Bunların arandığı bir ülke, ama biz nedense Türkiye’ye gelindiği zaman bizden bir şey istendi diye düşünüyoruz. Hayır. Bakın, altını kesinlikle çizerek söylüyorum, benim görüştüğüm iki Amerikalının ikisi de yönetimde önemli görevleri olan önemli şahıslardır; birisi emekli orgeneral ve ABD Başkanının Milli Güvenlik Danışmanı, öbürü Amerikan Genelkurmay Başkanıdır. Bu iki şahısın Türkiye’den, bizden ne Afganistan’la ne Irak’la ilgili hiçbir somut isteği olmamıştır. Bunun altını çizin. Bu spekülasyonları bırakalım, hep bunun üzerinde duruyoruz; Türkiye’den bir şey istenmiş. Hayır, Türkiye’den ne Irak bağlamında tabi Irak bağlamı deyince Amerikan Kuvvetlerinin özellikle geri çekilmesi konusu akla geliyor. Hayır, ne bu ne de Afganistan konusunda şunu verin, şunu götürün, şöyle yapın şeklinde kesinlikle özel bir talep olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, Sayın Amerikan Genelkurmay Başkanı Mısır, Pakistan, Afganistan ve Irak’a yapmış olduğu uzun bir geziden sonra Türkiye’ye geldi. Dolayısıyla dört saat kadar beraber olduk. Bu süre içersinde elbette özellikle gezide bulunduğu, gezmiş olduğu Pakistan, Afganistan, Irak’taki gelişmelerle ilgili olarak fikir alışverişlerinde bulunduk. Düşüncelerimizi karşılıklı konuştuk, onlar nasıl görüyorlar, biz nasıl görüyoruz? Bu kapsamda bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum, basınımızda yeteri şekilde yer almıyor. Bakın, Pakistan’da çok ciddi gelişmeler var ve özellikle elbette başta Amerika olmak üzere biz de, bütün ilgili ülkeler de Pakistan’daki gelişmelerden cidden endişe duyuyoruz ve bütün temennimiz bu kardeş ve dost ülkenin iç sorunlarını çözüme kavuşturabilmesidir. Gerçekten Pakistan’daki gelişmeler, özellikle ülkenin kuzeyindeki gelişmeler ciddi ve endişe verici boyutlardadır. Afganistan konusunu ifade etmem gerekirse, Afganistan’da Ağustos ayında seçimler var. Afganistan’daki terör olaylarında da artış var. Özetle Afganistan’daki durum da pek iç açıcı değil. Amerika özellikle seçimlerden önce bölgeyi ilave askeri kuvvetlerle güçlendirmeyi ve yönlendirmeyi düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak konusuna gelince, Irak’ta geçtiğimiz hafta içerisinde güvenlik durumu eskiye nazaran biraz daha iyileşme gösteriyor idi. Ancak geçtiğimiz hafta içinde Irak’ta meydana gelen bir-iki olay da gerçekten endişe verici boyuttadır. Irak’la ilgili bizim devletimizin politikası bellidir. Irak’ın toprak ve siyasi bütünlüğü bizim için hayati önemi haiz bir konudur. Amerikalılar da aynı düşüncede; farklı bir düşünceleri yok. Tabi Irak dediğimiz zaman bir de Irak’ın kuzeyinde yer alan PKK terör örgütünün o bölgeden tasfiye edilmesi konusu bizim için önemlidir. Tabi bu konuyla ilgili düşüncelerimizi çok açık şekilde kendilerine her vesileyle anlatıyoruz, ifade ediyoruz çünkü Türkiye 2009 yılında belki de 84 yılından beri sahip olamadığı bir şans, bir an yakalamıştır. Bu nedir? Bölücü terör örgütünün tasfiye ve elimine edilmesi açısından bir şans ve fırsatı yakaladık. Bu böyle. Ben bunun neden olduğunu o konuşmamda da ifade ettim. O halde biz bu fırsatı en iyi şekilde kullanmamız lazım. Burada sorumluluk kime ait? Irak’ın kuzeyindeki PKK terör örgütünün varlığıyla ilgili elbette sorumluluk bir Merkezî Irak Hükümetine ait. 1373 no’lu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına göre, bu görev onlara verilmiştir. Elbette defakto bir güç olarak Irak’ın kuzeyinde, Irak kuzeyindeki yerel yönetime ait peşmerge gücü var. Bunların da bu işe dâhil olması lazım; Silahlı Kuvvetler olarak biz bunun farkındayız. Irak’ın kuzeyindeki PKK Terör Örgütü varlığının ortadan kaldırılması için Irak Kuzey Yerel Yönetiminin de bu işe aktif olarak dâhil olması zorunludur. Her zaman söylüyoruz bu yıl içinde bu konuda artık somut sonuçlar almak mecburiyetindeyiz. Bu nasıl olur? Değişik hareket tarzları olabilir. Bunları da biz kendileriyle açık olarak konuştuk. Bu konuyla ilgili olarak söyleyeceklerim bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son olarak Suriye’yle Türkiye arasındaki hudut tatbikatı, küçük bir tatbikattır. Yanılmıyorsam bugün sona eriyor. Takım seviyesinde karşılıklı olarak icra ettiğimiz bu sınır birlikleri değişim tatbikatı bir ilktir. İlk olması açısından önemlidir. Bu tatbikat devam ediyor ve bugün bitecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEŞİM DİKMEN (ART): Efendim, İsrail’in tepkisi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSTAFA KARAALİOĞLU: İsrail’in tepkisi bizi ilgilendirmez. Bu Suriye’yle Türkiye arasında olan bir tatbikattır. Şimdi biz Suriye’yle Türkiye arasında olan tatbikatın iznini başkasından mı alacağız? Bu bizim konumuz. Neden olayları öyle yorumlama ihtiyacı duyuyorsunuz? Bu Suriye’yle Türkiye arasında olan ikili bir tatbikattır ve bu bizim konumuzdur. Ülkemizin büyüklüğünü, yerini, pozisyonunu artık iyi görelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞKANI: Evet, Afganistan konusuna gelince, 2006 yılından itibaren Afganistan’daki bütün operasyonların sevk ve idare sorumluluğu NATO’ya geçti. Bir kere bunu iyi anlamamız lazım. Şimdi bunu bir Amerikan görevi olarak düşünmeyelim. Afganistan’da icra edilen harekât 2006’dan itibaren tamamen bütün boyutlarıyla NATO’nun sorumluluğunda götürülen bir harekâta dönüştü. Bu harekâtın içinde yalnız iki tür harekât var; bu tam anlaşılmıyor. Bir tanesi, Sürekli Özgürlük Harekâtı dediğimiz harekâttır. Sürekli Özgürlük Harekâtının temel amacı terörizmle mücadeledir. Buna bazı ülkeler katılıyor, bütün ülkeler değil. İkinci harekât türüyse bizim de yer aldığımız Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti Harekâtıdır. Bunun amacı nedir? Kabil ve çevresinin güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olmak ve Afganistan Hükümetinin çalışmalarına katkıda bulunmak; bizim de yer aldığımız harekât işte budur. Halihazırda biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak Kabil Bölge Komutanlığına katkıda bulunuyoruz. Bu komutanlık bünyesinde üç temel ülke görev alıyor: Türkiye, İtalya, Fransa. Şu anda komutası Fransızlarda. Bizim Kabil Bölge Komutanlığı bünyesinde bir tane Piyade Taburumuz var, muharip birliğimiz var. İşte burada da o kadar yanlış şeyler söyleniyor ki Türkiye’den muharip birlik isteniyor deniyor. Muharip birlik ISAF-1’den beri Afganistan’da var. Muharip birlik dediğiniz zaman piyade, tank ve kara havacılık değil mi? Zaten ilk ISAF-1’e katıldığımızdan beri Afganistan’da muharip birliğimiz var. Bu da yanlış ifade ediliyor. Ayrıca muharip birliğimizin görevi kısıtlı. Nedir bu kısıtlama? Biz diyoruz ki bizim kuvvetlerimizi çatışan tarafların ayrılmasında, terörle mücadelede, uyuşturucuyla mücadelede ve mayın temizleme faaliyetlerinde kullanamazsınız. Kısıtlamalarımız bunlar. Şimdi bundan sonra ne olacak? Şu an orada 795-800 kişiye yakın bir kuvvetimiz var. Bundan sonra ne olacağı konusunda beş-altı aydır çalışıyoruz. NATO çerçevesinde çalışıyoruz. Normal olarak biz Kabil Bölge Komutanlığı sorumluluğunu önümüzdeki Ağustos’tan itibaren almak durumundayız zira sıra bize geldi. Seçim olacağı için bize dendi ki siz bunu Kasım’da alın. Kasım’da böyle bir niyetimiz var; zaten normalde sıra bize geldi. Dolayısıyla Ağustos yerine Kasım ayında Kabil Bölge Komutanlığı görevini muhtemelen alma durumumuz söz konusu. Burada sorun şu, bu sektörde görev yapan İtalyanlar ve Fransızlar buradaki taburlarını çekmek istiyorlar, kendi bölgelerine, doğu ve güneye götürecekler. Onlar bu kuvvetleri çektiği takdirde onların boşalttığı yerleri bizim doldurmamız lazım. Nasıl dolduracağız? Elbette NATO’da yapılacak bir Kuvvet Yapılandırma Konferansı sırasında diğer ülkelerden yardım istenecek. Diğer ülkelerden ne kadar talep gelecek, ne kadar katılım olacağını zaman gösterecek. Gereksinimleri karşılamada bazı zorluklar olursa şu anda orada olan 800 mevcutlu olan birliğimizin mevcudu görev ve sorumlulukları aynı kalmak şartıyla artabilir. Bunun dışında biz özellikle Afganistan’daki bütün eğitim-öğretim kuruluşlarına yardımcı oluyoruz, personel gönderiyoruz ve daha fazla personel göndermeyi de düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Azerbaycan ve Ermenistan konusunu sormuştunuz. Bunu da iyi değerlendirebilmemiz için sorunlar nelerdi bunu iyi tespit etmemiz lazım. Türkiye ile Ermenistan arasında ne sorunlar var, bir kere onlara bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. 1921 Kars Anlaşması var, sınırların tanınması konusu var. Resmen imzalanan bir Kars Anlaşması ve çizilen sınırların tanınması konusu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Anayasa’nın başlangıç maddesinde yer alan Türkiye'den toprak taleplerinden vazgeçme sorunu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Tabi en önemlisi bu sözde soykırım iddialarından vazgeçme durumu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel olarak baktığınız zaman Türkiye – Ermenistan arasındaki temel sorunları böyle ifade edebilirsiniz. Gündemde olan soykırım kavramına gelindiği zaman burada gözden kaçan önemli bir husus var; olaya hukuksal boyutuyla bakmak lazım. Soykırım olayı hukuksal olarak özel kasta dayanan bir olay. Genel kastı soykırım suçlaması yapamazsınız. Bu konunun hukuk boyutuna çok girmeyelim ama insanlığa karşı işlenen suçlar genel kasta girer, soykırım özel kasttır. Soykırım özel kast demek bir ulusun, etnik grubun, ırksal grubun, dinsel grubun sırf o gruba ait olduğu için planlı, programlı ortadan yok edilmesi anlamına gelir özel kast, bu çok önemli bir konu. Burada gözden kaçmaması lazım olan diğer önemli bir konu var; siyasi gruplar soykırım kavramı içine girmez. İlgili kanunu inceleyin, siyasi gruplar soykırım bazı ülkelerin isteği dışında bırakılmıştır. Özel kastın bulunması lazım. Bu özel kastı da ortaya koymanız için belge koymanız lazım. Bunu kim koyacak, kim karar verecek? Bunu da ben bu vesileyle ifade etmek isterim. Mevcut mevzuata göre Türk Ceza Kanununda soykırım suçuyla ilgili madde var, kişilerle ilgili. Devletlerle ilgili konularla ise Uluslararası Adalet Divanı ilgileniyor. Peki, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunlar nelerdir? Azerbaycan – Ermenistan arsındaki sorunlara baktığınız zaman birincisi 1991 yılında Ermenistan’ın tek taraflı olarak Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni kurduğunu ilan etmesi. 1991’de olaylar başlıyor ve bunun akabinde de 1993’te yedi tane il veya ilçenin işgali gerçekleştiriliyor. Temel sorun budur. Nasıl çözülebilir? Elbette bu konu özellikle Ermenistan’ın işgal etmiş olduğu Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi önemli bir konudur. Sayın Başbakanımız bu konuyla ilgili Türkiye'nin görüşlerini bir iki defa net olarak açıkladı. Hatırlarsanız “Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapısının açılması Ermeni birliklerinin işgal edilmiş Azerbaycan topraklarından çekilmesiyle eşzamanlı, aynı zamanlı olmalıdır, olur” şeklinde Sayın Başbakanımızın bu konuda ifadesi var; biz de bu düşünceye aynen katılıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyi 45 dakika aştık. Ben bu iletişim toplantısına katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum. Sormak istediğiniz soruları zamanın elverdiği kadarıyla cevaplandırmaya çalıştık. Biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak tekrar altını çiziyorum, demokrasiye, demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız, yasalara saygılıyız. Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü faaliyeti mevcut Anayasa ve yasalar çerçevesinde yürütülür, yürütülmektedir, yürütülecektir. Bunun için, her türlü soruya, düşünceye her zaman açığız. Burada olduğu gibi çok açık şekilde sorularınızı alıp cevaplandırmamız da bir noktada Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendine olan güveninin de bir göstergesidir, belirtisidir. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz her şeyden evvel Türk milletine güveniyoruz, Türk milletinin sağduyusuna güveniyoruz. Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin büyük bir devlet olduğuna güveniyoruz. Gücümüzün farkında olalım, olaylara yalnız kötü noktadan bakmayalım; iyi noktalarından da bakalım. Türkiye'de her şey yasalara uygun yürüdüğü sürece, birlik beraberlik ortamı sağlandığı sürece ben Türkiye'nin bütün sorunlarıyla başarıyla mücadele edeceğine inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün aslında acı bir gün, bugün toplantıya o kapsamda başlamıştık. Bugün hayatlarını kaybeden dokuz tane vatan evladımız, hepsi genç, iki tanesi uzman, diğerleri genç 20 yaşında çocuklar. Bunların acısı tabi çok büyük. Onların hatıraları önünde ben saygıyla eğiliyorum. Onları devamlı rahmetle anacağız. Ailelerine, ailelerin acılarını paylaşıyoruz. Onların acıları çok büyük, onlara da her zaman saygılıyız. Bu kapsamda Türk milletine tekrar başsağlığı diliyorum ama şunun da bilinci içinde olmamız lazım. Maalesef Türkiye bulunduğu coğrafya ve bulunduğu şartlar çerçevesinde türleri, kapsamları, şekilleri farklı olabilir ama maalesef terörle yaşama gibi bir durumla karşı karşıya. Terörle yaşamda, terörle mücadelede yer verilmeyecek tek şey karamsarlıktır. Karamsarlık, karamsarlığa düşme terör veya terör eylemini yapan kişilerin arzu ettiği noktaya gelmektir, bu noktaya gelmememiz lazım. Acılarımızı içimize gömeceğiz ama mücadelemize aynı kararlılıkla, aynı cesaretle devam edeceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Terörle kimse bir yere varamaz, terörle hiç kimse bir yere varamaz. Son olarak bu konuda söylemek istediğim bu. Hepinize çok teşekkür ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-7380976680826780625?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/06/genelkurmay-baskani-orgeneral-ilker.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkPagwUDNqI/AAAAAAAAAYU/u8P8gxpV4y8/s72-c/basbug.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-7468928385422926370</guid><pubDate>Wed, 24 Jun 2009 19:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-24T12:18:25.403-07:00</atom:updated><title>Cemaat güçlerinin "planlı" tatbikatı mı ?</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkJ73ASKAzI/AAAAAAAAAYM/dnaCaYgN4xo/s1600-h/fgulen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350975492168745778" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 275px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkJ73ASKAzI/AAAAAAAAAYM/dnaCaYgN4xo/s320/fgulen.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Harp Akademileri Komutanlığı´nda yaptığı yıllık değerlendirme toplantısında cemaatlerin iktidar hırsına dikkat çekti. Başbuğ konuşmasında güçlenen cemaatlerin iktidarı ele geçirmek istediğini vurguladı, bunun asla mümkün olmayacağını da sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O konuşma 14 Nisan'da yapılmıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Haziran'da Taraf gazetesinde yayınlanan bir haber, Başbuğ'un konuşma yaptığı o Nisan günlerinde Genelkurmay Karargâhı´nda bir de "AKP ve Gülen'i bitirme planı" yapıldığını haber veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbuğ'un cemaati hedef alan konuşması ile "Gülen'i bitirme planı"nın Taraf gazetesinde yayınlanması arasında yaklaşık iki aylık bir süre var. İki ay sonra yayınlanan o haberle askerlere tam bir "suçüstü" yapılmış durumda. Deyim, Zaman gazetesi Yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı'ya ait; suçüstü, çünkü raporu yazdığı iddia edilen Albay karargâhta görevli. Dumanlı, bunun anlamını şöyle deşifre ediyor:: "Eylem planının altında Kıdemli Albay Dursun Çiçek'in adı bulunuyor. Gazetelere yansıdığına göre Çiçek, Psikolojik Harp Dairesi'nin yerini alan Harekât Başkanlığı 3. Destek Şube Müdürlüğü'nde görev yapıyor. Yani iddia edilen olay Genelkurmay Başkanlığı'nın tam göbeğinde cereyan ediyor… Lafı uzatmaya gerek yok; bunun adı komplo kurmaktır, iftira atmaktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbuğ'un konuşması ile plan arasında bağlantı kuran başka Zaman yazarları da var. Örneğin Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal, askerleri "kendisini devletin sahibi gibi görmekle" eleştirdiği "Fethullah Gülen Hocaefendi ve asker" başlıklı yazısına bir de not iliştirmiş. Not şöyle: "20 Nisan günü bu köşede, Sayın Başbuğ'un konuşmalarından, önce cemaati, sonra da AK Parti'yi bitirme stratejisi sezdiğimize dikkat çekilmişti."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani cemaat, "AKP'yi ve Gülen'i" bitirme planında İlker Başbuğ'un parmağı olduğu kanısında. En güçlü kanıtları ise, Başbuğ'un Nisan ayında yaptığı o konuşma. Taraf gazetesinin haberi ise kanılarının kanıtı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf'ın haberi ile cemaatin bir karşı atak yaptığı kanısını besleyenler de işte bu beyanatlar. Peki, karşı komplo iddialarının da kanıtları var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam gazetesi yazarı Serdar Akinan bugünkü yazısında Taraf gazetesindeki haberi yazan muhabire dikkat çekiyor. Akinan, haberi yazan Mehmet Baransu'nun tek kaynağının emniyet istihbaratı olduğunu belirtiyor ve adı geçen muhabirin cemaatin haber dergisi Aksiyon'dan Taraf'a transfer olduğuna dikkat çekiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama asıl önemlisi Taraf'ın haberinin, Dolmabahçe Mutabakatının Başbakan Tayip Erdoğan tarafından tekrar gündeme getirildiği günlere denk gelmesi. Başbakan'ın o görüşmeyi neden gündeme getirdiği hala muamma. Üstelik Başbakan "Benimle ebediyete gider" dedikten 48 saat sonra "Büyükanıt konuşursa ben de konuşurum" diyerek konuyu gündemde tutma ısrarını sürdürdü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılanlara göre Başbakan Erdoğan ile zamanın Genelkurmay Başkanı Büyükanıt arasında yapılan bu mutabakat ile TSK içinde 2012'ya kadar hâkim olacak Hilmi Özkök çizgisi güvence altına alınmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞ'a daha iki ay var. Ancak YAŞ'a sunulacak terfi planının iki ay önceden tartışılmaya başlandığı ve askerlerin şuraya bu tartışmalarda oluşturulmuş bir planla gittiği biliniyor. Askerler terfi planını tartışırken, Taraf'ın haberi ve Başbakan'ın açıklaması ile askerler de tartışılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay, planın TSK'da hazırlanmadığını açıkladı bugün. Yani gündemimizi TSK'da hazırlanmamış TSK planları belirlemeye başladı yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirme planı kesin, kimin kimi bitirmek istediği ise meçhul. Kimilerine göre bunlar darbe heveslilerinin hala faal olduğunun kanıtı, kimilerine göre ise "Gülen'i bitirme planı", "Gülen'in bitirme planı"nın bir parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından yeni bir dalga gelir mi dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Orhan Gökdemir&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-7468928385422926370?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/06/cemaat-guclerinin-planl-tatbikat-m.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkJ73ASKAzI/AAAAAAAAAYM/dnaCaYgN4xo/s72-c/fgulen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-4860626698404343471</guid><pubDate>Wed, 24 Jun 2009 17:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-24T10:10:31.617-07:00</atom:updated><title>Fehmi KORU, Ergenekon Belgesini Yazanı Biliyor</title><description>Günlerdir ortalığı kasıp kavuran malum belgelerin yayınlandığı gün, Ergenekon Ana Belgesi’nin de fotokopi, üstelik imzasız ve isim yerinin ise özellikle okunması için karalandığını bir ay öncesinden “OYUNUN ADI KONTRA ERGENEKON” isimli kitabı yazan Muammer KARABULUT açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığı açıklamada, 22 Ocak 2008 tarihinden itibaren Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan herkesin, bu imzasız düzmece fotokopide yer alan rapora ilişkin sorgulama yapıldığını söyledi... Fakat hiç kimse, "onlarca seçkin insanın nasıl olur da böylesi bir uyduruk belgeyle tutuklanır?" sorusunu dahi gündeme getirmedi!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi TARAF gazetesinde yayınlanan haberi, daha iyi anlamak için bir kenara bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce KARABULUT'un bahsettiği Ergenekon belgesinde yer alan üç ayrı karalamanın farklı olduğunu kriminal incelemeye tabii olmadan anladıktan sonra , Fehmi KORU'nun aynen Mehmet BARANSU benzeri bir şekilde, Taha KIVANÇ adı ile 30 Nisan 2001 tarihinde yazdığı "Hayeller gerçek galiba" başlıklı yazısında; "Ergenekon: Analiz-Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi başlığı taşıyan ve üzerinde 29/Ekim/1999 tarihi düşülmüş. Raporu yazanın adı sonunda yer alıyor" diye yazıyor!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon'un her tarafını yazan Fehmi KORU bu ismi açıklamıyor!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metni hayatında görmeyen insanlar 2008 yılından itibaren tutuklanmaya başlıyor! Ama Ergenekon belgesinden haberi olan ve 2001 yılında belgeyi "yazanın adının, sonunda yer" aldığını söyleyen Fehmi KORU'ya, bu isim kim diye sorulmuyor!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü 2001 yılında o belgeyi okunsun diye kim karaladıysa, bugün TARAF gazetesinde yayınlanan belgeyi de %100 o yazdı... Onu da Fehmi KORU zaten bildiğini 2001 yılında yazmış!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORUN,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O Ergenekon belgesinin sonunda yer alan isim kimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O belgeyi sana kim getirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertelenen asrın (!) açıklaması ise bu hafta tüm kamuoyuna duyurulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size kitaptan alıntı ve o belge;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkJdyyx2_4I/AAAAAAAAAYE/60WMS4VTiCc/s1600-h/ergenekon+belgesi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350942434475310978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkJdyyx2_4I/AAAAAAAAAYE/60WMS4VTiCc/s320/ergenekon+belgesi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ata Kitap Dünyası&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-4860626698404343471?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/06/fehmi-koru-ergenekon-belgesini-yazan.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HkQ0gbiYm1Y/SkJdyyx2_4I/AAAAAAAAAYE/60WMS4VTiCc/s72-c/ergenekon+belgesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-107440683991927666.post-1547963277339453732</guid><pubDate>Wed, 24 Jun 2009 17:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-24T10:03:03.869-07:00</atom:updated><title>Emperyalizme Hizmette Sınır Yok!</title><description>Güzel Amerikalı’dan, Hablemitoğlu’na Cumhuriyet’in Tutumu&lt;br /&gt;Türkiye, emperyalizme dönük yüzünün olağanüstü derinleştiği bir dönemden geçiyor. “Mustafa”, “Ergenekon”, “özür diliyorum”, “ulusalcı terörist” gibi daha nice kavram kargaşası içinde sömürü daha bir egemen yapı bozuma dönüşüyor. Değerlerin ve devrimlerin hiçleştirildiği güç kayması emperyalizme hizmet eder bir toplum yaratma çabalarına gem vuruyor. Türk aydını cinnet geçiriyor. “Aydın” denenlerin de kime ve neye hizmet ettiği de tartışmalı olduğu, bu topraklara ihanetin ezelden beridir çakılı olduğu bir çividir. Türk aydını ihanet yorgunu olmuştur. Bizden görünenlerin “kıblesi” para, şeyh, ağa ve en başta da emperyalizmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gücü tükenen bir ulusun başvuracağı tek şey isyan edebilme iradesini göstermektir. Kendini soyanlara ve yok hükmünde görenlere; salt seçim dönemlerinde anımsayanlara karşı başkaldırmaktır, asıl olan sorumluluğu! Bu direnişi ve derlenişi, doğrudan emperyalizmi hedef gösteren öncüllerle harekete geçirmek olanaklı görünmektedir. Yoksa fikri ve ideolojik yalpalamalarla onurdan söz etmek cahilliktir. “Yazar, önce vicdanına karşı sorumludur. Yazar yine önce içinde yaşadığı topluma, halkına karşı sorumludur. Bu sorumlulukları duymayan, kalemleri satılık yazarlar çok çabuk toplumda açığa çıkar belli olur. Maskeleri çabuk düşer. Malherbe, yazara şu soruları sorarak yazarın kişiliğini, sorumluluğunu saptar, tanımlar: ‘her şeyi yazabilecek kadar kendini özgür hissediyor musun? İnsan ve toplum hakkında yeterli deneyin var mı? Kişisel bir dünya görüşüne sahip misin? Birbirine benzemeyen belirsiz hislerinin halis, saf derinliğine inebildin mi? Vicdanının sesi insancıl mı?”[1] Samim Kocagöz’ün yazar ve sorumluluk üzerine söyledikleri, ortaçağ karanlığındaki “media”ya saplanan kılıç olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimiz tuz öğütüyor! Yazılanlara ve yapılanlara karşı söyleyecek sözü olanlar, “acaba” deyip kala kalıyorlar! Çok açık ve net, endişe: Türkiye’nin emperyalizme dönük yüzü “Silivri” bizi de yutar mı? Kimileri de Kemalistlere saplanan hançeri göremeyecek denli küçültmüşler ve Ergenekon’la gelinen noktayı sindirmişe benziyorlar. Cumhuriyet Gazetesi bu konuda ciddi bir çuvallamanın içinde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim şehidimiz Dr. Necip Hablemitoğlu’nun 6. ölüm yıldönümünde; ertesi günü 19 Aralık tarihli gazetelere baktığınızda, hiçleştirilen mücadele insanının kalıtlarından dahi eser görülmüyor. İğdiş edilmiş, cüceleştirilmiş anma törenlerinde olmayan, Ankara’nın göbeğinde oturan Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın ismi küçük bir yamama operasyonuyla mezarı başında yapılmış bir açıklama izlenimi uyandırılarak, sözleri iki cümlelik “haber değeri görülmeyen” sütuna yapıştırılıyor. Borçla, işsizlikle mücadele eden bilinçli aydınların ismi dahi haberde geçmiyor. Aynı gün Ergenekon’dan tutuklanan onurlu Türk kadını, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un mahkemedeki ifadeleri yer almıyor. Sevgi Erenerol şöyle başlamıştı mahkemedeki ifadesine: "Bundan 6 yıl önce sevgili arkadaşım, aile dostum, mücadele arkadaşım Necip Hablemitoğlu evinin önünde zalimce katledildi. Onun pırıl pırıl zekâsı ile mücadele edemeyenler onu katlederek susturdular. Şayet hayatta olsaydı o da bizim gibi bu salonda olacaktı. Tıpkı Uğur Mumcu, Bahriye Üçok gibi. Bu operasyonun senaryosu Atlantik ötesinde hazırlanmış olup, ülkemizdeki işbirlikçileri aracılığıyla hayata geçirilmiş bir davadır. Talimat Washington'dan verilmiştir. Avrupa Parlementosu'nun Mart başındaki Türkiye raporunda ise 'Ergenekon'un üzerine kararlılıkla gidilsin' deniliyordu." Acaba Cumhuriyet’te kimler rahatsız olmuştu Sevgi hanımın bu sözlerinden! Alman Vakıfları’na hizmet eden sorumlular mı? Köstebeklerle işbirliğinde olanlar mı? F tipi kuruluşlarda kurul üyeliği yapanlar mı? Kim rahatsız olmuş olursa olsun, temel çelişki kuşkusuz onurdan yoksunlukla, gazeteyi kuş yapıp uçuranlarla ve yarısından fazlasını reklâm mezarlığına çevirenlerle ilgili bir durum! Var mı peki Uğur Mumcu bizim şehidimiz, Necip Hablemitoğlu bizim şehidimiz değil, demenin neye hizmet ettiğini! Aynı gazetenin, “El Tayyip” kitabıyla, başbakanın yolsuzluklarını gündeme getiren, “kaza sonucu”(!) yaşamını yitiren Mehmet Bölük’ü andığını gördünüz mü? Onurlu Türk aydını, çevirmen Bertan Onaran’ın taşra baskılarında yayımlanması uygun görülerek alınan yazılarının yerine “bar, kafe” reklâmlarının yapıştırılarak yayımlanması karşısında neler duyumsadınız? İyi ki de Mehmet Faraç, Ergin Yıldızoğlu, Bahadır Selim Dilek, Mahmut Gürler var ki gazete okunur bir hal alıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş dönemlerde de eleştiri konusu yapmıştım. Ali Sirmen, Amerikan destekli, Amerikan NGO’larından aldığı paralarla yolunda yürüyen, Beyaz Saray’a kırmızı halılarda kabul edilen, Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Talabani’nin peşmergeleri eşliğinde ziyaretlerde bulunan Tuna Bekleviç’i ve partisi Güçlü Türkiye Partisi’ni öve öve bitiremiyordu! Yine başka bir tavşan daha çıktı Sirmen’in şapkasından! 06.12.2008’de: “CHP’nin tek parti döneminin mirasının da, aktiflerinin de pasifleri de olduğunu, bunu da en iyi CHP’lilerin değerlendirmesi gerektiğini…bu arada Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde olduğu gibi, ‘Tek Parti’ yönetiminin en yoğun yıllarında bile CHP içinde belirli, biraz mahcup da olsa bir muhalefetin olduğu..” Paranın sıcak kokusuyla “aktif, pasif” dil alışkanlığı Kemalist Devrimi maalesef ki açıklamaya yetmiyor. 07.12.2008’de de gazeteci kılıklının yaptığı “Mustafa”yı anlatırken: “kimin hakkı vardır, bir başkasının Mustafa Kemal’i aynı kendi gördüğü gibi görmesini istemeye?” Tek bir Mustafa Kemal Atatürk olduğunu bilmez mi, yoksa işine mi gelmez gerçek Mustafa Kemal! Emperyalistlerin uydurduğu büyük yalandan özür dileme kampanyası başlatan; Soros aydınlarının çabaları için de, 15.12.2008 tarihinde: “hiç kuşkusuz, her toplumun tarihinde ak sayfalar gibi kara sayfalar da vardır. Hiçbir toplum bundan münezzeh değildir…hiçbir ulus da koca bir tarihin tümünde ellerinin temiz olduğunu iddia edemez. Türkiye de gerçekten geçmişinde özür dilenecek bir şey olmuşsa diler..” demiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haklı tepkisine karşılık da: “hangi demokratik ülkede, bir kısım aydınlar bir bildiri yayımladığında basın gidip Silahlı Kuvvetler’e ‘ne düşünüyorsunuz?’ diye sorar? Böyle bir soru sorulsa bile hangi ülkede, ‘bu konu Silahlı Kuvvetler’i ilgilendirmez’ anlamını taşıyan veya buna yakın olanın dışında bir yanıt alabilirler? Aydınların tarihi bir konuyla ilgili dilekçeleri TSK’yı ne ilgilendirir?” Sirmen, Fransız etkisinde fazlaca kalmış olacak ki, Türk Ordusu’nu kışlasında yok hükmünde görüyor, yazık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in her taşın altından sen çıkıyorsun dediği başyazardan, “Güzel Amerikalı” kitabıyla Amerika’ya güzellemelerde bulunan başyazara, Batı kapitalizmine sırnaşan yazarlarından, Alman ekolünün başatlığının korunduğunu sık sık anımsatan ve Alman tarihine ve yöneticilerine övgüler düzen ve hala Almanya’nın şefkatli kollarında yaşayan güdümlü yazarlarına, Ergenekon’a “gazeteci kimliğiyle girip gazeteci kimliğiyle çıktığı”nı söyleyerek, tutuklananların tümünü yandaş medyanın yaftalamalarına eklemlenmesini derinleştirenlere…Cumhuriyet’in yoğun bakım sürecine girdiğini anımsatmak yararlı olacaktır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı’da aydın kıyımı sürgünler yoluyla Malta’ya yapılıyordu. Günümüzdeyse sürgün yeri; emperyalizmin yeni karargâhı Silivri olmuştur! Bunu göremeyen göz ya kördür ya da Batı kapitalizmi serumuyla ölüme sürüklenen yoğun bakım hastası!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kaan TURHAN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/107440683991927666-1547963277339453732?l=ciafgulen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ciafgulen.blogspot.com/2009/06/emperyalizme-hizmette-snr-yok.html</link><author>noreply@blogger.com (Millici)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item></channel></rss>